Yol Ayrımı Kemal Tahir

Murat
Kadir
Selim Nuri
Doktor Münir
Deli Celadet
Kamil Bey 
Ramiz Efendi
Dadal Efendi
Yol Ayrımı, kurgusu itibariyle olaylara birden fazla karakterin bakış açısından yaklaşsa ve bu karakterler etrafında farklı konularla ilgilense de, romanın “ana karakteri” olmaya en yakın karakterin Murat olduğu söylenebilir.
 
Murat, pek çok açıdan ana karakter rolünden çekilen Kamil Bey’in bıraktığı boşluğu doldurur. Ölçülü fikirlere sahip olan, sinirlenmeyen, etrafındaki (örneğin, Kadir gibi) kötü örneklere karşın “iyi” kalan Murat, bu özelliğiyle serinin önceki romanlarındaki Kamil Bey’i hatırlatır. Esir Şehrin Mahpusu’nda, henüz bir çocukken kendisini “Kuvayi Milliyeci sayan”1 Murat, yeri geldiğinde en sert kabadayıları bile korkutabilmesiyle de Faytoncu Osman Ağa’yı döven Kamil Bey ile paralellik yaratır.
 
Kendisi hakkında çirkin yalanlar söyleyen Kadir de dahil olmak üzere, arkadaşlarının her zaman yanında olan, Ramiz Efendi’yi kendi oğlundan fazla düşünen ve Selim Nuri’yi verem olma riskini bile göze alarak kendi odasında misafir eden Murat, Yol Ayrımı’nda Kemal Tahir’in hislerini üzerinden aktardığı karakterlerden biri olarak yorumlanabilir.
 
Bu doğrultuda, karakterin politik görüşleri de romanın anlatısı içinde ideal görüşler olarak tanımlanabilir. Serbest Fırka’yı desteklemeyen Murat, bu girişimin ülkeye hürriyet getiremeyeceğini savunur – onun aradığı hürriyet, Kemal Tahir’in kendi kişisel görüşlerine uygun bir düşünce olarak gösterilebilir:
 
“Güçleri madrabazlıktan, kişisel çıkarcılıktan çekip Kuvayı Milliye devrimciliğine getirecek hürriyet… Hırsızları, madrabazları yok edecek hürriyet… Devrimleri halka mal edecek hürriyet…” 2

1Esir Şehrin Mahpusu, s. 165
2s. 100

 
Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu’nda Ramiz Efendi ve Fatma Hanım’ın oğlu olarak, henüz bir çocukken tanıdığımız Kadir, Yol Ayrımı’nda yirmi iki – yirmi üç yaşlarında bir genç olarak karşımıza çıkar.
 
Ancak, daha önceki romanların belki de en “iyi” karakterleri arasında yer alan Ramiz Efendi ile Fatma Hanım’ın oğlu, bu romanda oldukça “kötü” bir hale bürünmüştür. Çıkar peşinde koşan, kıskanç ve yalancı bir adam haline gelen Kadir, etrafındaki insanları etkilemek, kendi istediklerini elde edebilmek için her şeyi yapmaya hazır gözükür.
 
Murat hakkında yalanlar söylemesi, kendi başından geçen utanç verici “lastik top” hikayesini Murat yaşamış gibi anlatması, hatta, romanın başında çıkarttıkları Kurtuluş dergisinde Serbest Fırka’yı desteklemeleri gerektiğini söylerken, Kamil Bey’in kızı Ayşe’yi etkileyebilmek için bir anda “en yaman Kuvayı Milliyeci kesilmesi”1, hep Kadir’in karakterini ortaya koyan olaylardır.
 
Şükran Hanım, onun her şeyi “hırsla isteyen”, istediklerini hak etsin - etmesin zorla ya da ağlayarak elde edecek, insanları kendi çıkarları için köle gibi çalıştıracak bir insan olduğu gözlemini yapar.2
 
Kemal Tahir, önceki iki romandan sonra Kadir’i bu hale getirenin ne olduğunu tam olarak ifade etmez, ancak yıllar boyunca yaşadığı yoksulluğun, annesinin ölümünün ve babasının bu ölümden sonra kendisini içkiye verip amaçsızca yaşamaya başlamasının karakteri üzerinde etki sahibi olduğu tahmin edilebilir.

