Esir Şehrin İnsanları Kemal Tahir

Alıntı #1, Sayfa 94 - 95: 
Kamil Bey, ömründe, Yakacık’tan öteye geçmemiş bir İstanbul çocuğuydu. Anadolu hakkında zaten hiçbir fikri yoktu (…) İstanbul – İmparatorluğun başı – kubbelerden kamburlarını çıkararak böyle sinmişken, Anadolu ne yapabilir ki? Hele Antalya – Konya bölgeleri İtalyanların, Antep, Maraş, Adana Fransızların, Samsun tarafı İngilizlerin, Zonguldak Fransızların işgali altında olursa… “Anadolu” neresi? Yunanla dövüşenler kimler? Ankara ile Mustafa Kemal mi?
Kamil Bey, fazla düşünmeden milletin – yani İstanbul’un – ümitsizliğine hak verdi.


Açıklama
Kamil Bey’in romanın ilk kısmında bu düşündükleri, İstanbul’daki aydınların (Kuvayı Milliye’ye şiddetle karşı olmayanların bile) duruma ne kadar negatif yaklaştığının, ne kadar umutsuz olduğunun bir göstergesi olarak okunabilir.

Kamil Bey ilerleyen kısımlarda Karadayı dergisine katılıp, Milli Mücadele hakkında daha fazla bilgi alınca, görüşlerinin nasıl değiştiği, 267. Sayfadaki alıntıda görülebilir
 
Alıntı #2, Sayfa 240: 
Ne zavallı olduk? Kim der ki bu millet bir zamanlar Hint Okyanusu’na donanmalar, Viyana’ya ordular göndermiş… Zafer öyle mi? Gene Yunan’a karşı bir zafer.. Bu Yunanlılar da olmasa biz ömrümüzde artık zafer kazanamayacağız galiba!

Açıklama
Nedime Hanım ile konuşan bir şairin I. İnönü Zaferi hakkında yaptığı bu yorum, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılan zaferlere karşın İstanbul aydınları arasında ciddiye alınmayışının güzel bir örneği olarak sunulabilir.
 
Alıntı #3, Sayfa 242: 
Oysa biz bugün şiire ne kadar muhtacız! Kavgacı şiire… Ben “Sanat sanat için,” yahut “Sanat güzellik için…” falan diyenlerin ne demek istediklerini şimdi anladım. “Sanat sanat için” demek, “Sanat kuvvetlinin emrinde” demek… Bize sanatlarıyla yardım etmeyenler, son hesaplaşmada kime yardım etmiş oluyorlar?

Açıklama
Bir şair, Yunan ordusu karşısında kazanılan zaferi küçümsedikten sonra bu sözleri söyleyen Nedime Hanım, aslında Kemal Tahir’in kendi düşüncelerini de okuyucuya neredeyse doğrudan aktarmış olur.

Bu sanat anlayışına göre, sanat, topluma faydalı olduğu sürece, topluma bir şeyler kattığı, doğru ve iyi düşünceleri toplum önünde savunduğu, bunları yaymaya çalıştığı sürece faydalıdır.

Kemal Tahir’in romanlarında görülen “toplum için sanat” anlayışı da, bu görüşü destekleyen, sanatın yalnızca sanat için olduğu fikrini reddeden bir duruştur.
 
Alıntı #4, Sayfa 226: 
Muharebede düşman karşıdadır.  Az da olsa, çok da olsa bir zaman sonra önemi kalmaz. Kaçarsın, kovalarsın… Anında ölenler, yaralananlar olur. Ama hep ileriye bakmanın bir rahatlığı vardır. Oysa esir bir şehirde, dost kim, düşman kim, bilinmez!

Açıklama
Kamil Bey’in hapishanedeki okul arkadaşı İhsan’ın bu söyledikleri, İstanbul’daki durumu özetleyen cümleler olabilir. Evet, burada savaş bitmiş, barış sağlanmış, işgal ordularına teslim olunmuştur ama, buradaki durumu çözmek, burada hayatta kalmak, belki de bir savaştakinden bile daha zordur.
 
