Esir Şehrin İnsanları Kemal Tahir

 
Kamil Bey
Nedime Hanım
Nermin
Enişte İbrahim Bey
Niyazi Efendi
Esir Şehrin İnsanları romanının en önemli karakteri, romandaki olayları yaşayan baş aktör olan Kamil Bey’dir. Roman boyunca yaşanan olaylar, çok büyük ölçüde Kamil Bey’in gözünden anlatılır ve romanın ana konusu, Kamil Bey’in yaşadığı değişimle ilgilidir.
 
Romanın açılışında Avrupa’dan İstanbul’a dönen Kamil Bey, İngilizceyi, İtalyancayı, Fransızcayı duraksamadan konuşan, "kalın kalın kitaplar okuyan"aydın bir adam olarak gösterilir. Abdülhamid döneminin ileri gelenlerinden Selim Paşa’nın oğlu olan Kamil Bey, hayatı boyunca maddi – manevi çok az zorluk yaşamış, hep rahat içinde büyümüştür.
 
Avrupa’da parası bitip, I. Dünya Savaşı’nda mağlup olan Osmanlı Devleti’ne, İstanbul’a döndüğünde, hayatında ilk kez geçim sıkıntısı yaşamaya başlar. Fakat bu geçim sıkıntısı, onun karakterinin gerçek özelliklerini de ortaya çıkartır. İşgal yıllarında İngilizlerin yanında yer alarak, onursuz bir şekilde yaşayan Eniştesi İbrahim Bey ile anlaşamaması, tüm ısrarlara ve paraya çok ihtiyacı olmasına karşın ailesinin topraklarını İngilizlere satmayı reddetmesi bu durumun göstergeleri olarak öne çıkarılabilir.
 
Kısa süre sonra kendi başına yaşayabileceği bir ev bulan Kamil Bey, burada uzun süre kendi ilgi alanlarını takip ederek yaşar. Çabuk sinirlenmeyen, sakin, kültürlü bir görüntü çizen Kamil Bey’in negatif özelliklerinden bir tanesi, genellikle başladığı işleri bitirememesidir. Bu yüzden, Don Kişot’un çevirisi, yapmaya çalıştığı resimler gibi pek çok projesi yarım kalır. Aynı zamanda, karakterinde üzerinden atmakta zorlandığı bir “soyluluk” olduğu da söylenebilir. Bakkala, kasaba gitmek gibi gündelik işleri bile hayatı boyunca hiç kendisi yapmamış olan Kamil Bey, “halkın arasına karışırken” ciddi anlamda zorluk çeker, bu işleri yapmaktan dolayı garip bir utanç duyar.2


Romanın başında büyük dertleri resim yapmak, eski hayat tarzına kavuşmak ve Don Kişot'u çevirmek olan Kamil Bey, romanın sonunda Milli Mücadele için elinden geleni yapmaya hazır bir insana dönüşür. 
 
Ahmet Bey ile karşılaşıp, Nedime Hanım ile tanışması, Kamil Bey’in hayatında bir dönüm noktası olur. Milli Mücadele ile yakından ilgilenen ve gizli gizli bu mücadeleye destek olan Karadayı dergisi içinde, Kamil Bey ciddi bir vatanseverlik duygusu hissetmeye başlar ve ülkenin kurtuluşunu bu harekete dahil olan insanlarda görür.
 
Bundan birkaç sene önce, hala zengin olduğu sıralarda, “Mustafa Kemal’in kendisi gelip yardım istese, “Ben bu işlerin adamı değilim”" şeklinde bir cevap vereceğini düşünen Kamil Bey3, zamanla Anadolu’ya cephane göndermek için vapur şirketi sahiplerini ikna eden, bu süreçte sorumluluk alıp, saldırı belgelerini Anadolu’ya göndermek isterken suçüstü tutuklanan bir adam halini alır.
 
Kemal Tahir de, karakteri üzerindeki bu değişimin ciddiye alınması konusunda çok dikkatli davranır, çünkü Esir Şehrin İnsanları’nın temel konusu, Kamil Bey’in yaşadığı bu dönüşüm ile doğrudan alakalıdır. Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi, Kamil Bey Karadayı’da çalışma teklifini kabul ettikten sonra Kamil Bey’deki değişikliği anlatırken; “Çünkü, artık, sıradan bir vatandaş değildi. Elinde iyi –kötü bir savaş silahı olan, SORUMLU İNSAN’dı.” şeklinde bir cümle kurulması, “sorumlu insan” kavramının büyük harflerle yazılmasıdır.
 