1s. 422
2s. 436

 
Kurtuluş dergisinin çıkarılmasında en büyük rolü üstlenen Murat ve Kadir’in şair arkadaşı Selim Nuri, romanın belki de en “romantik” karakteri olarak tanımlanabilir. Zor koşullarda yaşamayı sürdürürken, eline geçen bütün kitapları ayırt etmeden okuyan Selim Nuri’nin politik görüşleri, romanda çok açık bir şekilde ifade edilmez.
 
Kemal Tahir, karakteri tanıtırken, onun “Gazi Paşa’dan bile daha Kemalist, daha sıkı Kuvayı Milliyeci” olduğunu söyler. Yine aynı sayfada verilen, daha da ilginç bir bilgi, onun, “bütün eski inançları kafasından silmiş, yerlerine ne olduğunu hiç kimsenin henüz bilmediği halkçılığı yerleştirmiş” olmasıdır.1
 
Selim Nuri, Serbest Parti’yi destekleme fikrine kişisel olarak karşı olmasına rağmen, Kurtuluş dergisinde bu fikrin desteklenebilmesini hayatı pahasına savunur.2 Romanın başından beri hasta olan genç adam, Behram Efendi’nin uyarısıyla kaçırıldıktan ve ölümüne dayak yiyeceği belli olduktan sonra bile fikirlerini ve düşüncelerini söylemekten korkmaz, başına gelecekleri göze alır.
 
Her ne kadar tüm bunlardan somut çıkarımlar yapmak mümkün olmasa da çeşitli işaretler onun görüşlerinin yazar Kemal Tahir’in solcu görüşlerine yakın olduğu sonucuna ulaşmayı sağlayabilir. Selim Nuri’nin polis ve asker tarafından sorgulanma sahneleri, “kimsenin ne olduğunu henüz bilmediği halkçılığı” benimsemesi ve genç yaşta öldürülmesi, onun bu tarz görüşlere bağlı olduğunu ima eden bilgiler olabilir.

1s.14
2s.104
Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçi romanında gözüken Doktor Münir, bu romanda da önemli bir rol oynar. İlk gözüktüğü sahneler, aslında onu çok önemli bir karakter haline getirmez. Serbest Fırka’nın kuruluşu sırasında Deli Celadet ve Ağaoğlu Ahmet ile sohbet etmesi, Kamil Bey’in kızı Ayşe’ye babası hakkında gerçekleri açıklaması ve Selim Nuri’nin sağlığıyla ilgilenmesi, romanın gidişatı içinde hep önemli olaylardır, ancak Doktor Münir’i fazla ön plana çıkarmazlar.
 
Doktor Münir’in asıl önemi, Caddebostan’daki köşkünde Murat ile konuştuğu sahnede ortaya belli olur. Roman boyunca zaman zaman anlatısını siyasi bilgilerle, gözlemlerle bölen ve Ahmet Ağaoğlu, Falik Rıfkı Atay gibi kişilerin yazdıklarını da paylaşan Kemal Tahir, iş kendi tarihi analizlerini sunmaya gelince bunu Doktor Münir’in ağzından yapar.
 
Sondan bir önceki bölümde, Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecini eleştiren ve bu konuyla ilgili düşüncelerini, yapılması gerekenleri paylaşan Doktor Münir, Kemal Tahir’in kendi görüşlerini doğrudan ifade edebilmesi için kullandığı bir araç haline gelir.

 
Romanın başında tanıtılan İttihatçılardan Avukat Deli Celadet, romanın ana karakterlerinden biri olacak kadar fazla rol oynamaz, ancak Kemal Tahir onun üzerinden çeşitli mesajlar vermeyi başarır. Dönemin fırsatçı, zengin kişilerinden biri olan Deli Celadet, bu fırsatçılığını Serbest Fırka konusunda da gösterir. İlk anda Mustafa Kemal’e muhalefet amacıyla kurulacağına inandığı bu partiden uzak dursa da, çevresinde halk desteği olduğunu görür görmez kendisine teklif edilen görevi üstlenir.
 
