Ölmeye Yatmak Adalet Ağaoğlu

Aysel
Ali
Aydın
Ertürk
Dündar Öğretmen
İlhan
,


Romanın merkezindeki karakter Aysel olsa da, Ölmeye Yatmak okuyucuya oldukça geniş bir karakter grubunu takip etme imkanı tanır. 

Yukarıdaki şemadan görebileceğiniz gibi, Ölmeye Yatmak’ın gidişatı içinde karşımıza yakından tanıma fırsatı bulduğumuz pek çok karakter çıkar. Ancak bunlardan hiçbirisi, romana başlığını da veren Aysel kadar merkezde değildir.
 
Diğer karakterlerden farklı olarak, yalnızca “geçmişte” değil, “şu anda” da takip ettiğimiz Aysel, Türkiye ile ilgili farklı konularda araştırmalar yapan başarılı bir profesördür.[1] Roman başlamadan bir süre önce, öğrencilerinden biri olan Engin ile yatmış, daha sonra da, hamile olduğundan şüphelendiği için, bir otele gelerek intihar etmeye çalışmıştır.
 
Aysel’in intihar girişimi başarılı olmaz, ancak romanda onun neden böyle bir duruma geldiğini açıklayan kapsamlı bir arka plan verilir. Bir karakter olarak Aysel, sürekli olarak toplumsal beklentilerin etkisinde kalmış, bu beklentiler dışında kendisine “özgün bir kimlik” yaratamamış birisidir.

Üstelik, içinde yetiştiği toplumun beklentileri, belli noktalarda birbiri ile çelişir. Örneğin, “Atatürk’e layık, çağdaş bir kız” olma gerekliliği nedeniyle, eğitimine devam etmesi, üniversiteye gitmesi gerektiğini düşünür. Oysa eğitim yerlerinin kızların erkeklerle serbestçe ilişkiler yaşayabileceği yerler olduğunu düşünen ağabeyi İlhan, bu isteğe karşı çıkar. Babası Salim Efendi de, onu bir an evvel evlendirmek ister. Bu durumda, Aysel’in üzerinde yaratılan farklı toplumsal baskılar kendi içlerinde de çelişerek, içinden çıkılması daha da zor bir hal alır.
 
Her iki tarafı da idare etmek için, evde dikkat çekmemeye çalışarak ders çalışan, ailesi her şeyden çok ağabeyi İlhan’ın politik görüşleriyle uğraşırken kendini unutturmaya çalışan Aysel’in hisleri şu şekilde tanımlanır:
 
Bir Atatürk çocuğu olup da bu ödünleri vermek zorunda kalmak! İşte bu, yalnız bile mutsuz etmeye yetiyordu kendisini.[2]
 
İlerleyen yıllarda, bütün bu kafa karışıklıkları ve hisler yalnızca “çocukluk” ile açıklanamayacağı dönemde de, Aysel kendisinden “beklenen” rolleri oynamayı sürdürür. Örneğin, 200. sayfada, pedikür yaptırmaya gittiği bir kuaförde, sürekli olarak insanları acele ettirme alışkanlığı olduğunu itiraf eder. Aysel, artık bir üniversitede profesör olduğu için, “hep ciddi görevleri olmalı”dır: İnsanlar ondan hep bir şeyler yazmasını, konferanslara gitmesini, meşgul olmasını bekleyeceği için, böyle bir durum olmasa bile, Aysel varmış gibi davranır.[3]
 

Romanda anlatılan kurguyu ortaya çıkartan olay, yani Aysel’in Engin’le yatması, tüm bu koşullar nedeniyle sadece fiziksel bir eylem olarak okunamaz. Aysel’in öğrencisi ile yatması, onun gençliğinden bugüne kadar kendine biçilen bütün kimliklere karşı gelen bir harekettir. Aysel, öğrencisiyle yattıktan sonra ne ideal bir profesör, ne ideal bir eş, ne namuslu bir aile kızı, ne de kusursuz bir Atatürk çocuğu olabilir.
 
Kitabın başında, intihar etme düşüncesiyle bir otele kapanmasına sebep olan bu durum, odada geçen bir saatlik hesaplaşmanın sonunda “olumlu” bir şeye dönüşür. Hayatında ilk kez gerçek anlamda bir başkaldırıda bulunmuş olan, ilk kez yalnızca kendi istediği için bir şeyi gerçekleştirmiş olan Aysel, kendisine ait, toplumdan bağımsız bir kimliğin de ilk adımını atmış olur.
 
