Yol Ayrımı Kemal Tahir

Zaman ve Mekan
Serbest Fırka – Halk Fırkası
Kuvayı Milliyeciler
Kurgu, Dil ve Anlatı Üslubu
Yazılma Amacı ve Toplumsal Eleştiriler
Batılılaşma
Yol Ayrımı’nın temel amacı, içinde yer aldığı zaman, mekan ve bu noktadaki koşulları okuyucuya aktarmak olduğu için, Kemal Tahir bu konuları okuyucunun rahatlıkla anlayabileceği bir şekilde ifade etmeye büyük özen gösterir.
 
Romanın henüz ilk sayfasında, “yarınki 9 Ağustos 1930” tarihli Vakit gazetesi üzerinden devam eden konuşma sayesinde, tarih açıkça ifade edilmiş olur.
 
Bölümler ilerledikçe, romandaki karakterler çeşitli vesilelerle tarihi ifade ederler. Belli noktalarda da, tarihi net bir şekilde bilinen olaylar sayesinde, romandaki zamanın nasıl ilerlediğinin anlaşılması sağlanır. Murat’ın Ankara’ya gittiği sırada Serbest Fırka’nın kapatılması (17 Kasım 1930) bunun güzel örneklerinden bir tanesidir.
 
Ağırlıklı olarak İstanbul’da geçen roman, zaman zaman Dadal Efendi ve Ahmet Ağaoğlu gibi kişiler sayesinde bu şehrin dışına da çıkar. Bu sayede, üçlemede ilk kez İstanbul dışından da sahneler kullanılmış, İzmir ve Ankara gibi şehirler anlatının içine girmiş olur. Buna karşın, Ankara yalnızca başkentteki politik gelişmelerin aktarılması için, İzmir ise Serbest Fırka kurulduktan sonra yaşanan heyecanın okuyucuya aktarılması için kullanılır. İki şehir de, romanın geçtiği mekan olarak İstanbul’dan daha ön plana çıkarılmaz.

 
 


Serbest Fırka Kurucusu Ali Fethi Okyar

 Yol Ayrımı’nın, temel olarak, Serbest Fırka’nın kuruluşu, yarattığı atmosfer ve kapanışı hakkında bir roman olduğu söylenebilir. Elbette kitapta bundan başka konulara da değinilir, ancak hiçbirisi romanda Serbest Fırka kadar fazla yer tutmaz.
 
Kemal Tahir, eserinde Serbest Fırka’nın kuruluşunun toplumun farklı kesimlerinde nasıl tepkilere yol açtığını anlatmaya çalışır. Bu tepkiler, dört alt başlık altında incelenebilir.

 
1. Serbest Fırka’nın Kurucuları ve Üyeleri
 
Serbest Fırka’yı kuranlar, kendi doğru inandıkları politik temeller doğrultusunda, Cumhuriyet’i ve Mustafa Kemal’i eleştirmeden, Halk Fırkası’na ve başvekil İsmet İnönü’ye karşı muhalefet edebilecekleri bir parti kurmaya çalışırlar.
 
Bu insanların en büyük çekincesi, Fırka’nın Mustafa Kemal’in üye olduğu Halk Fırkası’na karşı kuruluyor olmasıdır. Dolayısıyla, Serbest Fırka’da yer almak isteyebilecek insanlardan pek çoğu, duruma tereddütle yaklaşır. Bütün bu parti kurulma olayının, Mustafa Kemal tarafından “dostu düşmandan ayırmak için yapılan” bir strateji olduğu düşüncesi1 uzun süre insanların kafasını meşgul eder.
 
Ancak Mustafa Kemal partinin kurulmasını kişisel olarak istediğini defalarca teyit ettikten, hatta onların milletvekillerinin de bir şekilde meclise seçileceğini söyledikten sonra2 partiye katılım artar.
 
