Fikrimin İnce Gülü Adalet Ağaoğlu

Bayram


Fikrimin İnce Gülü’nün ana karakteri olan Bayram, çok kısa bölümler haricinde romanın anlatısının merkezinden hiçbir zaman ayrılmaz. Bu, onu romanda ciddi bir derinlikle işlenen tek karakter haline getirdiği gibi, romanın bazı temalarını da onun üzerinden incelemeyi gerektirir.
 
Annesini ve babasını tanımayan, önce dayılarının, daha sonra da amcası ve yengesinin yanında büyüyen ana karakter, mutlu bir çocukluk geçirmez.[1] Arkadaşları tarafından “deloğlan, İncegül Bayram”, “kediboku” gibi lakaplarla anılan Bayram, kimseyle arkadaş olamamanın, saygı görmemenin mutsuzluğu ile büyür. Bu da onu, romanın başında gördüğümüz takıntılı, kompleksli, paranoyak kişiye dönüştürür. Romanın merkezindeki karakteri basitçe anlamak için, aslında aşağıdaki görsel ve alıntı, yeterli olacaktır.
 
Cipleri, traktörleri göre göre, ben taa o zamandan koydum aklıma ki, beni de kurtarsa kurtarsa bir taksi kurtarır.[2]
 
Bayram, içinde büyüdüğü kapalı köy hayatında, en çok saygı görenlerin arabası olan insanlar olduğunu görür. Romanın merkezindeki konu da, aslında bundan ibarettir: Bayram köye altında lüks bir arabayla girdiği takdirde, hayatı boyunca bulamadığı şeyi, saygıyı bulacağına ve çevresindeki insanlara karşı bir “zafer kazanacağına” inanır.[3]
 
Bayram gerçekten kötü, saygı görmeyi ve sevilmeyi hak etmeyen bir insan mıdır? Yoksa karakteri toplumun kendisine yaklaşımının bir sonucu mudur? Romanın başında, öyle ya da böyle “şekillenmiş” bir karakteri olduğu için, bu iki soruyu birbirinden ayırarak cevaplamak imkansızdır.
 
Bayram’ın iyi bir insan olduğunu söylemek çok zordur.
 
 
Yukarıdaki unsurlar, onu romanda “iyi” bir karakter olarak görmeyi imkansız hale getirir. Almanya’da yalnız kalmasını herkesin “aile” olmasına, erkeklerin eşlerini kendisinden kıskanmasına bağlayan Bayram, romanın anlatısına göre yanılmaktadır, “çoğu Türk işçisi Bayram’ı sevmez”, her zaman küçük çıkarlarının peşinden koşan, sıkıcı, konuşması zor bir insan olarak görür.[4]
 
Bayram’ın meslekleri
 
Kendisiyle evlenmek isteyen Kezban’ı sürekli bekletip, ona kötü davranıp, araba alma hırsını her şeyin önüne koyması da, Bayram’ın karakterinin diğer “kötü” boyutları olarak gösterilebilir.
 
Ancak Bayram, ailesiyle birlikte, sevilerek, kimsenin kendisiyle dalga geçmediği bir ortamda büyüse, yine bu adam mı olacaktır?
 
Örneğin, onun Kezban’ı başından savdığı, beklettiği, kötü davrandığı doğru olsa da, romandaki yolculuğunun merkezinde, Kezban ile buluşma hayalinin büyük bir rol oynadığı da bir gerçektir. Bayram, araba alma hırsını Kezban’ın önüne koymaktan çok, önce araba alıp, sonra Kezban ile birlikte olması gerektiğini düşünmektedir.[5] Büyütüldüğü toplumsal değerler, ona bir insanın saygıdeğer olması için araba sahibi olması gerektiğini göstermemiş olsa, Bayram’ın bu tercihi yapıp yapmayacağı da sorgulanabilir.
 
Tüm bunlar, romanın özellikle ilk yarısında en çok gündeme getirilen konuya, Bayram’ın Mercedes’i ile ilişkisine bağlanır.
 

