Anlatıcı Türleri


Bu yazıyı okumadan, Anlatıcı Nedir? isimli yazımıza göz atmanızı tavsiye ederiz.
 
 
1. Üçüncü Şahıs Anlatıcı 
 
Üçüncü Şahıs Anlatıcı, roman ve hikaye yazımında en çok karşımıza çıkan anlatıcı türlerinden bir tanesidir. Bu anlatı üslubunda yazar, hikayeyi “üçüncü şahıs” ağzıyla, yani “O” zamirini kullanarak anlatır.
 
Ancak, bu anlatıcı türü, kendi içinde de çeşitlilik gösterebilir. Dolayısıyla, bu üslubu daha iyi anlamak için, içindeki türleri de değerlendirmek gerekir.

 
  1. Üçüncü Şahıs Anlatıcı (Tanrısal)
 
“Tanrısal” Anlatıcı, “İlahi Anlatıcı” veya “Sınırsız Üçüncü Şahıs” olarak da tanımlayabileceğimiz bu anlatıcı türü, hikayeyi olayların dışında kalarak, fakat her şeyi bilerek anlatır. Klasik romanlarda görülen anlatıcı yapısı, bu üsluba örnek olarak gösterilebilir.
 
Bu anlatıcıya “tanrısal” denmesinin sebebi, kendisi bir “karakter” olmayan ve olaylara karışmayan anlatıcının, romanda anlatılan konuyla ilgili her şeyi bilmesidir. Buna yalnızca olaylar ve yaşananlar değil, tüm karakterlerin duyguları ve düşünceleri de dahildir. Böyle romanlarda “ana karakter” olarak tanımlayabileceğimiz karakterler olsa da, anlatı yalnızca onlara yoğunlaşmaz, bakış açısı onlarla sınırlı kalmaz.
 
Örnek:

 
Ahmet, başını öne eğerek sessizce durdu. İçinde büyük bir umutsuzluk vardı. Hayatında hiçbir şey yoluna girmeyecekmiş gibi hissediyordu. Kısık ve titreyen bir sesle, “Ne yapacağız?” diye sordu, ancak cevap gelmedi.

Kafasını kaldırdığında, Ayşe’nin yüzünde sert bir ifade olduğunu gördü. O durumu Ahmet’ten farklı karşılamıştı. Artık dayanamayacağını hissediyor, ama oturup üzülmek yerine bir şekilde savaşmak, mücadele etmek, isyan etmek istiyordu.

“Artık yeter,” diye geçirdi içinden. “Daha fazlasına katlanmayacağız.”

Yukarıdaki pasaj, bu anlatıcı türüne iyi bir örnek olarak sunulabilir. Anlatıcının hem Ahmet’in, hem Ayşe’nin iç dünyasına, düşündüklerine ve hissettiklerine hakim olması, onun anlattığı hikaye ile ilgili her şeyi bildiğini gösteren bir unsurdur.
 
Bu anlatıcı türünün zaman zaman “tanrısal” veya “ilahi” anlatıcı olarak ifade edilmesi, bunun dini ve mitolojik metinlerde kullanılan bir anlatıcı türü olduğu yönünde bir izlenim yaratabilir. Buradaki tanrısal kelimesi, anlatıcının roman kurgusu içindeki her şeyi bildiğini ifade etmek için kullanılmaktadır.
 
Dini bir metin bu anlatıcı türüyle yazılabilecek olsa da, tanrısal veya ilahi anlatıcı ifadeleri, kavramın dini metinlerle doğrudan bir bağı olduğu anlamına gelmez. Herhangi bir konu, tanrısal anlatıcı ile anlatılabilir.
 

Kitap
 
J.R.R Tolkien’in ünlü Yüzüklerin Efendisi romanları, bu bakış açısıyla yazılmış eserlere iyi örnekler olarak sunulabilir. 
 
  1. Üçüncü Şahıs Anlatıcı (Sınırlı)
 
“Sınırlı” veya “Sübjektif” Üçüncü Şahıs Anlatıcı, kullanılan anlatı dili bakımından “tanrısal anlatıcı” ile aynıdır. Romanın anlatıcısı, yine olayların dışında yer alır ve hikayeyi üçüncü şahıs ağzıyla, “O” zamirini kullanarak aktarır.
 
