Anlatı

 

Roman incelemelerimizde “anlatı” kavramını sık sık kullandığımızı fark edebilirsiniz. Bu, günümüzde edebi eserleri incelerken kullanılan en temel ve en önemli kavramlardan bir tanesidir, ancak kullanırken ne kadar rahat olursanız olun, açıklaması ve kesin sınırlar içinde tanımlaması zorlayıcı bir iş olarak kalabilir.  
 
Anlatı, en “teknik” kalıplar içinde; “hayali veya gerçek olayların, yazılı, sözlü veya görsel bir şekilde ve belli bir sırayla aktarılması” şeklinde tanımlanabilir. Öyküler, şiirler, romanlar, filmler, diziler, hatta insanlar arasındaki sohbetler bile, anlatı örnekleri olarak değerlendirilebilir.


Anlatı, dünya genelinde sıklıkla İngilizce olarak kullanılan evrensel bir kavramdır. Anlatı kelimesinin Türkçede artık standart hale gelmiş olmasına karşın, özellikle internette daha fazla araştırma yapmak için “narrative” kavramını da kullanabilirsiniz.
 

Sitemizin ilgi alanı içinde kalan edebi eserler kapsamında anlatı kavramını değerlendirmek için kullanılabilecek ilk “kural”, bu mantıkla anlaşılabilir: Her roman, bir anlatıdır. Ancak her anlatı bir roman değildir. Her öykü, bir anlatıdır. Ancak her anlatı bir öykü değildir.Her biyografi, bir anlatıdır. Ancak her anlatı bir biyografi değildir. Bu listeyi, istediğiniz gibi uzatabilirsiniz.
 
Yukarıdaki kısa uyarıda, bu kelimenin özellikle İngilizce karşılığı olan “narrative”in evrensel olarak kullanıldığını belirtmiştik. Bu kavramı Türkçeye “anlatı” şeklinde çevirmenin yarattığı sıkıntılardan bir tanesi, “-tı” ekinin yaygın anlamıyla alakalıdır. “-tı” eki getirilen fiiller, çoğu zaman o fiil sayesinde üretilen isimleri ifade eder.
 
Örneğin “söylenti”, söylenen şey, “görüntü”, görülen şey, “sızıntı”, sızan şey, “kırıntı” ise kırılan şey şeklinde açıklanabilir. Ancak edebi anlamda kullanılan “anlatı”, tam olarak “anlatılan şey” demek değildir. Kelime günlük hayatta bu anlamla kullanılabilir, ama teknik bir kavram olarak anlatı, aslında “anlatılan şey”den çok, bu “anlatılan şeyin” nasıl anlatıldığı ile alakalıdır.
 
Bu durumu ve anlatı kavramının olası boyutlarını değerlendirmek için, aşağıdaki olaylar zincirini ele alabiliriz. Bunların, gerçekten yaşanan olaylar olduğunu ve bizim bir şekilde bunu bir anlatı haline getirmeye çalıştığımızı düşünelim.
 
09.00: İstiklal Caddesi’ndeki bir binanın çatısındaki restorasyon çalışmasında işbaşı yapılır. İnşaatın son günü olduğu için işçiler gergindir.
10.00: Ahmet evinden çıkar
10.10: Ayşe evinden çıkar ve işe gider
11.10: Ahmet tramvaya biner.
11.35: Ahmet tramvaydan iner, yürümeye başlar.
11.55: Ahmet İstiklal Caddesi’ne ulaşır, yürümeye devam eder.
12.00: Ayşe öğle yemeği için Beyoğlu’ndaki ofisinden çıkar.
12.00: 12.00: Restorasyonu tamamlayamamaktan çekinen işçiler, öğle arası vermeden, çalışmaya devam ederler.
12.05: Ayşe, ofisinin kapısından birkaç adım ileride Ahmet’e çarpar.
12.06: Ahmet, çarpışma nedeniyle bir an için duraksar, Ayşe ile karşılıklı olarak birbirlerinden özür dilerler.
12.07: Ayşe ile Ahmet ayrılır, Ahmet yoluna devam eder
12.08: Restorasyon çalışması yapılan binanın çatısından düşen tuğla, tam o anda alttan geçmekte olan Ahmet’in kafasına düşer.
12.15: Ahmet hayatını kaybeder.
 

Edebi anlamıyla anlatı kavramı, sizin bu “yaşanan olayı”, hangi bakış açısıyla, ne sırayla, hangi bakış açısıyla, nasıl bir ton ile anlattığınızı, daha doğrusu, tüm bu tercihler yapıldıktan sonra ortaya çıkan son ürünü ifade eder.
 
