Kuralsız Anlatıcılar

Roman ve hikayelerde karşımıza çıkan çeşitli anlatıcı türlerini tanımak için, Anlatıcı Nedir ve Anlatıcı Türleri başlıklı yazılarımıza bakabilirsiniz.
 

Romanlarda kullanılan farklı anlatıcı türlerini tespit etmek, bunları kategorilere ayırmak ve herhangi bir romanın kullandığı anlatıcı türünü belirlemek, edebi inceleme yapmanın en temel adımlarından bir tanesi. Fakat, bu anlatıcı türleri büyük ölçüde standart olarak değerlendirilse de, herhangi bir “standart” anlatıcı ile açıklanamayacak, belirtilen hiçbir anlatıcı türüne ait olmayan teknikler de kullanmak da mümkün.
 
Bu yazıda, anlatıcı kavramının neden “Anlatıcı Türleri” yazısında verdiğimiz örneklerle sınırlanmayacağını, romanlarda kullanılabilecek tüm anlatıcıların neden kesin ve net bir şekilde listelenemeyeceğini detaylı bir şekilde tartışmaya çalışacağız. Yazımız, bu duruma sebep olan üç unsur üzerinden ilerleyecek:
 
1 – Melez Anlatıcılar
2 ­– Bilinçsiz Kuralsız Anlatıcılar
3 – Bilinçli Kuralsız Anlatıcılar
 
 
  1. Melez Anlatıcılar
 
Anlatıcı türlerinin açık ve net bir şekilde listelenmesinin önündeki en büyük engellerden bir tanesi, bu türlerin yazarlar tarafından bir araya getirilerek, farklı bakış açıları kullanılarak ve zaman zaman “birleştirilerek” kullanılabilmesi.
 
Pek çok yazar, anlatıcı türlerinin teknik özelliklerini bilerek ve bunlar içinden bilinçli tercihler yaparak yola çıksa da, elbette bunlardan birini kesin ve net olarak kullanmak gibi bir zorunlulukları bulunmuyor. Dolayısıyla, yazarlar, anlattıkları hikayelere en çok uyacağını düşündükleri anlatıcı üsluplarını bir araya getirmekten, bunları bir arada kullanmaktan çekinmiyor.
 
Bir önceki yazıda ifade ettiğimiz “Çoklu Anlatıcı” kavramı ve örneğin Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu romanı bunun basit bir boyutu. Bu romanda, ilk dört bölüm romanın ana karakteri Feride’nin günlüğü şeklinde, birinci şahıs anlatıcı üzerinden anlatılıyor. Son bölümde ise, yazar bu kullanımı bir kenara bırakıp tanrısal üçüncü şahıs anlatıcıya dönüyor.
 
Reşat Nuri’nin, beş bölümde yaptığı şeyin, daha fazla bölümde, daha fazla tür deneyerek yapılmaması için hiçbir sebep yok. Dolasıyla, on sekiz bölümlük bir romanda, on farklı anlatıcı türü kullanmak da meşru bir tercih haline gelebiliyor. Bu, postmodern edebiyat içinde sıklıkla karşılaştığımız metinlerarasılık ve üstkurmaca gibi tekniklerle bir arada düşünüldüğünde, “potansiyel” anlatıcı türlerinin sayısı neredeyse sınırsız hale geliyor.
 
Belki “melez anlatıcı” kavramını da daha iyi karşılayan bir örnek ise, farklı bölümlerde farklı anlatıcılar kullanmak yerine, birden fazla anlatıcı türünü bir araya getirmek, yani “melez” bir anlatı türü yaratmak üzerine kuruluyor.
 
Şöyle bir şema üzerinden roman yazdığımızı hayal edelim: Ahmet, Ayşe ve Mehmet arasında bir aşk üçgeni olsun. Fakat biz bu aşk üçgenini, Zehra’nın bakış açısından takip edelim. Üstelik, Zehra bu aşk üçgenini bize gördükleri ve düşünceleri üzerinden doğrudan aktarmasın, yazdığı günlük üzerinden, “üçüncü şahıs” ağzını kullanarak, yani Ahmet, Ayşe ve Mehmet’e “o” diye hitap ederek yazsın. Ve, hikayenin sonunda, Zehra’nın bu kişileri aslında tanımadığı, yalnızca duyduklarından hareketle yazdığı ortaya çıksın.
 



 
Bu durumda, bu anlatı türünü nasıl sınıflandırmak gerekiyor? Yazılanlar Ahmet, Ayşe ve Mehmet’e odaklandığı için, bunu “üçüncü şahıs anlatıcı” olarak sınıflandırmak yanlış değil, ama her şeyi Zehra’nın yazdıkları üzerinden okuduğumuzu biliyoruz.
 
Bu durumda, ne “Birinci Şahıs Anlatıcı,” ne de “Üçüncü Şahıs Anlatıcı” hayali romanımızdaki durumu tam olarak karşılamıyor. Bu durumda, kesin ve net olarak “doğru” bir tanım yapmak için, “Güvenilmez birinci şahıs anlatıcı gözünden üçüncü şahıs anlatıcı” gibi, saçma bir ifade kullanmamız gerekiyor, ki bu durumda bile aslında Zehra’nın yaşananları günlüğüne yazdığı detayını dışarıda bırakmış oluyoruz.
 