Ancak bu durumda, anlatıcı romandaki tüm olayları bilen, tüm karakterlerin görüşlerine hakim olan bir konumda değildir. Yaşananları genellikle romanın ana karakterinin bakış açısından takip eder ve yalnızca onun iç dünyasını, onun duygu ve düşüncelerini okuyucuya aktarır. Sınırlı üçüncü şahıs anlatıcı kullanan eserlerde, tek bir karaktere yoğunlaşmak gibi bir zorunluluk olmasa da, anlatıcının iç dünyasına hakim olduğu karakter sayısı genellikle az olur.
 
Bu anlatı üslubunda, yazar olayı tüm bakış açılarından inceleme fırsatını kaybetmiş olur, ancak odaklandığı ana karakter veya karakterlerin daha detaylı bir şekilde işlenmesini, okuyucuların bu karakterle daha rahat yakınlık kurmasını sağlar.
 
Örnek

 
Öğleden sonra Kamil Bey, revire çıkan merdivenle karantinaya inen merdivenin geniş sahanlığında, avluya girilecek kapıyı gören köşeyi, Zekeriya Hoca’nın yirmi beşer kuruşa kiraladığı üç iskemleyle çoktan tutmuştu. İçi içine sığmadığından oturamıyor, iskemlelerle kapının arkasındaki üç adımlık yerde dolaşıp duruyordu. (Tahir, Kemal. Esir Şehrin Mahpusu. İthaki Yayınları (2016), s. 128)

Kitap
 
Yukarıdaki alıntıyı içeren eser, Kemal Tahir’in Esir Şehrin Mahpusu romanı ve bu serinin daha önceki kitabı, Esir Şehrin İnsanları, sınırlı üçüncü şahıs anlatıcıyı daha iyi anlamak için okunabilecek kitaplar arasında gösterilebilir.           
 
2.1 Birinci Şahıs Anlatıcı
 
Birinci Şahıs Anlatıcı, isminden de anlaşılacağı gibi, olayları genellikle hikayenin içindeki bir karakterin, çoğu zaman da ana karakterin doğrudan aktardığı bir anlatı üslubudur. Bu anlatı tarzında, “yazar” ile “anlatıcı” rahatlıkla birbirinden ayrıt edilebilir, çünkü “anlatıcı” yaşanan olay içindeki kişilerden bir tanesi haline gelir.
 
Bu anlatı türü, üçüncü şahıs anlatıcıya göre daha sınırlı bir tür olmasına karşın, okuyucu ile karakter arasındaki ilişki ve empati potansiyelinin de en yüksek olduğu türü oluşturur. Okuyucu, anlatı boyunca yalnızca bu karakterin duygu, düşünce ve iç dünyasını kesin olarak bilir.
 
Örnek:

 
Vücudumun büyük bir parçasını kaybetmek hayaline bir saniye katlanamıyorum, içime baygınlıklar geliyor, ellerimle hasta bacağı tutuyorum ve onun ölümünü kendi ölümümden daha dehşetli buluyorum. (Safa, Peyami. Fatih – Harbiye. Ötüken Yayınları, 33. Basım. s. 88)

Kitap
 
Yukarıdaki alıntıda görebileceğiniz Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, birinci şahıs anlatıcı kullanan romanlara iyi bir örnek olarak verilebilir.
 
2.2 Birinci Şahıs Anlatıcı, Farklı Çeşitler
 
Birinci Şahıs Anlatıcı, bu bakış açısıyla, oldukça basit gibi gözükse de, aslında kendi içinde çeşitli farklı türlere de ayrılabilir.
 
Örneğin;

 
  • Çeşitli kaynaklarda, birinci şahıs anlatıcı ile “kahraman anlatıcı” kavramları eş anlamlı olarak kullanılır. Ancak, her Birinci Şahıs Anlatıcı romanın “asıl kahramanını” konu almaz. Mesela, Arthur Conan Doyle’un meşhur kahramanı Sherlock Holmes’un maceralarında genellikle birinci şahıs anlatıcı kullanılır. Ancak anlatıcı Holmes’un kendisi değil, yardımcısı Dr. Watson’dur.
 