İttihat ve Terakki döneminde, bu örgütün en “karanlık” boyutlarından biri olan Teşkilat-ı Mahsusa’da çalışan, ancak buradaki “bulanık” işleri temizlemeyi başaran Deli Celadet, aynı zamanda toplumun içinden geçtiği “ahlaksız” durumun da bir temsilcisi olur. Sürekli ofisine kızlar çağırtan Deli Celadet, on sekiz yaşını bir gün bile geçiren kızları hemen geri gönderdiğini arkadaşlarına gururlanarak anlatır.1

1s. 40
Esir Şehir Üçlemesi’nin ilk iki kitabında ana karakter olarak gördüğümüz Kamil Bey, bu romanda böyle bir rol üstlenmez. Hatta, romanın son sayfaları olmasa, Kamil Bey’in bu romanda sadece bir bölümde görünüp ortadan kaybolduğu, sinema tabiriyle, bir “konuk oyuncu” gibi davrandığı söylenilebilir.
 
Ancak, romanın son bölümünde, Kamil Bey’in eski karısı Nermin Hanım’ın daha önceki iki romanda yaşananları kendi gözünden anlatması, bu karaktere alternatif bir bakışı da mümkün kılar.
 
Nermin Hanım, “güçsüz” ve “güçlenemeyecek” bir adam olarak gördüğü Kamil Bey’i, “bencillik” ve “romantiklik” ile suçlar. Ona göre, Kamil Bey’in Kuvayı Milliye’yi desteklediği için hapse girmesi bir kahramanlık hikayesi değildir. Kamil Bey yalnızca bu dönemde namuslu olan her insanın yaptığını yapmıştır – ancak o, bununla yetinmemiş, kendisini destan kahramanlarının yerine koymuştur. Üstelik, hapse girmesi, onun inandığı şey uğruna büyük bir fedakarlık yapması gibi gözükse de, Nermin Hanım’a göre bu sadece bir kolay yol bulma çabasıdır.1
 
Paşa oğlu Kamil Bey, 1921 İstanbul’unda karısı ve kızı için ekmek parası bulmayı, geçim zorluğuyla mücadele etmeyi zor bulmuş, hemen sorumluluktan kaçmıştır. Milli Mücadele’yi desteklediğini Nermin’e hiç açmaması, haklı çıkıp hapisten kurtulduktan sonra kızını ziyaret bile etmemesi, ancak kendisine karşı duyduğu bir kin duygusu ile açıklanabilir.2
 
Tüm bu yorumlar, elbette, Kamil Bey’i kötülemek için çok fazla sebebi olan birisi tarafından söylense de, romanın “objektif” karakterleri olarak gösterebileceğimiz Murat ve Şükran Hanım tarafından “haklı” bulunurlar. Bu da, ilk iki romanda tartışmasız “iyi karakter” rolünde gördüğümüz Kamil Bey’in, üçüncü romanda en azından belli bir ölçüde sorgulanabilmesini sağlar.
 
Kemal Tahir’in on yıl önce ideal bir karakter olarak yarattığı Kamil Bey’den bu romanda “vazgeçmesi” ve onu ağırlıkla olumsuz özellikleriyle gündeme getirmesi, yazarın kendi geçmişine ve Esir Şehrin İnsanları’nı yazdığı dönemde sahip olduğu görüşlere farklı bir gözle bakması olarak da okunabilir.

1s.425 – 426
2s. 427 – 28
Yol Ayrımı’nda serinin önceki kitaplarına göre en kötü değişimi yaşayan karakter Ramiz Efendi olur. Karısı Fatma Hanım’ı kaybettikten sonra içkiye başlayan, oğluyla arası açılan ve yoksulluk içinde yaşayan Ramiz Efendi, adeta hayattan vazgeçmiş bir adam görünümündedir.
 
