Klasik Roman Yapısı



Aşk-ı Memnu, Türk Edebiyatı'nda klasik roman yapısına göre yazılan ilk roman kabul edilir. 

Çeşitli edebiyat kaynaklarını incelerken “klasik roman yapısı” gibi bir kavramdan bahsedildiğini görebilirsiniz. Üstelik, kavram hem bu yapıya uyan, hem de uymayan eserler için kullanılabilir: Eğer “uymayan” bir romandan söz ediliyorsa, romanın “klasik yapıdan” hangi açılardan ayrıldığı açıklanır.
 
Dolayısıyla, özellikle modern edebiyat eserlerini incelerken, klasik roman yapısı ile neyin kastedildiğini anlamak çok faydalı olabilir.
 
Yaygın bir kafa karışıklığının önüne geçmek için, ilk olarak bu kavramın ne ifade etmediğini tartışarak başlayabiliriz. Bunun için, “klasik” kelimesinin anlamını netleştirmek iyi bir başlangıç noktası olacaktır.
 
Birden fazla anlamı olan “klasik” kelimesi, yaygın olarak, TDK’nın birinci sırada verdiği şu anlamıyla kullanılır:
 
Üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen eser
 
Bu tanımdan yola çıkarak, “klasik roman” kavramının üzerinden yıllar geçse de okunmaya ve beğenilmeye devam edilen, türün en iyi örnekleri arasında yer alan, başarılı romanlar için kullanıldığı söylenebilir.   

Dolayısıyla, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan gibi yazarların romanları, rahatlıkla Türk Edebiyatı’nın "klasik romanları" olarak gösterilebilir.
 
“Klasik roman yapısı” ifadesindeki “klasik” kelimesinin anlamı ise bu değildir. Kelimenin buradaki kullanımı, TDK’nın üçüncü ve beşinci maddelerde verdiği anlama, yani “Alışılmış” ve “Kökleşik” kelimelerine daha yakındır.
 
Bir romanın “klasik roman yapısına” yakın olduğu veya olmadığı söylenirken, ifade edilmeye çalışılan şey eserin bir “klasik” olup olmadığı değil, roman türünden beklenen alışılmış yapıyı ne kadar karşıladığı ile ilgilidir.
 

"Klasik"


"Klasik Roman" ve "Klasik roman yapısı", klasik sözcüğünü farklı anlamlarla kullanır. Klasik bir roman, klasik roman yapısına uymayabilir. Klasik roman yapısına uyan bir roman, klasik roman olarak kabul edilmeyebilir. 

“Tipik” romanlar, okuyucuya belli karakterlerin başından geçen bir olayı anlatmaya çalışırlar. Bu olay, çoğu zaman doğrusal bir zaman kullanımıyla, yani sayfalar ilerledikçe zamanın da olaylarla paralel olarak ilerlediği bir mantıkla, “serim – düğüm - çözüm” yapısı üzerinden okuyucuya sunulur.

 
Dostoyevski, Tolstoy, Balzac, Victor Hugo gibi onlarca yazarın eserlerinden örnekler gösterebileceğimiz bu roman yapısı, türün giderek yaygınlaştığı 19. yüzyılda sık sık kullanılmıştır. Batı Edebiyatı’nın “klasikleri” olarak tanımlanan pek çok eser de, bu “klasik roman yapısına” uyar.
 
Ancak “klasik roman yapısı”, modern yazarların getirdiği çeşitli yeniliklerle mutlaka takip edilmesi gereken bir şema olmaktan çıkmıştır. Örneğin, romanınızın ikinci bölümü, ilk bölümünden daha önceki bir zaman dilimini konu alıyorsa, klasik roman yapısından bir ölçüde de olsa uzaklaşmış olursunuz. Romanınızı “olaylar” üzerinden değil,  yalnızca bir karakterin düşündükleri üzerinden kurgularsanız, bu yapıdan oldukça farklı bir şeyler denemeye başlarsınız.


Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur romanı, klasik roman yapısından ayrılan eserlere iyi bir örnek olabilir. 
 
Yukarıda bahsettiğimiz yazarlar, bu ikinci cümlede söylenen duruma verilebilecek iyi örneklerdir. Örneğin Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mahur Beste, Huzur ve Sahnenin Dışındakiler gibi romanları, büyük ölçüde merkeze konulan karakterlerin düşünceleri, fikirleri, tespitleri ve gözlemleri üzerinden ilerler. Olaylar ve bunların ilerleyişi, doğrusal bir zaman kullanımı, romanın merkezinde yer almaz.
 
Bu durumda, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarında “klasik roman yapısından” ayrıldığı rahatlıkla söylenebilir. Hatta yazar, çeşitli edebi ögeler sayesinde, bunu kendi romanlarında bile dile getirir. Bunu daha detaylı olarak görmek için, Huzur dosyamızın Alıntılar bölümündeki ikinci örneği burada kullanmak faydalı olabilir:
 
Bir hikayenin behemehal bir yerde başlayıp bir yerde bitmesi, behemehal kahramanların kesif şekilde döşenmiş bir rayda yürüyen bir lokomotif gibi yürümesi lazım mı? Belki hayatı zemin gibi alması, onu birkaç kişinin etrafında toplaması yeter. Şeyh Galip bu zemin ve gruplar üzerinde birkaç ruh haleti ile, ömrünün birkaç safhası ile görünse kafi (…) Şu şartla ki… (…) Bizi izah etsin, bizi ve etrafımızı.
 
Yukarıdaki “kafa karışıklığı” ile ilgili olarak, şu bilgiyi tekrarlamak faydalı olabilir: Bir romanın “klasik roman yapısına” ne kadar uyduğu sorusu, bu romanın bir “klasik” olup olmadığı sorusundan tamamen bağımsızdır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanları, Modern Türk Edebiyatı’nın en önemli klasikleri arasında yer alır. Ancak romanları, “klasik roman yapısını” takip etmez.
 
Klasik kelimesinin pek çok anlamla kullanılmasından kaynaklanan bu sorun, farklı türlerde de karşınıza çıkabilir. Örneğin, Pink Floyd’un Dark Side of the Moon albümü, neredeyse herkes tarafından rock müziğin bir klasiği olarak görülür. Ancak onlarca ses efekti kullanan, farklı kayıt yöntemleri deneyen, söz yerine sesin adeta bir enstrüman gibi kullanıldığı şarkılar içeren bu albüm, “klasik bir Rock albümü yapısından” uzak bir eserdir.
 
Bu açıklamalar, klasik kelimesinin sebep olduğu kafa karışıklıklarını azaltıp, “klasik roman yapısı” dendiğinde tam olarak neyin ifade edildiğini daha rahat bir şekilde görmenizi sağlayabilir.
 

Tamamlanmamış Roman


Mesire Yerleri


Önseme (Foreshadowing) Nedir?


Hiciv