Eylembilim Oğuz Atay

Tamamlanmamış Roman
Üniversite İşgali - Üniversite Özerkliği
Oğuz Atay'ın Eylembilim'i, Türk Edebiyatı'nın önemli tamamlanmamış roman örneklerinden bir tanesidir.

1934 yılında doğan Oğuz Atay, 1977 yılında, Eylembilim üzerine çalıştığı sıralarda hayatını kaybetmiştir. Yazarın ölümünden sonra yayımlanan önemli kaynaklardan bir tanesi, Oğuz Atay'ın kendi günlüğünü okuyuculara sunan "Günlük" kitabı olur. Eylembilim'den kısa bir bölüm de, ilk olarak Günlük'te yayımlanır. 

Eylembilim, okuyuculara ilk olarak Günlük'ün sonunda sunulur. 
 
Eylembilim'in ufak bir bölümünü okuyuculara sunan Günlük, 1987 yılında yayımlanmıştır. Eylembilim'in daha kapsamlı bir kitap olarak yayımlanması ise 1998 yılını bulur. Günlük'ün yayımlanmasından yaklaşık on sene sonra, Oğuz Atay'ın kızına isimsiz bir zarfta Eylembilim'in kaybolduğu düşünülen yetmiş sayfalık bölümü gönderilir ve bu iki bölümün birleştirilmesi ile, Eylembilim 114 sayfalık bir romana dönüşür. 

Yine de, Eylembilim'deki olay örgüsünden anlaşılan, bu yüz sayfalık bölümün bizi yalnızca olayların belli bir noktasına getirdiği gerçeğidir. 

Bir romanın "tamamlanmamış" olması, ilk anda çok basit bir durum gibi değerlendirilebilir: Yazar, romanı yazmaya başlar, ancak bir sebeple, roman planlanan finale ulaşmadan sona erer. Ancak, bir romanın yazar tarafından gerçek anlamda tamamlanmamış olması, yalnızca kitapta anlatılan olayların sonuçsuz kalması demek değildir. Bu durum, aynı zamanda yazarın romanı üzerinde yapmayı planladığı değişiklikleri yapamadığını, kitabı yayınlanacak şekilde tekrar gözden geçirmediğini ve kitabın belli bölümlerini çıkarmak veya yeni bölümler eklemek gibi kararlar almamış olduğunu gösterir. 

Bu nedenle, Eylembilim gibi tamamlanmamış bir romanı okurken, yalnızca olay örgüsünün "yarım kalmasına" değil, romanın gidişatındaki pek çok detaya bu gözle bakmak gerekir. 

Tamamlanmamış romanlar çoğu zaman sadece "sevilen" bir yazarın son bir eserini okuma fırsatı olarak değerlendirilse de hem Dünya, hem de Türk Edebiyatı'nda son derece önemli tamamlanmamış romanlar olduğu ifade edilebilir. Bu konuda örnek bir liste için, aşağıdaki yazımıza göz atabilirsiniz: 

Türk ve Dünya Edebiyatı'ndan 8 Tamamlanmamış Roman
 

 Bu bölümde sunduğumuz bilgiler, romanın olay örgüsü ile ilgili okuma zevkini kaçırabilecek bilgiler içermektedir. Eğer romanı okumadıysanız, bu bölümü kitabı bitirdikten sonra incelemenizi tavsiye ederiz. 


Yazı İçeriği 

1 - Üniversite İşgali
2 - Üniversite Özerkliği

Eylembilim, her şeyden çok romanın ana karakteri Server Özbudak'ın iç dünyasına yoğunlaşan, onun fikirlerini ve yaşamakta olduğu hayatı değerlendiren bir eserdir. Bununla birlikte, romanın merkezinde yer alan "olay"ın, dördüncü bölümde yaşanan "üniversite işgali" olduğu söylenebilir. 

Bu bölümler okunurken dikkat çeken bazı unsurlar, günümüz bakış açısından incelendiğinde, "tuhaf" durumlar olarak görülebilir. Bunları daha iyi anlayabilmek için, Eylembilim'in de geçtiği 1970'li yılların bazı önemli kavramlarına hakim olmak faydalı olabilir. 
Romanda yaşanan bu olayların tam anlamıyla değerlendirilebilmesi için, 1970'li yıllardaki siyasi duruma bir ölçüde hakim olmak gerekir. 
 
1970’li yılların tüm politik atmosferini kısa bir yazıyla değerlendirmek mümkün olmasa da, Eylembilim’i daha iyi anlamayı sağlayacak bazı basit kavramlar kısaca açıklanabilir. Yukarıdaki şemada iki farklı renkle ifade edilen olaylardan mavi olanlar üniversite işgali, turuncu olanlar ise üniversite özerkliği ile alakalıdır. 

Üniversite İşgali


Üniversite işgali kavramı, 1970’li yıllarda yaygın olarak karşılaşılan bir durumu ifade eder. Bu yıllarda devam etmekte olan Sağ – Sol Çatışmasının en önemli merkezlerinden bir tanesi üniversiteler olur. Sağ ve sol görüşlü gençlerin sık sık karşı karşıya geldiği üniversiteler, karşıt görüşlü gruplar arasında kavgalara ve çatışmalara sahne olur. 