  • Bu örneğe yakın bir başka kullanım ise, anlatıcının olayların dışında olduğu bir üsluptur. Birinci şahıs anlatıcı, genellikle olayların içinde yer alan bir karakter, çoğu zaman da ana karakterdir. Ancak, bazı eserlerde olayların tamamen dışında yer alan, hikayeyi dışarıdan inceleyen bir anlatıcı da kullanılabilir. Bu kullanım “Birinci Şahıs Tanık” veya “Birini Şahıs Gözlemci” olarak da ifade edilebilir.
 
 
  • Birinci şahıs anlatıcıya farklı bir boyut ekleyen ve yaygın olan bir kullanım da, “yazan” bir anlatıcı kullanmaktır. Bu durumda birinci şahıs anlatıcı, yalnızca olayları kendi bakış açısından aktaran biri değil, gördüğü ve yaşadığı şeyleri “yazan” bir karakter olarak kurgulanır. Bu anlatı öğesini kullanmak için, günlük ve mektup gibi unsurlar kullanılabilir. Türk Edebiyatı’nda, Yakup Kadri’nin Hep O Şarkı isimli romanı ve Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı eseri, bu anlatı üslubunun örnekleri olarak gösterilebilir.
 
Bu durum, aynı zamanda üstkurmaca kavramının da kapsamına girer.
 
  • Birinci şahıs anlatıcı ile birlikte rahatlıkla kullanılabilecek anlatı üsluplarından bir tanesi de “bilinç akışı” tekniğidir. Bilinç akışının kendi içinde bir anlatıcı türü olup olmadığı tartışılabilir. Bu kavramı daha iyi anlamak için, bilinç akışı yazımıza göz atabilirsiniz. 

3. İkinci Şahıs Anlatıcı
 
Çok nadir olarak karşımıza çıkmakla beraber, ikinci şahıs anlatıcı da romanlarda kullanılabilen bir anlatıcı türüdür. Bu tarz anlatılarda, yazar hikayesini “sen” zamiri üzerinden aktarır. Birinci şahıs ve üçüncü şahıs anlatıcı kadar popüler olmadığı için, bu üslup genellikle deneysel eserler üretmeye çalışan, bilinçli olarak farklı bir şeyler yapmaya çalışan yazarlar tarafından kullanılır.
 
Bir başka deyişle, bu anlatı üslubunu gördüğünüz romanlarda, yazarın asıl amacının bir hikaye anlatmaktan çok, roman sanatının sınırlarını zorlamak olduğu sonucunu çıkarabilirsiniz.
 
Örnek:
Gözlerini açtığında kendini bir bataklıkta bulduğun için şaşkınlık içindesin. Peki ama buraya nasıl geldin? Sakin kalmaya çalışarak elini cebine atıyorsun, ama telefonun artık orada değil. Gözlerini kısarak olabildiğince uzağa bakmaya çalışıyorsun, ancak yoğun sis görüşünü kısıtlıyor. Yavaşça ayağa kalkıyorsun, derin bir nefes alıyorsun ve yürümeye başlıyorsun.

Kitap:
 

İkinci Şahıs Anlatıcı kullanan bir roman örneği için, İtalyan yazar Italo Calvino’nun, “Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu” isimli romanına göz atabilirsiniz. 
 
4. Çoklu Anlatıcı
 
Bazı romanlar, birden fazla anlatıcı içerir. Özellikle 20. Yüzyılın ikinci yarısından sonra yazılan romanlarda popüler olan bu kullanım, anlatılan hikayeyi farklı bakış açılarından okuyucuya göstermeyi mümkün kılar ve böylece, geleneksel anlatı yöntemlerine göre daha karmaşık, daha çok katmanlı eserlerin ortaya çıkmasını sağlar.
 