Elbette, partiye katılanlar arasında gerçekten muhalefet olanlar, Halk Partisi’ne gerçek anlamda karşı çıkanlar da olur. Romanda fikirlerini açıkça ifade eden karakterler arasında, Avukat Deli Celadet buna iyi bir örnek olarak verilebilir. “Sarı Paşa” olarak hitap ettiği Mustafa Kemal’in, bu sefer gerçekten muhalefete muhtaç olduğu için böyle bir projeye kalkıştığını söyleyen Celadet, “kendi işine de geldiği sürece” düşmanı olan kişilerin bile işine yaramakta herhangi bir sakınca görmediğini ifade eder.


2. Serbest Fırka’yı Destekleyenler
 
Partinin doğrudan içinde olanların haricinde, Serbest Fırka’yı destekleyenler, genellikle belli nedenlerle Halk Fırkası’nın yönetimine karşı çıkanlar olur.
 
Fırka’yı destekleyenler arasında Kemal Tahir’in ilk dikkat çektiği grup eski İttihatçılardır. Partiye katılanların belli bir kesimini de oluşturan bu kişiler, Serbest Fırka’nın kendilerini yeniden iktidara taşıyabilecek bir araç olduğunu düşünür.
 
Partinin bir başka destek kaynağı da, Kuvayı Milliye hareketini desteklemeyenler olur. Kamil Bey’in kızı Ayşe, Doktor Münir ile buluşmasında ailesinin Serbest Fırka’yı desteklediğini, Halk Partisi’nin zora düşmesinin onları sevindirdiğini, hatta, cimriliği ile bilinen Doktor Lütfü Bey’in Serbest Fırka’ya büyük bir miktar para bağışladığını ifade eder. Ona göre, bu durum ailesinin Kuvayı Milliye’ye karşı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.3
 
Serbest Fırka’nın halk içinde bu kadar desteklenmesi ise, zorlu maddi koşullarla ilişkilendirilir. Halkın büyük kısmı, yapılan devrimlerin kendi hayatlarında hiçbir şeyi iyileştirmediğini savunarak Serbest Fırka’nın bu duruma bir çare olabileceğine inanır. Bu nedenle, yapılan seçimlerde yeni kurulan parti büyük bir destek kazanır – ancak halk bir süre sonra bu seçimlerin gerçeği yansıtmadığının, Serbest Fırka’nın Cumhuriyet Halk Fırkası’nı geçmesine “izin verilmeyeceğinin” de farkına varır.4
 
3. Serbest Fırka’ya Karşı Çıkanlar
 
Romanda Serbest Fırka’nın kuruluşuna karşı çıkanlar, genellikle eski Kuvayı Milliyeciler ve sıkı Halk Partililer olur. Bu durum aslında çok dikkat çekici bir durum olmamasına karşın, partinin kurulmasına karşı olanların düşüncelerini göstermesi açısından kayda değerdir.
 
Bu hislerin başında, halkın Serbest Fırka’nın kurulmasına karşı duyulan şaşkınlık gelir. Daha önceki romanlarda karşımıza çıkan karakterlerden Binbaşı Arif Bey ve Ramiz Efendi, halkın “Serbest Parti’yi tutması, belediye seçimlerinde Halk Partisi’nin açıkça sopa kullanması, hile yapmak zorunda kalması” karşısında şaşkına dönerler.5
 
Bu şaşkınlık duygusu, kısa zamanda yerini bir öfkeye bırakır. Özellikle Ramiz Efendi gibi, Kuvayı Milliye’ye tamamen bağlı olan karakterler, halkın başka bir partiyi desteklemesini kendilerini kurtaran insanlara karşı bir ihanet olarak görürler. Bu desteğin en yaygın olarak görüldüğü şehrin İzmir olması da onları ayrıca sinirlendirir:
 
“Millet ne istiyordu kurtarıcılarından, hem de kurtuluştan yedi yıl sonra? Hele şu yedi yıl önce kurtarılan gavur İzmirliler neyi alıp veremiyordu?”6

 
4. Serbest Fırka’yı Ciddiye Almayanlar
 
Serbest Fırka’ya yaklaşımların dördüncü kategorisi, çeşitli ana karakterlerin de gösterdiği bir tutum olduğu için dikkate alınması gereken bir “kayıtsızlık” halidir. Ülke gündemi baştan sona bu konuya ayrıldığı sıralarda bile, Murat ve Doktor Münir gibi karakterler Serbest Fırka’nın kuruluşuna etraflarındaki insanlar kadar önem vermezler. Bu karakterler, henüz Serbest Fırka’nın kurulma amacı, siyasette oynayacağı rol ve üyeleri bile belli değilken, girişimin nasıl sonuçlanacağını bilir gibidir.
 