Bayram’ın Mercedes’i ile olan ilişkisi, romanda çeşitli “ürünler” için gündeme getirilen daha büyük bir toplumsal eleştirinin parçaları veya bu eleştirinin en bariz boyutu olarak okunabilir. İçinde yetiştiği toplum, Bayram’a saygının “araba sahibi” olarak, mal – mülk sahibi olarak elde edilebileceğini gösterir. Kapitalist veya “Tüketim toplumu” olarak adlandırılabilecek bu düzenin değerleri, Bayram’ın hayata bakışını da belirleyen unsurlar haline gelir.
 
Ancak eğitimli, bilgili veya fazla akıllı bir karakter olmayan Bayram, bu değerleri “kelimesi kelimesine” anlar. Toplum içinde zenginliğin, prestijin, saygıdeğerliğin bir sembolü olarak görülen Mercedes araba, Bayram için bir “sembol” değil, bu değerlerin ta kendisidir. Zira ironik bir şekilde, Bayram var olan her şeyini bu Mercedes’e yatırmış, bu arabayı alabilmek için üç sene boyunca her boş dakikasını çalışmaya adamıştır.[6] Mercedes’inin “sembolize edebileceği” bir zenginliği, bir saygıdeğerliği yoktur – ancak bu araba sayesinde, bunların otomatik olarak kendisinde “belireceğini” düşünür.
 
Kendine saygısının, hayattaki başarısının ve aynı zamanda tüm parasının sonucu olan bu arabaya yaklaşımı da, bu mantıkla düşünüldüğünde daha iyi anlaşılabilir. Arabasına “Balkız” ismini takan, arabasının tamire ihtiyaç duyabileceği düşüncesiyle yemek için bile para harcamaya çekinen[7], yarım saat uyuduktan sonra arabasını “özleyen”[8] Bayram, tüm bunlara karşın araba kullanırken bile sıkıntı yaşar. Roman boyunca pek çok yerde zorlandığı gibi, trafiği de çeşitli anlarda tehlikeye atar.[9] Ancak buna rağmen, birkaç kilometrede bir durup arabasını temizlemekten, onunla konuşmaktan, Ballıhisar’da göreceği saygıyı hayal etmekten bir an için bile vazgeçmez.
 
Bu doğrultuda, Bayram’ın en büyük korkusu da arabasının zarar görmesidir – ancak aşağıdaki görselde görebileceğiniz gibi, roman boyunca Bayram’ın arabasının başına gelmeyen kalmaz.
 
 
Tüm bunların yanı sıra, arabası ile bir şarampole yuvarlanan Bayram, en büyük hasarı bu kaza sırasında verir.
 
Bayram’ın Mercedes’i, tüketim toplumunun bu değerleri eleştirilirken Adalet Ağaoğlu tarafından merkeze konulan temel ögedir. Ancak Bayram, belli durumlarda diğer eşyaları için de aynı duygularla hareket eder. Örneğin, çok sıcak bir günde bindiği vapurda bir dalga nedeniyle ıslanan insanlar, serinlemenin mutluluğunu yaşarlar – Bayram ise, Franz Lehar gömleğine tuz bulaştığı için mutsuz olur.[10]
 
Bayram’ın Mercedes’ine olan gülünç takıntısı, kendisini mutlu ettiğine inandığı bu arabaya bağlılığı ve bu bağlılığı oluşturan koşullar, romanda insanların bir şeylere sahip olma isteğinin ve bir şeylere sahip olmanın yarattığı prestijin birer eleştirisi olarak okunabilir. Bayram’ın, tüm bağlılığı ve sevgisine karşın, bu arabayı almamış olmayı bile dileyecek hale gelmesi de, bu eleştirinin en somut hali olarak okunabilir.[11]
 
[6] s. 14
[7] s. 53
[8] s. 117
[9] s. 72, s. 178 - 79
[10] s. 142
[11] s. 236
 
[1] s. 29
[2] s. 91 - 92
[3] s. 265
[4] s. 185
[5] s. 135 – 36, s. 214, s. 236,