Yeni kıyafetler aldıktan sonra Ramiz Efendi’yi tramvaya bindiren Murat, Ramiz Efendi hakkında şöyle düşünür:
 
“Murat’a, Aksaray’da inmeyi bile beceremeyecek kadar yaşamaktan acemi düşmüş gibi gelmişti nedense, bu an Ramiz amcası… Yirmi iki gün, yirmi iki gece sürdüğü söylenen Sakarya Savaşı’nda yenmeyi becermiş dövüşçülerden biriyken…”1
 
Ramiz Efendi’nin durumu, aslında romandaki tüm “eski” Kuvayı Milliyecilerin yaşadığı dramın, karısının ölümüyle arttırılmış bir hali gibidir. Fatma Hanım’ı kaybettikten sonra, Ramiz Efendi uğruna yaşayacak, uğruna savaşacak bir şey bulamaz ve bu durum, onu amaçsız, yorgun, bitkin bir adam haline getirir. Oğluyla arasında iyi bir ilişkisi olmaması da, onu gerçek anlamda kurtarmanın imkansız olduğu anlamına gelir.
 
Romanın sonunda, Ramiz Efendi ayakta duramayacak kadar içki içen, zar zor doğrulduktan sonra kendi kendisine “sana yıkılmak yaraşmaz! Çünkü sen Kuvayı Milliyecisin!” diye bağıran bir adam haline gelmiştir. Hayatının en görkemli yıllarını geride bırakmış, en büyük mücadelesini bitirmiş olan Ramiz Efendi, artık uğruna yaşayacak bir şeyi olmadığı için, serinin trajik sonlarından birini teşkil eder.

1s. 296
 
Romanın gidişatının biraz dışında olsa da, Selim Nuri ile olan ilişkisi sayesinde yakından tanıdığımız “saray şoförü” Dadal Efendi, Kemal Tahir tarafından çeşitli amaçlarla kullanılır.
 
Sadece Mustafa Kemal’in şoförü olmasıyla, toplum içinde son derece önemli bir yere sahip hale gelen bu karakter, toplum içinde bu “vasfının” nasıl kullanılabildiğini, polisleri, devlet görevlilerini korkutarak istenilenlerin nasıl elde edilebildiğini gösteren bir sembol haline gelir.
 
Kemal Tahir, Dadal Efendi üzerinden yaptığı eleştirilerin bazılarını, mizahi sahneler haline getirir. Herhangi bir yeteneği olmamasına karşın, toplum içinde büyük yetkilere sahip olan Dadal Efendi, bu tuhaf konumu nedeniyle komik durumlara düşer.
 
Mustafa Kemal Paşa’nın “Fırka nedir? Meclis nedir?” gibi soruları karşısında verdiği cevaplar, bunun en güzel örnekleri sayılabilir ve sadece Dadal Efendi’nin değil, toplumun büyük bölümünün de bu tip sorular karşısında düşeceği durumu temsil eder:
 
Halk Partimiz, Allahıma şükür, resmen Halk Partimiz olup…Vatanı kurtarıp ve de milletin yüzünü güldürüp… (…) Bu fırka efendim, gayet işe yarayışlı olup… Olmayınca hiç olmaz.”
 
“Büyük Millet Meclisi’miz… Milletin Meclisi olup… Gayet büyük olmakla… (…)”1
 
Benzer bir durum, daha önceden korkuttuğu ve bir kez daha kimliğini hatırlatarak Selim Nuri ve arkadaşlarının yerleştiği medresenin boşaltılmasını engellemeye çalıştığı sahnede de tekrarlanır. Havalı bir şekilde olay yerine geldikten sonra, olayın kendi boyunu aştığını anlayan Dadal Efendi, polislere karşı tutumunu bir sayfa içinde değiştirir:
 
“Ulan komiser! Ulan içkici dümbük! (…) Ya benden günah gitmedi mi şimdicik? (…) Laf dinlemem! Doğu’lardan yer beğen! Adam barınmaz yerlerden yer beğen! Ve bir kez daha İstanbul’u görmek olmadığını bilerek beğen!2
 
“Hayır komiserim, karışmak ne haddimize! Karışmak bizim gibi köpekten ne kadar uzak… Biz nasıl bir it olalım ki… Hükümetimizin ve de emniyetlerimizin şöyle şöyle dediğine… Tamam! Öyledir o…3

1s. 75
2s.361
3s.362