Bilinç Akışı


Özellikle 20. Yüzyıl roman ve hikayelerinde karşımıza sık sık çıkan bilinç akışı tekniği, yazarların bir karakterin kafasındaki düşünce sürecini daha doğal hale getirmek, böylece karakteri (ve romanda yaşananları) daha gerçekçi bir şekilde ele almak için kullandığı bir tekniktir.
 
Bilinç akışını, karakterlerin düşünce süreçleri üzerinden tanımladığımıza göre, şu soruyu sormak iyi bir başlangıç noktası olabilir: Bilinç akışı kullanmayan, normal romanlarda karakterler nasıl düşünür? Düşünceler okuyucuya nasıl aktarılır?
 


Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway romanı, bilinç akışı tekniğinin en çok tanınan kullanımlarından bir tanesidir. 

Bunun, elbette, tek bir formülü olmamakla birlikte, romanlarda karakterler genellikle “sürekli olarak” düşünmezler. Yazar, romanda belli olayları, maceraları, anlatmak istediği bir hikayeyi konu alır ve bu karakterin düşünceleri, bu olaylar karşısında nasıl tepkiler verdiğini, neler hissettiğini, ne gibi çıkarımlar yaptığını göstermek için, gerektikçe okuyucuya sunulur.
 
Örnek:

 
Ahmet, bu sahne karşısında korkuyla ürperdi. Yıllardır üzerine çalıştıkları her şey berbat olmuştu. “İşte şimdi hapı yuttuk,” diye düşündü.

Oysa, bu mantık gerçek insanların düşünme mantığına oldukça aykırıdır: Günlük hayatta düşüncelerimiz, “gerektikçe” ortaya çıkmazlar. Aksine, kafamızın içinde daima yer alırlar, dış unsurlardan sürekli olarak etkilenirler ve herhangi bir düzene bağlı kalmadan ilerlerler.
 

Bilinç Akışı'nda Düşünceler:

Sürekli olarak ilerler, anlatının temel unsuru olarak kullanılır. 

Düzensizdir, karakterlerin "aklına gelenlerle", gördükleri ve yaşadıkları ile değişir, konudan konuya atlar.
Bilinç akışı tekniğinin, bu düşünce mantığını roman karakterlerine uyarlama çabası olduğunu söyleyebiliriz. Bilinç akışı kullanılan eserlerde, karakterin düşünceleri yukarıdaki örnekte gördüğünüz gibi belli “anlarda” ortaya çıkmaz, metnin tamamı veya kayda değer bir bölümü, tek bir karakter üzerinden, adeta bu karakterin kafasının içinden okuyucuya aktarılır.
 
Bu açıdan, bilinç akışı kullanan romanlarda karakterler sürekli olarak düşünür, aktarılan her şey bu karakterin bakış açısından anlatılır, dış dünyada gözlemlenen şeyler anlatının yönünü değiştirir, zaman zaman dilbilgisi ve yazım kurallarının yerini doğal bir düşünce süreci ve bu süreci okuyucuya ulaştırma çabası alır.
 
Bir örnek, bilinç akışı tekniğini daha iyi anlamayı sağlayabilir:

 
Sırtını kapıya dayayıp çevresine baktı. Kadının bıraktığı gibi duruyordu her şey: yatağın ayakucuna doğru atılmış yorgan, kırışık yatak çarşafı, terlikler, sandalye, süzgü, çay bardağı, kaşık, küçük bir tabakta beş altı şeker (altı şeker koymuştu o gece bir çay içebilir miyim acaba demişti odaya girince üçlük çaydanlıkta demlemişti çayı bir elinde tepsi kapıyı vurmuştu girin yatağın kıyısında oturuyordu paltosunu çıkarmış kara kazağı iri yuvarlaklı gümüş kolyesi bakmıştı zahmet oldu size sonra o köye nasıl gidileceğini sormuştu öyleyse saat sekizde uyandırın beni lütfen olağan birşeymiş gibi nüfus kağıdım yok demişti… (Atılgan, Yusuf. Anayurt Oteli. Yapı Kredi Yayınları, 12. Baskı (2008) s. 7

Anayurt Oteli romanından gelen bu bölüm, bilinç akışı tekniğinin pek çok özelliğini kısa bir alıntıyla gösterir. Anlatı, olayların merkezindeki karakterin gördüğü dış unsurlar ile başlar – yorgan, yatak, terlikler derken; çay ve şeker odaya gelen kadını hatırlatır. Buradan, kadınla yaşanan konuşmalara ve kadının bıraktığı izlenimlere geçilir. Diyaloglar, klasik bir romandan beklemeyeceğimiz şekilde, anlık sahneler ve kısa cümleler üzerinden sunulur, dilbilgisi kuralları göz ardı edilir.  
 
 
Canistan’dan gelen bu alıntının bir başka önemli özelliği, bilinç akışı tekniğinin her zaman birinci şahıs anlatıcı ile ilerlemediğini de göstermesidir. Bir karakterin düşüncelerini takip etmek ve olaylara bu karakterin bakış açısından bakmak dediğimizde, bu bilinç akışını kullanan romanların her zaman bir karakterin gözünden anlatılması gerektiği yönünde izlenim yaratabilir. Ancak, böyle bir zorunluluk yoktur – Anayurt Oteli'nde görebileceğiniz gibi, yazar Yusuf Atılgan üçüncü şahıs anlatıcı kullanır.
 
Bilinç akışını daha iyi anlamak için yapabileceğiniz en iyi şey, bu tekniği kullanan romanları okumaktır. Bunun için, Bilinç Akışı'nı Anlamanıza Yardımcı Olabilecek 5 Roman isimli listemize göz atabilirsiniz. 

 
- Karakterin iç dünyasını, düşüncelerini ve hislerini daha gerçekçi olarak sunar. 

- Merkeze konulan karakter ile okur arasında daha iyi bir bağ kurulmasını sağlar.

- Özellikle gerçekçi, günlük hayatı konu alan romanlar için veya empati kurulması ilginç olabilecek bir karakteri ele almak için, bilinç akışı tekniği diğer edebi tekniklere göre çok daha etkili olabilir. 
- Bilinç akışını gerçek anlamda kullanabilmek için, yazarlar genellikle tek karaktere yoğunlaşır.

- Bu nedenle, birden fazla karakteri merkezek koyan romanlar için sınırlayıcı bir yöntem olabilir. 

- Bilinç Akışı, insanların düşünce mantığını tam olarak yakalamaya çalışır. Bu nedenle ortaya çıkan metinler, okuyucu için fazla yoğun, fazla detaylı hatta yorucu ve sıkıcı hale gelebilir. 

 

Tamamlanmamış Roman


Mesire Yerleri


Önseme (Foreshadowing) Nedir?


Klasik Roman Yapısı