Oryantalizm



Özellikle modern edebiyat eserlerini okurken ve değerlendirirken, Oryantalizm kavramıyla sık sık karşılaşabilirsiniz. Oryantalizm, güncel kullanımıyla, Batı’nın Doğu’yu değerlendirirken onu durağan, entelektüel anlamda gelişmemiş, egzotik bir kültür olarak resmetmesini ve tamamen “ötekileştirerek” ele almasını ifade eden bir “düşünceler bütünü” olarak tanımlanabilir.
 

Bu kavramı daha detaylı olarak açıklamadan önce, Oryantalizm konusunun son yıllarda akademik dünyada üzerine en çok düşünülen konulardan bir tanesi olduğunu belirtmek faydalı olabilir.  


Oryantalizm üzerine yazılan onlarca yazı, makale ve kitap olduğu düşünüldüğünde, bu kavramın tek bir yazıyla gerçek anlamda anlatılabilmesinin ve tüm boyutlarıyla anlaşılabilmesinin imkansız olduğu da söylenebilir.

 
Kavramı daha iyi değerlendirmek için yapılabilecek temel şeylerden bir tanesi, Oryantalizm sözcüğünün geçmişine bakmaktır.
 
18. ve 19. Yüzyıllarda yaygınlaşan bu kelime, aslen Doğu ile ilgili araştırmalar yapan, bu konu hakkında bilgi sahibi olan araştırmacıları ve bu kişilerin araştırma alanını ifade etmek için kullanılmıştır.
 
Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan insanlar, bu dönemde hem bu bölgelerde bulunan sömürgeleri ziyaret ettikleri, hem de Doğu’daki diğer ülkelerle ticaret yaptıkları için, Doğu kültürü ve yaşam tarzı Avrupa’da merak uyandıran bir konu haline gelir.
 
Başta doğuda konuşulan dillere ve bu dillerde üretilen edebiyata yoğunlaşan “Oryantalizm”, zamanla hayat tarzı, kültür ve toplumsal yapı gibi daha “sosyolojik” konuları da kapsayan bir “bilim dalı” haline gelir. Bugün bile, TDK’nın internet sitesindeki sözlüğü kullandığınızda, Oryantalizm kavramı için yalnızca “Doğu Bilimi” açıklamasının verildiğini görebilirsiniz.
 
İlerleyen yıllarda, Yakın ve Uzak Doğu kültürüne duyulan bu ilgi, sanatta da kendini göstermeye başlar. Özellikle hamam, harem, cami gibi Doğu Kültürü ile özdeşleşen yerlerin abartılı bir şekilde resmedildiği tablolardan hatırlayabileceğiniz oryantalist sanat, on dokuzuncu yüzyılın önde gelen sanat akımlarından biri haline gelir. Yazının başında görebileceğiniz, Eugene Delacroix'nın Cezayirli Kadınlar (Femmes d'Alger dans leur Appartement) isimli tablosu, bu sanat akımının ideal örneklerinden biri olarak gösterilebilir. 
 

Bu kavramı, günümüzde taşıdığı akademik anlama ulaştıran kişi, 1978 yılında yayımladığı Orientalism kitabıyla Edward W. Said olur. Bu kitabında, bilimsel ve sanatsal çalışmalar kisvesi altında Batı’nın Doğu’ya karşı her zaman tepeden bakan, onu ötekileştiren ve aşağılayan bir tavırla hareket ettiğini tespit eden Said, Batı’nın Doğu’ya karşı takındığı bu tavrın günün sonunda kendi “üstünlüğünü” meşru kılmak için yarattığı bir ideoloji olduğunu savunur: Doğu, bilimsellikten ve mantıktan uzak, durağan, ilerlemeye kapalı bir kültür olduğu için, Batı’nın burayı ekonomik ve kültürel olarak sömürmesi “haklı” bir tutumdur, zira bu tutumun temelinde, kendi kendini yönetemeyen, kendi kendine işlevsel bir toplum haline gelemeyen Doğu’ya  “medeniyet götürme” çabası vardır.
 
Said’in bu eleştirileri, hem kendisini destekleyen, hem de ona karşı çıkan onlarca düşünürün kendi yorumlarını katarak yeni çalışmalar üretmesine yol açar. Bu sayede, Batı’nın Doğu’ya karşı tutumları; sosyoloji, antropoloji ve tarih gibi alanlarda, son dönemin en “popüler” çalışma alanlarından biri haline gelir. Bunun önemli sonuçlarından bir tanesi de, “Oryantalizm” kavramının yalnızca Batı’nın Doğu’ya karşı “aşağılayıcı” tavırlarının değil, herhangi bir şekilde onu “başka”, “egzotik”, “tuhaf” olarak değerlendirmesinin de bu kavramın kapsamı içine girmesi olur.
 
Yazının başında belirttiğimiz gibi, bu kadar kapsamlı ve yaygın olarak incelenen bir kavramı, tüm boyutlarıyla burada değerlendirmemiz pek mümkün olmayabilir. Yine de, kavramın çıkış noktasını ve günümüzdeki kullanımını az çok tanımak, Oryantalizm ile alakalı edebiyat eserlerini okurken daha rahat hissetmenizi sağlayacaktır.

 

Tamamlanmamış Roman


Mesire Yerleri


Önseme (Foreshadowing) Nedir?


Klasik Roman Yapısı