Romanın üçüncü kısmı, neredeyse tamamen Kamil Bey’in düşüncelerinden oluşur. Hapse atıldıktan sonra, Kamil Bey’in bu karakter değişimine veya belki de daha doğru bir ifade ile, ortaya çıkan karakter özelliklerine, iki önemli öğe daha eklenir. Tüm baskılara, yapılan cazip tekliflere ve işkence tehdidine rağmen, Kamil Bey Milli Mücadele’ye ve Nedime Hanım’a karşı duyduğu sadakatten asla vazgeçmez. Bundan vazgeçmesi yönünde yapılan ısrarlara ise, kendisinin namuslu bir insan olduğunu, hamile bir kadını böyle bir olayın içine atacak kadar namussuz hale gelemeyeceğini söyleyerek cevap verir.
 
Bu namuslu ve sadık tavrı, kendisini yedi yıl hapse mahkum etse de, Kamil Bey bakış açısını ve bulunduğu konumu hiç kimse karşısında değiştirmez.

1s. 17
2s.97
3s.349

 
Romandaki tüm karakterler içinde, Kamil Bey üzerinde en fazla etki yapan figür, Nedime Hanım’dır. Kamil Bey’in Galatasaray Lisesi’nden arkadaşı İhsan ile evli olan Nedime Hanım, kocasının hapse atılmasından sonra Karadayı adlı gazeteyi tek başına çıkartmayı sürdürür.
 
Kadınların toplumda sıradan işleri yapmasına bile iyi gözle bakılmayan bir toplumda, Nedime Hanım her gün Bab-ı Ali’ye, onlarca erkeğin arasına gider ve burada kocasının kendisine emanet bıraktığı işleri yürütür. Üstelik bunu yaparken, hamallardan matbaacılara, yazarlardan şairlere herkesin saygısını kazanır ve “Nedime Bacı”, Bab-ı Ali’nin en önemli şahsiyetlerinden biri haline gelir.
 
Tüm bunları hamile olmasına karşın başarması, vatanın kurtuluşu için hapse atılmayı, öldürülmeyi göze alması, Kamil Bey’i derinden etkiler ve birlikte çalıştığı Nedime Hanım, Kamil Bey için Milli Mücadele’ye giden bir köprü halini alır.
 
Cesareti ve çalışkanlığının yanı sıra, kültürü ve fikirleri ile de Kamil Bey’i etkileyen Nedime Hanım, Ahmet’i, Kamil Bey’i, Niyazi Ağabey’i bu mücadele içinde bulunmaya, savaşmayı sürdürmeye ikna eden figür olarak romanın merkezinde önemli yer tutar.

 
Kurtuluş Savaşı’nda kadınların oynadığı rol, günümüzde detaylı olarak bilinen ve anlatılan, önemli bir konudur. Kemal Tahir de, romanında Nedime Hanım gibi, Ramiz Bey’in karısı Fatma gibi karakterleri kullanarak, kadınların bu rollerine gönderme yapar, İstanbul toplumu içinde hem Nedime ve Fatma gibi kurgusal karakterlerin, hem de Halide Edip gibi gerçekten bu süreç içinde rol oynamış kadınların önemini vurgular.
 
Fakat, bu kadın karakterler içinde, İstanbul toplumunun aydın kesimindeki kadınları belki de en gerçeğe yakın temsil eden kişi, Kamil Bey’in karısı Nermin’dir. Kamil Bey gibi bir paşa kızı olan Nermin, daha ilk andan itibaren Nedime Hanım’a karşı bir soğukluk hisseder, Karadayı gazetesi ve Milli Mücadele fikriyle uzaktan yakından ilgilenmez.
 