Murat’ın, Serbest Fırka’nın kuruluş aşamasında dahil olduğu bir konuşma, kendisinin görüşlerini özetler niteliktedir. Fethi Bey’in partiyi kendiliğinden açıp açmadığını soran Murat, bu girişimin Mustafa Kemal’e ait olduğunu öğrenince bu durumu tuhaf bulur:
 
“Neye muhalefet edecek öyleyse? Nasıl edecek?”7
 
Doktor Münir de, her iki partinin de Mustafa Kemal’e bağlı olacağını anladıktan sonra bunların nasıl iki ayrı parti olacağını sorgular. Bunu, esprili bir şekilde, tüm partilerin majestelerine bağlı olduğu İngiltere’ye yetişme projesi olarak tanımlar.8

1s. 78
2s. 49
3s. 256
4s. 301
5s. 220
6s. 135

7s.20
8s. 37
 
Yol Ayrımı’nda hem toplumsal, hem de edebi açıdan ele alınan konulardan biri, ikinci bölüme de ismini veren “Kuvayı Milliyeciler”dir.
 
Kemal Tahir, edebi açıdan, bu konuyu daha önce yazdığı kitaplardaki karakterlerin akıbetini okuyucuya aktarmak için kullanır. Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu’nun önemli karakterleri Kamil Bey, Ramiz Efendi, Binbaşı Arif Bey gibi kişiler, bu romanda serinin önceki bölümlerine göre daha az gözükürler. Kemal Tahir, bir anlamda serinin tamamlanması ve bu karakterlerin Cumhuryiet ilan edildikten sonra nasıl yaşadıklarını göstermesi için, romanın ikinci bölümünü eski Kuvayı Milliyecilere ayırır.
 
Ancak, Anadolu’daki mücadelenin kazanılması için mücadele eden bu kişiler, zaferden sonra bekledikleri hayata ulaşamaz. Özellikle “Önemli Karakterler” bölümünde daha detaylı olarak okuyabileceğiniz Ramiz Efendi’nin yoksulluk ve bunalım içinde devam eden hayatı, “hayallerine ulaşan” bu karakterlerin içine düştüğü durumu göstermek açısından idealdir.


Serinin ilk kitabında karşımıza çıkan pek çok karakter, bu romanda tamamen farklı bir yapıda ele alınır.
 
Çöküşü son derece bariz olarak görülebilen Ramiz Efendi dışındaki Kuvayı Milliyecilerin de, kurulması için mücadele ettikleri bu yeni düzen içinde o kadar da mutlu olmadıkları ifade edilebilir.
 
Kamil Bey ve arkadaşlarının bu durumlarının olası açıklamalarından bir tanesi, hayatlarını bu büyük, buhranlı yıllarda önemli bir amaca adadıktan sonra, uğruna yaşayacak bir şeylerinin kalmadığını hissetmeleri olabilir. Özellikle Ramiz Efendi’de, Milli Mücadele yıllarından sonra bir de Fatma Hanım’ı kaybetmiş olmak, hayatta amacını, yaşama isteğini kaybetmiş bir insan portresinin görülmesine olanak sağlar.
 
Bunun iyi bir örneği, romanda Ramiz Efendi’nin en sağlıklı olarak karşımıza çıktığı dönemin Serbest Fırka’nın katıldığı belediye seçimleri olmasıdır. Ramiz Efendi, Kuvayı Milliye’ye karşı olduğunu düşündüğü için Serbest Fırka’ya karşı çıkar ve bu durum, ona hayatının amacı için bir kez daha mücadele etme fırsatı verir.
 