Bu açıdan, anlatı anlatılan şey demek değildir. Anlatılan şey, her zaman, bir kadınla çarpıştığı için duraksayan bir adamın kafasına tuğla düşmesidir. Ancak bu, Ayşe’nin bakış açısından, sadece onun gördükleri kullanılarak da anlatılabilir, Ahmet’in bakış açısıyla, tuğlanın düştüğü andan başlanarak geri doğru da anlatılabilir, hatta, tuğlanın bakış açısından, tuğlanın düşme anına yoğunlaşarak da sunulabilir.
 
Aynı şekilde, kullandığınız kelimelere, üsluba ve tona dayalı olarak bu olay Ahmet’in ölümüne giden trajik bir anlatı haline de gelebilir, yüzde birlik bir ihtimali değerlendiren şok edici bir öyküye dönüşebilir veya durumun komikliğine yoğunlaşarak bir mizah anlatısına yol açabilir.
 
Kısacası, yaşanan olaylar, bunların sırası ve sonuçları değişmese de, ortaya çıkarılabilecek anlatı ihtimalleri büyük değişkenlik gösterebilir.
 
Bu durum kurgusal bir hikayeye de rahatlıkla uyarlanabilir. Yukarıda oluşturduğumuz Ayşe – Ahmet – Tuğla üçgeni kurgusal bir senaryo olsa da, yukarıdaki anlatıların hepsi ihtimal dahilindedir. Tek ciddi fark, artık ortada “gerçekten yaşanan” bir şeylerin olmamasıdır.
 

Anlatı


Anlatı'nın sözcük anlamı "anlatılan şey" gibi bir çağrışım yapsa da, edebi bir kavram olarak anlatı bir olay veya durumun okuyucuya, izleyiciye veya dinleyiciye nasıl anlatıldığına yoğunlaşır.

Yine de bu, anlatı kelimesinin ifade ettiği durumu değiştirmez. Ahmet, Ayşe ve Tuğla arasında yaşandığını kabul ettiğiniz olaylar hala “belirli” olaylardır. Kurgusal olmaları, bu olayların yaşanıp yaşanmaması yönündeki tercihin size kaldığı anlamına gelir. Ancak, olaylar üzerinde yapacağınız değişiklikler, anlatıyı değil, sizin hikayenizi etkiler. Örneğin, düşen tuğlanın Ahmet’i öldürmemesine karar verirseniz, burada anlatıdan önce hikayenizin kendisini değiştirmiş olursunuz.
 
Bu anlamda, hikayenin gidişatı içindeki olayların değişmesi doğrudan anlatı kavramı ile ilgili değildir. Fakat tabii ki, Ahmet’in ölmesi veya ölmemesi ile ilgili vereceğiniz karar, yazdığınız şeyin tonunu, yapısını ve mantığını değiştireceği için, oluşturacağınız anlatıyı da muhtemelen etkileyecektir.
 
Aynı şekilde, bu durum hangi olayların okuyucuya sunulacağı kararını kapsamamaktadır. Tüm bu olaylar yaşanıyor, ancak siz işçilerin mesaisi hakkında bir bilgi vermemeyi seçiyorsanız, bu anlatının bakış açısı ve aktarmayı seçtiği konuyla ile ilgili bir durumdur ve bu kararlar da anlatıyı önemli ölçüde etkiler.
 
Bu karışık kavram ile ilgili söylediklerimizi beş temel madde ile özetleyebiliriz:

 
  1. Anlatı, hayali veya gerçek bir olayın, yazılı, sözlü veya görsel olarak aktarılması sayesinde ortaya çıkan bir kavramdır.
  2. Edebiyatın temel ve önemli kavramlarından biri olsa da, günlük hayatta fazla kullanılmadığı ve çok kapsayıcı olduğu için zaman zaman tam olarak ne olduğunu anlamak ve ifade etmek zor hale gelebilir.
  3. “Anlatı” kelimesi, bizi zaman zaman öyle düşünmeye itse de, edebiyat çerçevesinde “anlatılan şey”den çok, “bir şeyin nasıl anlatıldığı” ile ilgilidir.
  4. Her roman / hikaye / masal / biyografi bir anlatıdır. Ancak her anlatı bir roman / hikaye / masal / biyografi değildir.
  5. Anlatı kavramını tam olarak anlamak için, kurgusal veya gerçek bir olay belirleyip, bunun nasıl farklı şekillerde aktarılabileceğini, ortaya nasıl farklı “anlatılar” çıkabileceğini hayal edebilirsiniz. 
 

Tamamlanmamış Roman


Mesire Yerleri


Önseme (Foreshadowing) Nedir?


Klasik Roman Yapısı