Esir Şehrin İnsanları Kemal Tahir


 
 
1900’lü yılların başında Trablusgarp ve Balkan Savaşları gibi önemli savaşlarda yenilgiler alan Osmanlı Devleti, bu yenilgilere rağmen I. Dünya Savaşı’na da katılır ve İngiltere, Fransa, Rusya gibi ülkelerin karşısında, Almanya’nın yanında yer alır.
 
1918 yılında savaş kaybedildikten sonra Osmanlı Devleti de büyük ölçüde çökmüş bir devlet haline gelir. Osmanlı’nın resmi olarak sona ermesi 1923 yılında Cumhuriyet’in ilanına kadar gerçekleşmese de, 1918’den sonra ülkenin büyük kısmı işgal edilir ve VI. Mehmet Vahdeddin hala padişah olmasına karşın, başkent İstanbul İngilizlerin kontrolüne girer.
 
Fakat, yaşanan çeşitli olaylar halkın belli kesimlerinin yenilgiyi kabullenmesini zorlaştırır. 15 Mayıs 1919’da, Yunan ordusu Osmanlı Devleti’nin ikinci büyük şehri olan İzmir’i işgal eder. Bu olay halk genelinde ciddi bir tepki yaratır ve Milli Mücadele’nin başlamasına neden olan temel olaylardan biri haline gelir. 16 Mart 1920’de İngilizler İstanbul’u resmi olarak işgal eder ve bu işgal sırasında yaşanan çeşitli şiddet olayları da, işgale karşı direnme fikrini güçlendirir.
 
Bu “direniş” fikrinin en aktif olduğu yer ise Anadolu’dur. 19 Mayıs 1919’da ordu müfettişi olarak Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal, burada başlamış olan Kuvayı Milliye hareketinin başına geçer ve günümüzde “Kurtuluş Savaşı” olarak bilinen süreç başlamış olur.
 
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden sürecin belki de en önemli, en “kutsal” olayı haline gelen Kurtuluş Savaşı, günümüzde tam ve eksiksiz bir kahramanlık süreci olarak hatırlanır: Vatanını kaybetmiş olan Türk milleti, bu durumu kabullenmeyerek kahraman başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde seferber olmuş ve tüm düşmanları bozguna uğratmayı başarmıştır.
 
Oysa, bu bakış, tarihi gerçeği tam olarak yansıtmaz. Çünkü, Mustafa Kemal ve onun yanındakiler Anadolu’da direnmeye çalışırken, Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerinde hayat devam eder. Başkent İstanbul’da, resmi olarak İtilaf Devletleri’ne teslim olmuş olan padişah ve onun hükümeti, hala pozisyonlarını korumaktadır. Onlar için, Mustafa Kemal’in Anadolu’da düşmana karşı direniyor olması, bir “kurtuluş mücadelesi” değil, savaşı kazanmış devletlere verilen sözlere zıt bir “isyan” hareketidir. Öyle ki, aslında isyan hareketlerini kontrol altına alması için Anadolu’ya gönderilmiş olan Mustafa Kemal’in, böyle bir niyeti olmadığı anlaşılınca ordudan kovulmasına karar verilmiş, Mustafa Kemal de Osmanlı ordusundan istifa etmiştir.
 
Dolayısıyla, Anadolu’dan uzakta, İngiliz kontrolü altında ve hala padişaha bağlı olan İstanbul’da, halkın tamamının “Kurtuluş Savaşı”nı ve Mustafa Kemal Paşa’yı desteklediğini söylemek mümkün değildir. Burada; hala padişaha sonuna kadar sadık olanlar, şehri işgal eden İngilizleri bir fırsat olarak görüp onlarla iş yapmaya çalışanlar, ülkenin kurtarılması için İngiliz veya Amerikan mandasının en ideal çözümler olduğuna inananlar, Mustafa Kemal ve takipçilerinin Rusya kontrolündeki Bolşevikler olduğunu düşünenler ve hatta ülkenin mutlaka kurtarılması gerektiğini, fakat bunu Anadolu’daki gibi resmi olmayan bir direniş ile değil, vakti geldiğinde padişahın emri altında yapmanın doğru olacağını savunanlar bulunur.
 

Milli Mücadele aleyhinde görüş bildiren gazetelerden belki de en meşhuru, Peyam-ı Sabah

Elbette, halkın belli bir kısmı da Anadolu’daki milli mücadeleyi desteklemekte, bir şekilde Anadolu’ya yardım etmenin yolunu aramaktadır. Fakat, romanda Kamil Bey ve arkadaşlarının başından geçenlerin de göstereceği gibi, bu İstanbul hükümeti tarafından ciddi bir suç olarak görülmekte, Anadolu’yu destekleyenler ve yardım edenler yakalanıp hapse atılabilmektedir. 
 
Kısacası, Mustafa Kemal ve Kuvayı Milliye hareketleri, 1919 ve 1920 yıllarında yüzde yüz desteklenen hareketler değildir. Ordudan uzaklaştırılmış bir komutanın, düzensiz bir ordu ile Alman İmparatorluğu’nu yenmiş İngilizlere ve Fransızlara kafa tutması toplumun belli kesimlerine gülünç bir fikir gibi gözükmekte, bu “isyan” hareketinin mutlaka bastırılacağı düşünülmektedir.
 
Dönemin basınında da bu fikir hakimdir. Ali Kemal gibi, Refik Halit gibi dönemin ünlü yazarlarından bazıları, Anadolu’daki hareketin başarısızlığa mahkum olduğunu ve kısa zamanda kontrol altına alınacağını savunur. Ali Kemal’in Peyam-ı Sabah gazetesi, bu fikri savunan en önemli gazetelerden biri halini alır ve Esir Şehrin İnsanları’nda da sık sık okuyucunun karşısına çıkar.
 
Romanda Kamil Bey’in yıllar sonra geri döndüğü İstanbul, tam olarak bu fikirlerin hakim olduğu bir atmosferdir. Kemal Tahir, ana karakterinin başından geçen olayları, tanıştığı insanları kullanarak bu fikirlerin ne derece etkili olduğunu, Milli Mücadele döneminin İstanbul’daki aydınlar tarafından nasıl karşılandığını göstermeye çalışır.