Roman, aslında Aysel’in yaptığı şeyin yanlışlığını kabul etmesiyle tamamlanır - ancak her konuda iyi ve kusursuz olabilmek için, her konuda iyi ve kusursuz bir dünyada yaşamak gerekir.[4]
 
Romandaki toplumsal eleştirilerin pek çoğu Aysel etrafında şekillendiği için, Analiz bölümü altındaki bu sekmeye de göz atabilirsiniz.
 
[1] s. 77
[2] s. 212
[3] s. 200
[4] s. 398
,


Romanın merkezindeki karakter Aysel olsa da, Ölmeye Yatmak okuyucuya oldukça geniş bir karakter grubunu takip etme imkanı tanır. 
 
Ölmeye Yatmak, Aysel ile aynı sınıftan mezun olduktan sonra eğitim hayatına devam eden üç karaktere kayda değer yer ayırır: Ali, Aydın ve Ertürk. Bu karakterler içinde, en büyük sıkıntıyı çeken Ali olur.
 
Ailesinin hiçbir şekilde ilkokuldan sonra okutmayı düşünmediği Ali, Dündar Öğretmen’in ısrarlarıyla Ankara’da okula devam etme “şansını” bulur. Ancak kasabanın ileri gelenlerinden Şakir Ağa’nın desteğiyle bir otelde işe giren, burada “ayak işlerine” bakarak geçimini sağlamaya çalışan Ali, Dündar Öğretmen’in ideallerindekinden oldukça farklı bir hayat yaşar.
 
Ancak, tıpkı Aydın ve Aysel gibi, o da çocukluk yıllarında “Atatürk’e ve Cumhuriyet’e layık” bir öğrenci olma idealine fazlasıyla inanmıştır. Bu ülküye inancı, kendi açlığından, kendi sağlığından bile daha ön plandadır. Romanın anlatısında, bu durum açıkça ifade edilir:
 
Ali’de vatan için bir şey yapmak duygusu, doymak özleminden daha güçlü gelişmiştir.[1]
 
Ali, bu durumun etkisiyle, okulu bitirmek için yeterli malzemeye bile sahip olmadığı halde[2], bir teknisyen olmayı, hatta Ankara’da bir radyoda işe girmeyi başarır. Bütün bu vatan sevgisine, vatana hayırlı bir şey yapma isteğine rağmen, çok zor koşullarda yaşayan Ali, romanın sonunda sol görüşlere daha yakın hale gelir. Kendisine radyoda işi ayarlayanlar da, bu görüş sayesinde tanıdıkları olacaktır.
 
[1] s. 319
[2] s. 161
,


Romanın merkezindeki karakter Aysel olsa da, Ölmeye Yatmak okuyucuya oldukça geniş bir karakter grubunu takip etme imkanı tanır. 
 
Aysel ile aynı sınıftan mezun olan karakterlerden Aydın, ekonomik konumu açısından Ali’nin bir zıttı olarak görülebilir. Ali, sadece okulunu bitirmek için bile zor koşullarda yaşamak zorunda kalırken, Aydın oldukça rahat bir çocukluk geçirir, ülkenin en zengin ve etkili kişilerinin oğullarıyla, örneğin İsmet İnönü’nün oğlu Erdal’la, ilişkiler kurar.
 
Yalnızca babası bölgede kaymakamlık yaptığı için Aysel ve diğerleriyle aynı sınıfta okuyan Aydın, bu okulu bitirdikten sonra Galatasaray’a gider. Ancak kendi hayat tarzına daha yakın olan bu okulda da gerçek anlamda uyum sağladığı söylenemez. “Taşradaki” okulda fazla şehirli kalan Aydın, Galatasaray’daki ilk günlerinde burası için de fazla “taşralı” kalır.
 
İlerleyen bölümlerde, yine babasının işi nedeniyle Ankara’ya dönmesi, Aydın’ın romandaki karakter özelliklerinden birini görmemize de vesile olur. Başkentte yeniden Aysel’le karşılaşan ve ona aşık olan Aydın, Aysel’in bu hislerine cevap vermesi konusunda ilginç bir “strateji” uygular. Aysel, kendisi ile fazla yakınlaşmak, birlikte görülmemek istediğinde, Aydın bu “ürkek hallerin bir Atatürk kızına yakışmadığını” söyler.[1]
 
Romanda kendisine odaklanan bölümler, doğrudan kendi hatıra defterinden geldiği için Aydın’ın bu konuda kendi yazdığı cümleler de görülür. Genç adam, Aysel’i elde etmek için yaptığı bu davranışı, günlüğünde şu cümlelerle savunur:
 
Düşünüyorum da, herhalde onun böyle erkekten kaçan bir kız oluşunu doğru bulmuyorum ve bir Atatürk çocuğu olarak değişmesini istiyorum. Bu da bize düşen bir görev değil mi?[2]
 
Aydın’ın Aysel’e karşı bu tavırları, kendisine “yüz vermemesini” “Atatürk çocuğu olmamakla” eşdeğer tutması, romanın en önemli toplumsal eleştirisinin de bir boyutu olarak gösterilebilir.
 
