Bir Bilim Adamının Romanı Oğuz Atay



Bir Bilim Adamının Romanı, Mustafa İnan’ın hayatını kapsayacak şekilde, 1911 ile 1967 yılları arasında Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde geçiyor. Oğuz Atay Mustafa İnan’ın hikayesini aktarırken ele aldığı dönemlerde yaşanan olayları ve gelişmeleri de değerlendiriyor – bunların bazıları (örneğin, Fransızların Adana’yı işgali sırasında bölge halkının yaşadıkları yeri terk etme çabası) doğrudan “olay odaklı” olarak kullanılırken, bazıları (örneğin, 1930’lu yıllarda Türkiye’deki değişim odaklı gelişmeler) romanın ilerleyişini değiştirecek şekilde karşımıza çıkıyor.
 
1960 askeri darbesi gibi daha temel ve belirgin olaylarda ise iki durumun bir birleşimi kullanılıyor. Darbeden sonra üniversitelerde hissedilen özgürlük ruhu ve bilime, daha doğrusu bilim adamlarına verilen önemin artması romanın atmosferini etkilerken, bu darbenin ideolojisi çerçevesinde Mustafa İnan’a Bayındırlık Bakanlığı teklif edilmesi yaşanan gelişmelerin İnan üzerindeki etkisini gösteriyor.

Romanın anlatısı, temel olarak “profesör” ve genç adam üzerinden kurulsa da, Oğuz Atay eserin genelini geleneksel bir anlatıcı üzerinden okuyucuya sunuyor. Mustafa İnan’ın hayatı üzerindeki notların büyük çoğunluğu profesör tarafından aktarılıyor; profesör ve genç adamın yaptıkları, konuştukları ve tartıştıkları ise klasik bir üçüncü tekil şahıs anlatısı üzerinden sunuluyor.
 
Bu durum, romanda geçişleri net olmayan, birbirleriyle iç içe var olan farklı “anlatıcılar” görmemizi sağlıyor. Genel yapı üçüncü tekil şahıs üzerinden inşa edilse de, biyografik bölümün büyük  kısmını profesör öğrenciye anlatıyor ve ikilinin sohbetleri yer yer Mustafa İnan’ın hayatını özetleyen, yer yer bu konuyla ilgili karşılıklı diyalog şeklinde ilerleyen bir anlatı sunuyor. Fakat Oğuz Atay, çeşitli noktalarda doğrudan Mustafa İnan’ın da ağzından konuşuyor; özellikle toplumsal konuları ile ilgili birkaç sayfalık, “ufak söylevler” olarak tanımlanabilecek pasajlar kaleme alıyor. Bu noktalarda Mustafa İnan, Oğuz Atay’ın kendi inançlarını ve düşüncelerini ifade edebileceği bir araç haline de geliyor.
 
Romanı okuyucuya aktaran anlatıcının değişken yapısıyla ilgili kayda değer bir örnek, Oğuz Atay kendisini romana dahil ettiğinde yaşanıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okuduğu yıllarda Mustafa İnan’dan ders alan ve İnan ile birebir konuşma fırsatı yakalayan Atay, tutarlı ve etraflı bir biyografi yazma çabası içinde kendi deneyimlerine de yer veriyor.
 
Fakat, bu enteresan durumu kullanırken, şahsi bakış açısını eklemekten de geri kalmıyor.
 
Kendisini romana dahil ettiği sırada “üçüncü tekil şahıs” anlatısını sürdüren Atay;
 
“Bir gün de bir son sınıf öğrencisi (Oğuz Atay) girdi odaya. Mustafa Hoca’dan başka kimseye başvurmaya cesaret edememişti. Aslında Mustafa Hoca’dan çekiniyordu: (...)"1
 
Daha sonra Mustafa Hoca’nın bir sınavda kendisine uzayan sakallarıyla ilgili nasıl takıldığını hatırlıyor ve ona cevap vermek için yaptığı esprinin fazla tutulmamasını;
 
“Hoca espriyi beğenmedi galiba; ne yapalım, o zamanlar daha bu işin acemisiydik.”2
 
gibi samimi ve bireysel bir perspektiften anlatıyor.
 