Bu tür olasılıklar ve özellikle modern yazarların bu olasılıkları sıklıkla kullanması, anlatıcı türlerinin beş altı başlık altında tamamen sınıflandırılmasını da imkansız hale getiriyor.
 
  1. “Bilinçsiz” Kuralsız Anlatıcılar
 
Anlatıcı türlerini sınıflandırmayı zaman zaman zorlaştıran ve özellikle Türk Edebiyatı açısından çok önemli olan bir başka konu ise, bazı yazarların standart anlatıcı türlerinde ifade edilen gerekliklere uymamasından kaynaklanıyor.
 
Bu durumun “bilinçsiz” olarak yapılması, bir sanat dalı olarak “romanın” yeni üretilmeye başlandığı toplumlarda, örneğin Türk Edebiyatı’nın Tanzimat döneminde gördüğümüz eserlerle rahatlıkla açıklanabilir.
 
Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ile Rakım Efendi romanı, bu durum için iyi bir örnek. Romanı, topluma mesajlar vermek ve kendi görüşlerini açıklamak için kullanabileceği bir araç olarak gören Ahmet Mithat Efendi, üçüncü şahıs anlatıcı kullandığı bu romanda, zaman zaman anlatıyı bölerek araya giriyor, romanda yaşananlar ile ilgili kendi fikirlerini ifade ediyor ve daha sonra anlatı kaldığı yerden devam ediyor.
 
Bunun sonucunda, zaman zaman anlatıcının bize romanın ana karakteri Rakım Efendi’nin başından geçenleri anlattığı, zaman zaman Ahmet Mithat’ın kendi fikirlerini ifade ettiği, “farklı” bir anlatı ortaya çıkıyor. Böyle anlatı teknikleri, zaman zaman çeşitli kavramlarla “standart” anlatı türleri içine çekilmeye çalışılsa da, sonuç olarak bu mantığın dışında kalıyor.
 
Özellikle bir sonraki maddeyi daha iyi anlamak için, burada neden “bilinçsiz” kelimesinin kullanıldığını ifade etmemiz gerekiyor. Bunun gibi örnekleri kuralsız anlatıcıların “bilinçsiz” boyutuna dahil eden şey, yazarların roman tekniği konusunda bilinçsiz veya bilgisiz olmasından değil, bilinen ve standart anlatı türlerine bilinçli olarak karşı çıkmak gibi bir amaçları olmamasından kaynaklanıyor.
 
Her ne kadar Tanzimat romanları roman tekniği açısından genellikle zayıf ve eksik denemeler olarak görülse de, bunları “anlatıcıları” bakımından tuhaf yapan şey, yazarların daha önce bilmedikleri, kendilerini karşılaştırabilecekleri yerel örnekler bulunmayan bir türü yazmaya çalışmalarından kaynaklanıyor. Oysa, bir de işin bilinçli boyutu var.
 
  1. “Bilinçli” Kuralsız Anlatıcılar
 
Daha modern yazarlar, anlatıcı türlerini son derece iyi tanımalarına, bunların nasıl kullanılmalarını gerektiğini çok iyi bilmelerine karşın, tüm bu kurallara karşı gelen üsluplar kullanıyorlar.
 
Bu durum, kuralsız anlatıcıların “bilinçli” boyutunu oluşturuyor. Yani yazarlar, standart hale gelmiş olan anlatıcıları, belli açılardan eksik, yetersiz veya eleştiriye açık gördükleri için, bilinçli olarak bunların dışında kalan, okuyucuların bir anlatıcıdan beklediği şeylerin dışına çıkan eserler üretiyorlar. Edebiyatta genellikle “postmodernizm” olarak tanımlanan akım içinde, anlatıcı mantığının bu şekilde sorgulanması oldukça yaygın bir durum.
 
Italo Calvino’nun “Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu”, Vladimir Nabakov’un “Solgun Ateş”, Haruki Murakami’nin “Sahilde Kafka” ve Türk Edebiyatı’ndan İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası” gibi eserleri, hep bu sorgulamaları gündeme getiren romanlar.


 
 
Daha genel bir örnek olarak, Güvenilmez Anlatıcı kavramı, “bilinçli” olarak kuralsız anlatıcılar yaratmanın güzel bir örneği olduğu da ifade edilmeli.
 
Elbette, doğrudan “anlatıcı” yapısının yarattığı kategorilere karşı çıkan, bilinçli olarak bunları yıkmaya çalışan yazarların varlığı, edebiyatta kullanılan anlatıcıları kesin ve net bir şekilde sınıflandırmayı da imkansız hale getiriyor.
 
Sonuç olarak yapılabilecek en mantıklı şey, standart olarak ifade edilen anlatıcı türlerinin neler olduğunu iyi anlayarak, günümüzde bunların sınırlarının rahatlıkla esnetilebileceğini ve romanlarda kullanılabilecek anlatıcı türlerinin, neredeyse sınırsız olduğunu görebilmek.

Tamamlanmamış Roman


Mesire Yerleri


Önseme (Foreshadowing) Nedir?


Klasik Roman Yapısı