Romanın sonlarında verilen bilgilerde, Aydın’ın Aysel’e karşı bu zorlayıcı ve küçümseyici tavrını üniversite yıllarında da bırakmadığı,[3] hayatı boyunca onunla birlikte olma isteğini hiç aşamadığını anlarız.
 
Bununla birlikte, romanın geçtiği yıllarda diplomatlık mesleğinden ayrılıp, sol görüşlü kitaplar çıkaran bir yayınevi kuran Aydın’ın, Aysel ile hala arkadaş olduğu da görülebilir.
 
[1] s. 178
[2] s. 272
[3] s. 368
,


Romanın merkezindeki karakter Aysel olsa da, Ölmeye Yatmak okuyucuya oldukça geniş bir karakter grubunu takip etme imkanı tanır. 
 
Aysel ile aynı sınıftan mezun olan karakterlerden Ertürk, okul kariyerine Askeri Lise’de devam eder. Ertürk, romanın ortalarına doğru askeri okulun bütün ideolojisini kabullenen, bu ideoloji dışında hiçbir şey yapmayan, kendisine sunulan her şeyi sorgusuz sualsiz kabul eden bir karakter haline gelir.
 
Ancak Ertürk’ün bu hale gelmesinin ardında, somut bir olay yatar. Bir gün, sinemaya gitmek ile kitap okumak arasında kararsız kalan Ertürk, daha uzun süreceği için parasını kitaba harcamaya karar verir ve Andre Gide’in “Dar Kapı” romanını satın alır. Elinde bu kitapla, yanlış bir şey yaptığını bilmeden nöbetçi subaya yakalanan Ertürk, “milliyetçi bir öğrenci olarak yetiştirilmeye çalışıldığı bir okulda, Dar Kapı’yı okuyarak ahlakdışı hareket etmekle”, hatta “övündüğümüz Türk gençliğine kara bir leke sürmekle” suçlanır.[1]
 
 
Hakkında yapılan soruşturma sırasında okuldan atılma korkusu yaşayan Ertürk, bu olaydan oldukça olumsuz bir şekilde etkilenir. Adalet Ağaoğlu’nun baskıcı, sansürcü bir eğitim anlayışına verdiği en net tepkilerden bir tanesi, Ertürk’ün durumu olur. Olayın sonunda Ertürk okuldan atılmaz, ancak, “Oku!” diye verdiklerinden gayri hiçbir şey okumamayı, “Düşün!” dedikleri dışında hiçbir şey düşünmemeyi” öğrenir.[2]
 
Bu şekilde, büyüklerine “sonsuz gururlar” veren Ertürk, Bursa Askeri Lisesi’nin en itaatkar öğrencilerinden biri haline gelir.[3]
 
Özellikle Dar Zamanlar serisinin bir sonraki kitabına, Bir Düğün Gecesi’ne bakıldığında, Ertürk’ün yetişkin halinin nasıl bir durumda olduğu da görülebilir. Bütün düğün boyunca Aysel’in kız kardeşi Tezel’in peşinde koşan, ama onun için bir eğlence malzemesi olmanın ötesine gidemeyen Ertürk, bu sırada emekli bir albay olmasına karşın, düğünde de bir emir eri gibi davranmanın ötesine geçemez.
 
 
 
 
[1] s. 141
[2] s. 142
[3] s. 142
,


Romanın merkezindeki karakter Aysel olsa da, Ölmeye Yatmak okuyucuya oldukça geniş bir karakter grubunu takip etme imkanı tanır. 
 
Aysel, Ertürk, Ali ve Aydın’ın mezun olduğu okuldaki öğretmen olan Dündar, romanda kendisine söylenenleri sorgusuz sualsiz kabul etmenin, “devlet büyükleri” tarafından söylenen hiçbir şeyi, asla sorgulamamanın ete kemiğe bürünmüş hali olarak gösterilebilir.
 