Onun için önemli olan, rahat bir evde, rahat bir şekilde, bütün gün sıkılmadan yaşamak ve alışık olduğu düzenli hayattan kopmamaktır. Benzer bir kültür ve yaşam tarzından gelen Kamil Bey, roman ilerledikçe ciddi bir değişim yaşayıp, vatansever, mücadeleci, ciddi bir karakter haline gelse de, Nermin böyle bir değişiklik yaşamaz ve kocasına bu konudaki fikirlerini söylemekten çekinmez.
 
Kamil Bey tutuklanmadan önce, Kuvayı Milliye konusundaki gerçek görüşlerini Nermin’le tartışmaya çalışır, fakat Nermin, halasının da etkisiyle, “dünyanın muzaffer devletlerine karşı Anadolu’da üç tane baldırı çıplak eşkıyanın” hiçbir şey yapamayacağını savunur.1 Onun için bütün bu süreç bir parasızlık ve yokluk sürecidir – ve var olan paralarını, “gazete çıkarmaya, mahpushanedeki serserilere bakmaya” harcamaları, onun gözünde, "olacak iş" değildir.2

1s.288
2s.287

 
Esir Şehrin İnsanları’nın en önemli özelliklerinden bir tanesi, Kurtuluş Savaşı sürecinin aslında toplumun her kesiminde desteklenen bir olay olmadığını, özellikle İstanbul halkının daha zengin kesimleri içinde, bu harekete karşı olan, devletin durumundan kendine pay çıkarmaya çalışan insanlar olduğunu göstermeye çalışmasıdır.
 
Kamil Bey’in karısının eniştesi İbrahim Bey de, tam olarak bu portreye uyan bir karakter olarak resmedilir. İşgal sırasında, deyim yerindeyse, “krizi fırsata çeviren” Enişte İbrahim Bey, yabancı dil bilmemesine, kültürel olarak çok derin bir adam olmamasına karşın İngilizlerle çalışmaya başlar ve bu işten hatırı sayılır bir gelir elde eder.


Kamil Bey'in gözünden Enişte İbrahim Bey
 
Ne olursa olsun kendi çıkarının peşinden koşan, Milli Mücadele’yi “iki serserinin dünyaya karşı gelme çabası”, Mustafa Kemal’i “idamına karar verilen bir eşkıya reisi” olarak gören Enişte İbrahim Efendi, daha bu fikirlerini bile dile getirmeden Kamil Bey’in birlikte yaşamayı imkansız bulduğu bir karakter olarak resmedilir.

 
Tıpkı Enişte İbrahim Bey gibi, İzmirli Niyazi Efendi de romanda “krizi fırsata çevirmeye” çalışan karakterlerden biri olarak gözükür. İbrahim Bey’in aksine, romanın başında Kuvayı Milliye hareketinin en tutkulu destekçisi gibi gözüken Niyazi Efendi, Nedime Hanım’ın da en güvendiği karakterlerin başında yer alır.
 
Etrafındaki herkesin büyük saygıyla yaklaştığı Nedime Hanım’ın bu kadar güvendiği Niyazi’nin, Kamil hapse atıldıktan sonra bir hain olarak gösterilmesi, romanın en büyük sürprizlerinden biri olarak gözükür. Enişte İbrahim Bey’in aksine, Kuvayı Milliye’ye açıkça karşı çıkmayan, bu hareketi destekleyenlerin yanında yer alarak onların üzerinden maddi kazanç elde etmeye çalışan Niyazi Efendi hakkında aslında roman boyunca bu yönde ipuçları gösterilir.
 
I. İnönü zaferini duyurmaya gelirken, onun günlerdir zafer haberini beklediği için perişan gözüktüğü, tırnaklarının yenmiş olduğu yazılır. Aynı şekilde, Rozalti ile ortak olduğu dolandırma çabasının boşa çıkması ve cephane dolu geminin Anadolu’ya hareket etmesinden sonra da Niyazi Efendi mutsuz, bitkin ve yorgun gözükür, o anda Kamil Bey bunu, sevincin insan üzerinde ne bitirici bir duygu olabildiğini gözlemleyerek geçiştirir.
1 Gerçek ortaya çıktıktan sonra geri dönüp okunduğunda, Niyazi Efendi’nin burada sadece para kaybettiği için üzüldüğü ve belki de foyasının ortaya çıkmasından korktuğu rahatlıkla anlaşılabilir. 
1s. 267