Alıntı #5 Sayfa 276: 
Dünyayı enine boyuna dolaşmış, fakat bir kere bile yolu İzmir’e düşmemişti. Ankara’yı, Sivas’ı, Erzurum’u, Anadolu topraklarının hiçbir yanını bilmiyordu. Öyleyse, şimdi içinde bulunduğu tehlikeyi niçin yadırgamıyordu? Vatan sevgisi dedikleri şey bu mu? Bu anlatılmaz fedakarlık duygusu, bir çeşit, korkunç spor mu?

Açıklama
Kamil Bey’in bu düşünceleri ile, Kemal Tahir aslında iki amaç gütmektedir. Birincisi, bir yazar olarak “Türk aydını” olarak tanımlanabilecek insan tipine bir eleştiri getirir: bu insanlar Avrupa’yı gezer, yabancı diller bilir, Avrupa sanatını yakından tanır, fakat iş kendi ülkelerini, kendi şehirlerini tanımaya geldi mi, orada tam anlamıyla cahil kalırlar.

Kamil Bey, bu düşüncelerle hem bu eksikliğini kabul etmekte, hem de Karadayı’da çalışmaya başladıktan sonra yaşadığı değişimi gözler önüne sermektedir. Özellikle yine benzer duyguların ifade edildiği ilk alıntıyla karşılaştırıldığında, Kamil Bey’in duruma bakışının nasıl değiştiği rahatlıkla görülebilir.
 
Alıntı #6, Sayfa 373: 
Acaba bazı subaylar, Osmanlı İmparatorluğu’nun aralıksız yenilmelerinden sonra mı böyle olmuşlar? “Hele bakın binbaşı beyin öfkesini sevsinler… Düşmana karşı değil de, esirlere karşı bir öfke… Esirlerin esirine karşı… Çok yaşayın siz, e mi?”

Açıklama
Kamil Bey, kendisine karşı sabrını kaybeden Binbaşı Burhanettin Bey hakkında bunları düşünür. Osmanlı'nın son yüzyıllarında birbiri ardına aldığı yenilgilerden sonra, askeri anlamda içinde bulunduğu psikoloji de, Kamil Bey'in Binbaşı Burhanettin'i eleştirdiği bakış açısından okunabilir. 
 
Özel: Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı ile İlgili Alıntılar
Esir Şehrin İnsanları'nın temel konularından bir tanesi, Kurtuluş Savaşı devam ederken bu savaşa işgal altındaki İstanbul'dan verilen tepkilerdir. Günümüzde de Mustafa Kemal Atatürk ile özdeşleşen bu mücadeleye verilen tepkiler, Kemal Tahir'in karakterlerinin ağzından bu şekilde okunabilir. Bunlar kurgusal tepkiler olsa da, Kemal Tahir'in bunları gerçek deneyimler üzerinden kurguladığı rahatlıkla tahmin edilebilir:

Sayfa 304, Kamil Bey'i sorgulayan bir subay:
Sarhoşun biridir. Eğer elinden bir iş gelseydi yarım milyonluk ordularımızı çölde esir vermezdi. Osmanlı ordusu, bugüne kadar onun gibi yeteneksiz bir başka kumandan yetiştirmemiştir. Efendimizin veliahtlıkları sırasında yaveriydi. Aptallığını görmüşler de, def edivermişler. Zaten başka delil de istemez. Bir avuç serseriyle dünyaya meydan okumasından belli.

Sayfa 357, Hapishanedeki berber:
Anadolu tekmil gavur olmuş! (…) Ankara’da evlerin kapıları açık durmaktaymış… Kapamak yasak! Kim önce davranıp içeri girerse, karılar onun malı… Tövbe tövbe!

Sayfa 363, Binbaşı Burhanettin Bey: 
Siz, asker değilsiniz. Mustafa Kemal denilen adamın ne kadar korkunç bir psikopat, hırslarının esiri bir sarhoş olduğunu elbette bilemezsiniz. Padişahımız efendimiz, kendisine harbiye nazırlığını vermiş olsalardı, Anadolu’da gene böyle birtakım eşkıyalar türemiş bulunsaydı, yakalanma emirlerini Mustafa Kemal imzalayacaktı.