Kemal Tahir’in roman boyunca sık sık kendi fikirlerini ve tespitlerini paylaşmak için kullandığı Doktor Münir’in, Kuvayı Milliyeciler hakkında söyledikleri de bu durumu onaylar. Ona göre, Kuvayı Milliyeciler “iyi yetiştirilmiş savaş atları” gibidir, etrafta savaşacakları bir şey olmadığı zaman mutlu olmaları, rahat etmeleri mümkün değildir.1 Güçlü insanlar olmalarına karşın, bu güç karşılarında üniformalı bir düşman görmedikleri zaman boşa gider.
 
Doktor Münir, Kuvayı Milliyecileri “hayalperver adamlar” olarak tanımlar: Bu kişiler, gerçeğin yerine uydurmayı koyup, sabırla acı çekip, yoksulluğun her türüyle mücadele edebilen, “çilekeş dövüşçülerdir”. Cesaretleri ve dayanıklıları, onları “tarih yapan, ama yaptıkları tarihe sahip çıkamayan” insanlar haline getirir.2
 
Romanın ilerleyen noktalarında, Murat’ın Kuvayı Milliyecileri halkla iyi iletişim kuramamakla ve Halk Partisi ile halkın arasını açmakla suçlamasıyla, veya Nermin’in eski kocası Kamil Bey’i romantiklikle suçlamasıyla da paraleldir.
 
Daha önceki romanlarındaki karakterlerin bu kullanımı, Kemal Tahir’in çok istenilen bir amaca ulaşmanın zaman zaman insanlar üzerinde nasıl tüketici bir etki yapabileceğini, mücadelenin kendisinin bazen ulaşılan sonuçtan daha tatmin edici olabileceği yönündeki görüşünü gözler önüne serer. 

1s. 216
2s. 221

 
Yol Ayrımı, her biri beş alt bölümden oluşan üç bölüme ayrılır. Bu açıdan, romandaki kurgunun Esir Şehir Üçlemesi’nin daha önceki iki kitabına benzediği söylenebilir, ancak bölüm mantığı benzer olsa da, Yol Ayrımı kurgu açısından diğer iki esere göre çok farklıdır.
 
Kemal Tahir, Yol Ayrımı’nda da, Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu gibi, üçüncü şahıs anlatıcı kullanır. Ancak burada kullanılan üçüncü şahıs anlatıcı, daha önceki iki romandan önemli bir noktada ayrılır: Artık anlatının tek bir odak noktası yoktur.
 
Yalnızca Kamil Bey’e yoğunlaşan ilk eserin aksine, Yol Ayrımı’nda olaylar pek çok karakterin bakış açısından sunulur. Murat, Kadir, Doktor Münir ve Dadal Efendi gibi pek çok karakter, farklı bölümlerde romanın ana bakış açısı olarak kullanılır.
 
Kemal Tahir, çeşitli noktalarda anlatmakta olduğu olaylardan veya hikayeden koparak, yer yer doğrudan anlatı üzerinden, yer yer de Murat, Selim Nuri ve Doktor Münir gibi karakterleri konuşturarak, toplum, politika ve tarih gibi konularda kendi fikirlerini ifade eder. Uzun analizler şeklinde sunulan bu bölümler, serinin daha önceki kitaplarında karşımıza çıkan üsluptan oldukça farklıdır.  

Yol Ayrımı'nın edebi açıdan klasik bir olay örgüsü takip ettiği söylenebilir. Ancak Kemal Tahir'in metinlerarası "göndermeleri" ve kişisel görüşleri, romanda son derece önemli yer tutar.
 
Yol Ayrımı’ndaki farklılıklardan bir tanesi de, Kemal Tahir’in zaman zaman kendi anlatısını bölerek, farklı insanların gerçek hayatta yazdıklarını romanının içine yedirmesidir. Bunlardan en önemlisi, karşımıza bir karakter olarak da çıkan Ahmet Ağaoğlu’nun yazdığı Serbest Fırka Hatıraları’ndan gelen bölümlerdir. Arka Plan kısmında da görebileceğiniz gibi, Kemal Tahir bu eserden fazlasıyla faydalanır.
 