Oğuz Atay’ın metinde en çok yer verdiği temaların başında “Batılılaşma” konusu ve Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında sıkışmış konumu geliyor. Romanın başlarında, Oğuz Atay bu konuda Batıya son derece yakın gözüküyor: zira Mustafa İnan’ı “Doğu’dan Batı’ya doğru yola çıkmış,” bir bilim adamı olarak tanımlayıp, “Doğu’nun sistemsizliğinden ve kaderciliğinden uzaklaşmak, bu dağınıklığı yenmek” gerektiği yönünde iddialı cümleler kurmaktan çekinmiyor.3 Bu anlatının devamında,  “Doğu’yu tedirgin etmeden, Batı’ya doğru ilerlemek gerektiğini” belirtse de, romanın ilerleyen kısımlarında doğuya karşı git gide yumuşayan ve Mustafa İnan’ı her iki kültüre de ait bir adam olarak tanımlayan bir anlatı görülüyor.
 
88. sayfada Mustafa İnan’ın “Doğu’u yaşadığı, Batı’yı sezdiği”, ama ikisini de bütün derinliğiyle içinde hissettiği belirtiliyor. Bu tema, romanın sekizinci bölümü, “Doğu ve Batı”ya da adını veriyor: bu bölümde Oğuz Atay, Mustafa İnan’ı Batılılaşmış, Batıyı son derece iyi anlayan, ama Doğunun edebiyatına, geleneklerine, yaşam tarzına da son derece bağlı kalan bir adam olarak gösterip, sonuç olarak bu ikisi arasında bir denge kurulması gerektiğini savunuyor.
 
Batıyı destekleyip, doğuyu eleştiren bir şekilde başlayan bu tema, romanın sonunda, Mustafa İnan Almanya’dayken de gündeme geliyor, fakat bu kez Mustafa İnan’ın Freiburg’da hastaneye yatırılma süreci aktarılırken, Batılı doktorların ölüm döşeğinde olan bir adamı misafir ve tedavi etmek için peşin para talep etmek gibi sert, tavizsiz ve aşırı katı tavırları eleştiriliyor. Bu tarz tutumların Mustafa İnan’ın Doğudan hiçbir zaman tam anlamıyla kopamamasının temel sebeplerinden biri olduğu ima ediliyor.


Roman, Mustafa İnan'ı tam anlamıyla bir "Rönesans Adamı" olarak göstererek, Batılılaşma adına ideal bir örnek yaratmaya çalışıyor.
 
Bu, bir anlamda romanın genel gidişatında bir istisna, hatta bir çelişki gibi gözükse de, aslında Oğuz Atay’ın savunduğu şeyin de tam anlamıyla Türk veya Doğulu bir kimlikten uzaklaşmayı değil, Tanzimat Edebiyatı’ndan beri devam eden bir edebi kavramla ifade etmek gerekirse, “doğru Batılılaşma” olduğunu gösteriyor. Yani Oğuz Atay, Batı’nın her anlamda Türkiye’den veya Doğu’dan üstün olduğunu değil, yalnızca bilim, sanat, edebiyat gibi alanlarda üstün olduğunu, onların bu konulardaki anlayışını benimserken, diğer taraftan kendi kimliğimizin iyi yanlarını, Doğu’nun insaniyetini, sıcaklığını ve özünü de kaybetmemek gerektiğini savunuyor.
 
Elbette, “Doğu – Batı” arasındaki bu ikili karşıtlık, başlı başına bir tema olarak kullanılmaktan ziyade, romanın daha temel bir konusuna, Türkiye’nin bilim, sanat, kültür ve “yaşam kalitesi” açısından geri kalmışlığına bağlanıyor. “Önemli Alıntılar” kısmında çeşitli örnekleri görülebileceği üzere Oğuz Atay roman boyunca, yer yer profesör ve genç adamın sohbetleri üzerinden, yer yer doğrudan Mustafa İnan’ın ağzından ülkedeki bu sıkıntıya değiniyor ve Mustafa İnan gibi bir adamın neden önemli olduğunu, ne gibi zorluklar çektiğini ve nasıl fedakarlıklarda bulunduğunu gösteriyor.

1s.180
2s.180
3s.71