Mesire Yerleri


Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun son, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında yazılan edebiyat eserlerinde, sık sık karşımıza çıkan "dış mekan"ların başında "mesire yerleri" gelir. Bunlar, Tanzimat ve Tanzimat'ı takip eden dönemde Türk Edebiyatı'nın önemli unsurları arasındadır.

Kelime anlamı olarak "seyredilecek yer, seyir yeri" anlamına gelen "mesire yerleri" Osmanlı Devleti'nin son döneminde önemli kamusal alanlar olarak ortaya çıkar. Bu dönemde henüz "şehirleşmemiş", doğal güzelliğini kaybetmemiş, çoğu zaman deniz veya bir akarsu civarında bulunan bu bölgeler, insanların birlikte dışarı çıkabileceği, sosyalleşebileceği, piknik ve spor gibi aktiviteler yapabileceği alanlar olarak popüler hale gelir.

Bu dönemde yazılan ve dönemin toplumsal yapısını yansıtan roman ve hikayelerde, mesire yerlerinin sık sık kullanılması bu durumla açıklanabilir. Özellikle batılılaşmış, Avrupai, zengin ailelerden gelen karakterler, yine kendileri gibi kişilerle birlikte mesire yerlerine gider ve burada vakit geçirirler. 

Bu kavram günümzüde hala kullanılsa da, şehirde yaşayan insanların hızlı bir şekilde gidebileceği doğal alanlar giderek azaldığı ve daha ulaşılabilir kamusal alanlar ortaya çıktığı için mesire yerlerinin Osmanlı Devleti'nin son yıllarında olduğu kadar revaçta olduğu söylenemez. İstanbul'un popüler mesire yerlerinden bazılarının, artık tamamen şehirleşmiş yerleşim bölgeleri olması da, elbette bu konuda önemli etkiye sahiptir.

 


Aşk-ı Memnu romanında adı geçen bazı mesire yerleri. Yalnızca yukarıdaki harita bile, bu yerlerin günümüzde nasıl bir değişim geçirmiş olduğunu görmenizi sağlayabilir. 

Mesire yerlerinin özellikle Tanzimat romanlarında nasıl bir yer tuttuğu basitçe açıklanabilir ama yazarların bu yerleri nasıl değerlendirdiği ve ne amaçlarla kullandığı çok daha karmaşık bir sorudur.

Bu soruya kısa bir tanıtım yazısıyla cevap vermek mümkün olmasa da, Tanzimat döneminde pek çok yazarın mesire yerlerine olumsuz yaklaştığı söylenebilir. Zira, özellikle "yanlış batılılaşma" konusunu, yani Batı'ya gereğinden fazla özenerek kendi kimliğini kaybetme noktasına gelen insanları romanlarının merkezine koyan bu yazarlar, gençlerin kızlı - erkekli bir arada oturduğu, zaman zaman içki içtiği, geleneksel değerlerin unutulduğu mesire yerlerini son derece olumsuz yerler olarak görür ve bunları pek çok kötülüğün olası bir kaynağı olarak değerlendirir. 

Bu doğrultuda, mesire yerlerinin Tanzimat romanlarında bu kadar sık karşımıza çıkmasının, bu romanların merkezi temalarından yanlış batılılaşma ile yakından alakalı olduğu ifade edilebilir. 

Tanzimat yazarlarının bu duruşunu daha iyi anlamak için - elbette birbirlerini yüzde yüz karşılayan örnekler olmasa da - günümüzde alışveriş merkezlerine bir edebi eserde getirilebilecek olası eleştiriler düşünülebilir. Tıpkı dönemin mesire yerleri gibi, alışveriş merkezleri de günümüzün en popüler, genç nüfusu en çok çeken kamusal alanlarının başında gelir. Ancak, AVM olgusu ilgili eleştirilebilecek ve eleştirilen pek çok şey de vardır: "Gereğinden fazla" AVM inşa edilmesi, bunların insanları kapalı bir alana hapsetmesi, tüketim ve harcamaya dayalı bir kültürün ayakta duran sembolleri olarak görülmesi ve tabi, doğrudan Batı'dan "ithal edilen" yapılar olması...

Günümüzde yaşayan, AVM'lere giden ve bunlara getirilen eleştirilerden haberdar olan herhangi biri, bunların bir edebiyat eserinde nasıl eleştirilebileceğini rahatlıkla tahmin edecektir. 

Mesire yerlerinin Tanzimat romanlarında eleştirilmesini daha iyi anlamak için, günümüzdeki alışveriş merkezleri, bu nedenle iyi bir çıkış noktası olarak gösterilebilir. 

Tamamlanmamış Roman


Önseme (Foreshadowing) Nedir?


Klasik Roman Yapısı


Hiciv