“Çoklu anlatıcı” üslubunu kullanan metinler, aynı zamanda farklı anlatıcı türleri de içerebilir. Örneğin, Reşat Nuri Güntekin’in meşhur Çalıkuşu romanının ilk dört bölümü, ana karakter Feride’nin gözünden, birinci şahıs anlatıcı kullanılarak sunulur. Son bölümde ise, anlatının odak noktası değişir ve yazar üçüncü şahıs anlatıcıya döner. Böylece, romanda yalnızca iki anlatıcı değil, aynı zamanda iki anlatıcı türü kullanılmış olur.
 
Bu anlatıcı türünün, “değişken anlatıcı” veya “çoğulcu anlatıcı” gibi kavramlarla ifade edildiğini de görebilirsiniz.
 
Örnek:
 
Bu tür, kendi içinde birden fazla anlatıcı içerir. Dolayısıyla, bunu gösterecek kısa bir alıntı yazmak pek mümkün değildir. 
 
Kitap:
 
Birden fazla anlatıcı içeren romanlara örnek olarak, Orhan Pamuk’un Sessiz Ev ve Benim Adım Kırmızı eserleri verilebilir.
 
Birden fazla anlatıcı türü içeren romanlara ise, yukarda değindiğimiz “Çalıkuşu” romanı ideal bir örnek olabilir.   
 
5. Güvenilmez Anlatıcı
 
Kendi içinde ayrı bir “anlatıcı türü” olup olmadığı tartışmaya açık olsa da, modern edebiyatta ciddi anlamda önem kazanmış kavramlardan bir tanesi de, “güvenilmez” anlatıcı kavramıdır. Roman ve hikaye gibi türleri okurken, genellikle yazılan bilgilerin doğru olduğunu kabul eder, bunları sorgulamayız.
 
Örneğin, şöyle bir pasaj okuduğumuzda;

 
Masmavi gözlerinin içine baktım. Ona her baktığımda, kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyor, her şeyi başarabileceğime, başıma ne gelirse gelsin ayakta kalabileceğime inanıyordum.

Anlatıcının karşısında birisinin olduğunu, gözlerinin mavi olduğunu ve anlatıcının bu kişiye karşı büyük bir sevgi duyduğunu anlarız ve bu bilgiyi kabul ederiz.
 
Güvenilmez anlatıcı kullanan eserlerin doğası, aslında okuyucuların bu beklentisini yok etmek üzerine kuruludur. Bu anlatıcı üslubunu kullanan eserlerde sorulmaya çalışılan soru, anlatıcının okuyuculara aktardığı bilgilerin doğru olup olmadığı sorusudur.
 
Güvenilmez anlatıcı kullanılan eserlerde, yazar bir şekilde okuyucuya kendisine aktarılan bilgilerin doğru olmadığı izlenimini verir. Daha deneysel bir kullanım olan güvenilmez anlatıcı, pek çok şekilde karşımıza çıkabilir: Mesela, bir romanı bakış açısından takip ettiğimiz karakterin akıl hastası olması veya yalancı bir karakter olması, güvenilmez anlatıcı kullanmak için ideal temeller hazırlayabilir.
 
Örnek
 
Güvenilmez anlatıcı üslubunun, ne gibi farklı çeşitlerde kullanılabileceğini görmek için, Güvenilmez Anlatıcı isimli yazımıza göz atabilirsiniz.
 
Kitap
 
Chuck Palahniuk’un Dövüş Kulübü isimli romanı, güvenilmez anlatıcı üslubunu kullanan en meşhur romanlardan bir tanesi olarak gösterilebilir.
 
6. “Kuralsız”, Farklı Anlatıcılar
 
Özellikle roman ve hikaye gibi edebiyat dallarında, her şeyin sorgulanabildiği bir dönemde, tüm anlatıcı türlerinin bu şekilde kategorize edilebileceğini düşünmek doğru olmayacaktır. Yukarıdaki maddeler, pek çok romanda kullanılan anlatıcıları kapsayacak olsa da, bilinçli olarak bu kategorileri yıkmaya çalışan yazarlar başta olmak üzere, pek çoğunu da dışarıda bırakacaktır.
 
Bu konuyu daha detaylı olarak ele alan bir yazı için, kuralsız anlatıcılar yazımıza göz atabilirsiniz.

 

Tamamlanmamış Roman


Mesire Yerleri


Önseme (Foreshadowing) Nedir?


Klasik Roman Yapısı