Bir Bilim Adamının Romanı Oğuz Atay

Alıntı #1, Sayfa 35: 
“Siz hocasınız, siz daha iyi bilirsiniz. Herhalde sadece rahmetli Mustafa İnan’ın hayatını öğreneyim diye anlatmıyorsunuz bütün bunları. Sözlerinizin altında bir şeyler vardır herhalde.” Profesör güldü: “Peki, gizli emellerimi hiç merak etmiyor musun? Bu sıcak yaz gününde çektiğimiz sıkıntılar ileride nasıl işimize yarayacak acaba?” sorusuna gene kendi karşılık verdi (…)"

Açıklama
Romanın henüz ilk kısımlarında kullanılan bu alıntı, aslında Oğuz Atay’ın romanı yazma amacını da bir ölçüde belli ediyor. Mustafa İnan’ın hayatını öğrenmek ve anlamak elbette bu romanın en önemli amaçlarından bir tanesi, fakat Mustafa İnan’ın hayatını etkileyen koşullar, yaşadığı sıkıntılar ve bunlardan çıkartılabilecek sonuçlar da, en az biyografik bir metin yaratmak kadar önemli.
 
 
Alıntı #2, Sayfa 55: 
Herkesin dostu Mustafa İnan nasıl öğretiyordu bu kadar insana? Önce onlarla dost oluyordu tabii. Öğretmeden önce onları öğreniyordu; nasıl öğretebileceğini hesaplıyordu. Sanki öğretmiyordu onlara, onlarla sohbet edermiş gibi yapıyordu. Onunla konuşanlar, Hoca’dan bir şey öğrendiklerini çok sonra anlıyordu; ya da onların bildikleri şeyleri söylüyormuş gibi yapıyordu. “Sen zaten bilirsin,” diye başlardı söze. Her şey öğretilebilir. İyi yaşamak için neler yapmalı? Bunu bile öğretebiliriz insanlara. Çünkü iyi yaşamak da bilgiye dayanır. Bunu da göstermeliyim sizlere. Çünkü ülkemizin insanları daha yaşamanın acemisidir. Onlara insan gibi yaşaması öğretilmemiştir henüz. Nasıl yaşamak gerektiği de sezdirmeden öğretilebilir onlara. Hayatın yaşamaya değer olduğu öğretilebilir. Güzel sanatların da, edebiyatın da “büyük ve güzel şeylerin de varolduğunu öğrenmeli insanlarımız.

Açıklama
Pek çok boyuttan incelenebilecek bu kısım, Oğuz Atay’ın romanda üzerinde durduğu pek çok temayı bir arada içeriyor. Bir soruyla başlayan anlatı, önce Mustafa İnan’ın “hocalığı” ve insanlara bir şeyler öğretme yöntemlerini inceleyen bir metne dönüyor, daha sonra doğrudan Mustafa İnan’ın ağzından devam ediyor. Devam eden kısımda ise, “ülkemizin insanlarının yaşamanın acemisi” olduğu söylenerek ciddi bir toplumsal eleştiri başlıyor.
 
Alıntı #3, Sayfa 65: 
“Vah bana,” dedi genç adam; “Adanalı hocamızı sağlığında duyup tanıyamadım.” “Tabii tanımazsın. Gazetelerde resmi çıkanları tanırsın yalnız. Ortalıkta görünenleri tanırsın. Her zaman başkalarından bir adım öne çıkanları tanırsın. Adanaspor’un oyuncularını tanırsın da, Adanalı Mustafa’yı tanımazsın.
 
Alıntı #4, Sayfa 67: 
“Önemli değil,” dedi profesör. “Hemen öğretirler bunları sana. Bir üniversiteye gir bakalım, işlerin neden yapılmaması, yürütülmemesi gerektiği hakkında çok akıl hocası bulursun. Ve memleketin haline öyle üzülmeye başlarsın ki üzülmekten başka bir şey yapmaya gücün kalmaz. Ülkeyi kurtarma heyecanından tıkanıp kalırsın.” Genç adam sordu:

“Peki ne yapmalı?”

“Hiçbir şeyin aslını merak etmemeli. Formülleri ezberlemeli ve bu formüllerin problemlere nasıl uygulanacağını, geçen yıllarda sorulmuş imtihan sorularını gözden geçirerek iyice bellemeli ve imtihandan bir gün sonra hepsini  unutmalı. Belki böylece hayatta dinç ve yıpranmamış bir kafayla atılırsın ve elektrik üretiminin arttırılması konusunda ilginç tekliflerde bulunarak memleketinden milletvekili olursun.”
 
Alıntı #5, Sayfa 77: 
Bu milletin artık masal dünyasından, çocukluk döneminden kurtulmasını istiyordu. Bu milletin gerçek, inanılır bilim adamlarına ihtiyacı vardı.

Açıklama
Oldukça kısa ve önemsiz gözükebilecek bu alıntı, yaklaşık iki sayfa boyunca devam eden bir düşünce akışının sonunda söyleniyor. 1930’lar boyunca ülkede yaşanan değişiklikler sonrasında Oğuz Atay’ın anlatısına göre Mustafa İnan, Türkiye’deki sorunların temelinde her şeyi bilen, her soruna çözüm üreten bilim adamlarını görüyor. “Ahmet Mithat Efendi’nin tek başına bir gazete doldurmasından, Namık Kemal’in tiyatrodan romana, şiirden siyasete her konuyu denemesine” kadar pek çok konuyu değerlendiren, bir konuda biraz fikri olan, hatta varmış gibi gözüken herkesin büyük bilim insanları olarak saygı görmesini eleştiriyor ve sonuç olarak Türkiye’nin ihtiyacı olan şeyin, her şeyi bilmeyen, ama bildiği konularda inanılır, güvenilir kimseler olduğu sonucuna ulaşıyor.
 
Alıntı #6, Sayfa 239: 
"Her yerde herkese söyledim: Düşünmek çok enerji isteyen bir iştir. Düşünmek çok zor bir spordur. Futbolcuların “kondüsyon”u için bu kadar para harcanırken, bizleri neden kötü kondisyona mahkum ediyorsunuz? Bizim de kulüpler kurup başımızın çaresine bakmamız mı gerekiyor_ Evet bu kadar amatör çalışmamız yeter, biz de artık profesyonelliğimizi ilan etmeliyiz, biz de orta yerde boy göstermeliyiz. Ben aylardır hastayım, üniversitedekilerin bile vaziyetimden haberi yok. Oysa bir futbolcunun bileği incinse gazetelerde kocaman başlık oluyor bu haber."