İdealist bir Kemalist olan Dündar Öğretmen, romanın açılış bölümlerindeki tiyatro gösterisinde ve daha sonraki sahnelerde, hep Cumhuriyet’in, Kemalizm’in değerlerini savunur. Bunun pek çok “olumlu” sonucunun olduğu söylenebilir: Sınıfından geçen çocukların okuması konusunda ısrarcı olması, yeri geldiğinde eğitim hayatlarına devam etmeleri için ailelerini bile karşısına almaktan çekinmemesi, Dündar Öğretmen’i iyi bir karakter gibi gösterir.
 
Ancak Dündar Öğretmen’in söylediği cümlelere, attığı nutuklara, yaptığı konuşmalara bakıldığında, bunların aslında yalnızca ezberlenmiş sloganlar olduğu, onun karakterinden hiçbir şey taşımadığı görülür. Dündar Öğretmen, hayatı boyunca Ulus Gazetesi’ni okuyan, bu gazetede yazan hiçbir şeyden şüphe duymayan, aksini kendi gözleriyle görüyor olsa bile ülkede her şeyin iyiye gittiğini savunan bir insan olarak resmedilir. Hayatındaki en büyük amacı, Ulus Gazetesi’nde “takdirle” anılan öğretmenler içine kendi ismini de eklemektir.
 
Dündar Öğretmen’in karakterinin bu “aşırı” boyutlarını ön plana çıkaran noktalardan bir tanesi, kendisine göre daha çok sorgulayan, daha çok düşünen sanatçı kardeşi ile tartışmaları olur. Kardeşine son yazdığı (ve cevap alamadığı) mektupta yazdığı bu cümleler, onun karakterini de en net şekilde ortaya koyan cümlelerdir:
 
“Büyüklerimiz ne yaparsa iyidir. Görevini bil. Onu yap. Başka şey sana düşmez. Bu dünyada herkesin bir işi var.”[1]
 
[1] s. 145
,


Romanın merkezindeki karakter Aysel olsa da, Ölmeye Yatmak okuyucuya oldukça geniş bir karakter grubunu takip etme imkanı tanır. 
 
Romanda öne çıkarılan karakterlerden bir tanesi özellikle kitabın ortalarına doğru kapsamlı yer ayrılan İlhan olur. İlhan, gençlik yıllarında Aysel’den tamamen farklı bir düşünceyi, Türkçülüğü savunur. Nihal Atsız gibi yazarların eserlerini okuyarak, aşırı milliyetçi fikirlere kapılan İlhan, bir süre bu fikirleri yaymak için çeşitli eylemlere katılır.[1]
 
Adalet Ağaoğlu, roman boyunca bu görüşe karşı oldukça olumsuz bir şekilde yaklaşır. İlhan’ın Türkçülük için bir şeyler yapmaya ikna etmek istediği karakterlerden bir tanesi de Ali olur. Ancak daha önce bir lokantada, sol görüşlü aydınlarla yemek yemiş olan Ali, İlhan’ın fikirlerinden etkilenmez: Her iki taraf da devlet yöneticilerini eleştirip, onurlu bir ulus olmaktan bahsetse de, İlhan’ın yumruklar sallayıp, haykırarak söylediği cümleler, Ali’ye oldukça itici gelir.[2]
 
İlhan’ın fikirleriyle ilgili yapılan bir eleştiri de, onun bu fikirler konusunda “çelişkili” tavırlar sergilemesidir. Oldukça militarist, her zaman savaşmaya hazır, sert bir ideolojiye inanan İlhan, iş bu görüşleri gerçek anlamda savunmaya geldiğinde daha çekingen bir tavır gösterir. Babası Salim Efendi’nin politik görüşlerini öğrenmesinden korktuğu gibi, polis tarafından takip edilme korkusu da fikirlerinde ifade ettiği “cesaret”i yansıtmaz.
 
Ancak İlhan’ın bu tavrı, gerçek anlamda “çelişkili” bir tavır olmayabilir, zira bu görüşten “hevesini aldıktan sonra,” hayatta kendisine yeni bir ülkü bulur: Para. “Paranın tek otorite” olduğunu anladıktan sonra, kendisinden başka güvenmeyen, sadece para peşinde koşan bir karakter haline gelen İlhan, gençliğindeki tavırları da bir kenara bırakır.
 
Serinin bir sonraki halkası, Bir Düğün Gecesi, onun yeni ülküsüne ulaşmak konusunda da fazlasıyla başarılı olduğunu gösterecektir.
 
[1] s. 107
[2] s. 161