Özellikle sol görüşlü gençlerin yaptığı öğrenci eylemleri, yürüyüşler ve gösteriler, bu politik görüşle en çok özdeşleşen olaylar arasında yer alır. Eylembilim’de ciddi bir örneğini gördüğümüz “işgal” de, aslında yalnızca bu romanın konusu içinde yaratılan bir şey değil, 1970’li yılların siyasi ortamında gerçekten yaşanan olayların bir yansımasıdır. 

Bundan daha önce benzer eylemler düzenlenmiş olsa da, siyasi bir başkaldırı olarak bir yeri “işgal etme” fikri 1968 yılında dünya çapında gerçekleşen eylemler sonrasında popüler hale gelir. 1968’de Fransa, Amerika ve Doğu Avrupa gibi bölgeler başta olmak üzere pek çok bölgede kendini gösteren başkaldırı hareketleri, Türkiye’yi de etkiler. Bu sürecin Türkiye’deki en büyük etkilerinden bir tanesi, “üniversite işgali” kavramını ülkeye sokması olur. 

Bu eylemler, bir grup öğrencinin üniversiteye veya üniversitenin bir bölümüne giderek burada günlük aktivitelerin yapılmasını engellemesi şeklinde tanımlanabilir. Kalabalık bir halde bölgede toplanan öğrenciler, sloganlar atarak, afişler asarak, konuşmalar yaparak taleplerini ifade eder ve bu talepler yerine getirilmediği takdirde işgali sonlandırmayacaklarını göstermeye çalışır. 

Bu durum, üniversite yönetimi ile öğrenciler arasında bir diyalog ile çözülebileceği gibi, işgalin “güç kullanılarak” polis veya jandarma tarafından dağıtılması ile de sona erebilir. Özellikle polisin veya karşıt görüşlü kişilerin müdahalesi, normal şartlarda şiddet içermemesi gereken bu işgal hareketlerinin farklı bir yapıya bürünmesini de sağlayabilir.

1970’li yıllardaki sağ – sol çatışması günümüzde aynı şekilde devam etmese de, işgal hareketleri hala siyasi bir başkaldırı olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle 2011 yılında dünyayı etkileyen “Occupy” (“İşgal Et”) hareketi, pek çok bölgede işgal hareketlerinin yaşanmasına neden olmuştur. 

Romanda öğrencilerin kendileriyle benzer görüşler paylaşan profesörlerle işbirliği yaparak okulu işgal etmesi, hatta bu işgali sonlandırma çabalarına karşı ağır bir şekilde silahlanarak direnme çabası, 1970'li yılların üniversite işgalleri ile birlikte değerlendirilebilir. 

Üniversite Özerkliği

 
Romanda karşımıza çıkan bir başka önemli kavram ise, kitabın otuz beşinci sayfasında doğrudan da dile getirilen “üniversite özerkliği” kavramıdır. Bu kavram, yukarıdaki şemada turuncu ile renklendirilen bölümleri daha iyi anlamayı sağlayabilir:
 
(…) Allahtan üniversite özerkliği vardı, yani işleri kendi içimizde hallediveriyorduk (…)[1]
 

27 Mayıs 1960 yılında yapılan askeri darbe, bu tarz olaylardan “beklenenin” aksine, 1961 yılında daha özgürlükçü bir anayasa hazırlanmasına sebep olur. Bu “özgürlükçü” anayasanın ne ölçüde uygulanabildiği veya gerçek anlamda Türkiye’yi özgürleştirip özgürleştirmediği tartışılabilecek olsa da, 1961 anayasasının içerdiği önemli maddelerden biri üniversitelerin özerk hale getirilmesi olur.
 
Üniversitelerin “özerk” olması - çok basit bir ifadeyle - bu kurumların kendi kendilerini yönetmesi anlamına gelir. Ülkedeki tüm kurumlar gibi, üniversiteler de devlete bağlı olmakla birlikte, onların kendilerini ayrı yasalarla, ayrı prosedürlerle, kendi uygun gördükleri şekilde yönetmelerine izin verilir.
 
Yukarıdaki alıntı, Eylembilim’in geçtiği dönemde üniversitelerin özerkliğinin hala etkili bir şekilde devam ettiğini gösterir. Politik görüşleri nedeniyle öldürülen öğrenci hakkında alınacak kararı devletin veya mahkemelerin değil, üniversitenin alması, bu konunun net bir göstergesi olarak sunulabilir. Aynı şekilde, öğrenciler fakülteyi işgal etmeye başladığında, Ayhan Balba’nın diğer hocalardan tam yetki alması, bu sürecin yönetilmesi ile ilgili bütün kararları tek başına alabilmesi ve üniversiteyi korumak için orada bulunan polisleri bile okuldan çıkaracak güce sahip olması, yine aynı durumun uzantılarıdır.
 
1961’de kabul edilen anayasanın temel parçalarından biri olan üniversite özerkliği, 1971 Askeri Muhtırasından sonra azaltılır, 1980 Darbesi’nden sonra Yükseköğretim Kurulu’nun kurulması da özerkliğin fiilen sonunu getirir.
 
[1] s. 35