Ancak Ahmet Ağaoğlu, yazdıkları roman içinde kullanılan tek karakter değildir. Kadir’in, “Falih Rıfkı’nın ziyareti sırasında söylediklerini arkadaşlarına anlatması,” doksan üçüncü sayfa ile doksan yedinci sayfa arasında devam eder. Bunlar da, doğrudan Falih Rıfkı’nın kendi yazdıklarından alınmıştır.
 
Romanın kendi anlatısı içinde ise, Kemal Tahir’in akıcı ve sade bir dil kullandığı söylenilebilir. Serinin daha önceki kitaplarında olduğu gibi, Türkçeyi farklı şivelerle konuşan karakterlerin şiveleri de yer yer yazı dilinden ziyade konuştukları şekilde yazılmıştır. Kemal Tahir, bu tutumu hiçbir zaman bazı yazarlar gibi, dili doğrudan konuşulduğu şekilde yazma boyutuna ulaştırmasa da, karakterlerin kendilerine has kelime seçimlerini, dilbilgisi açısından yanlış kabul edilecek fiil çekimlerini roman içinde kullanır.1 Bu kullanım, cümle yapılarını ve anlatı üslubunu da değiştirdiğinden, romanın hangi karakter gözünden anlatıldığı sadece kullanılan dile bakılarak anlaşılabilir.
 
Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi, romanın ana konularından biri olan Serbest Fırka ve destekçilerinin, şiveyle konuşan karakterler için Selbes ve Selbesçi haline gelmesidir.

1s. 78
Kurgu bölümünde verilen bilgiler, romanın yazılma amacını da daha iyi ortaya koyar. Roman boyunca, anlattığı kurgusal hikayenin yanında ve içinde kendi politik, toplumsal ve tarihi görüşlerini de aktaran Kemal Tahir, kurguyu bir araç olarak kullanır. Romanın yazılma amacı, klasik anlamda bir edebiyat eseri üretmekten çok, bu görüşlerin halka ulaştırılmasıdır.
 
Bu doğrultuda, Kemal Tahir romanında pek çok toplumsal konuyu etraflıca dile getirir. Zaman zaman üstü kapalı şekilde yaptığı gözlem ve eleştirilerin, elbette burada sıralanmasına imkan yoktur. Ancak sık gündeme getirilen konular olarak, Arka Plan bölümünde biraz daha detaylı olarak okuyabileceğiniz “aferizm” kavramı1, radyolarda Türkü çalmanın yasaklanması,2 harf devriminin neden olduğu maddi ve sosyal sonuçlar3 ve bir sonraki maddede detaylı olarak incelenen batılılaşma gösterilebilir.
 
Kemal Tahir’in Yol Ayrımı’nı bir romandan ziyade kendi fikirlerini ifade edebileceği bir araç olarak kullanmasının en güzel örneklerinden bir tanesi, sondan bir önceki bölümde Murat ve Doktor Münir’in Osmanlı’dan Türkiye’ye geçiş sürecinde yaşananları değerlendirdikleri konuşmadır.
 
Doktor Münir’in neredeyse aralıksız olarak, doğal bir sohbet sırasında ezberden verilmesi çok zor istatistikler ve bilgileri de kullanarak konuştuğu bu sayfalar, aslında yazarın Kurtuluş Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na giden süreç üzerine ifade ettiği tarihi bilgilerdir. 415. Sayfada başlayıp, bölümün sonuna, 418. Sayfaya kadar devam eden bu konuşma, Kemal Tahir’in Yol Ayrımı’nı kurgusal olmayan analizlerini paylaşmak için nasıl kullandığını çok net bir şekilde ortaya koyar.
 
Yazarın kurguyu yer yer kendi görüşlerini aktarmak için bir araç olarak kullanması, diğer kişilerin düşüncelerini ve yazdıklarını yeri geldiğinde uzun uzun anlatının içine dahil etmesi, romanın "edebi" boyutunu arka plana atan bir unsur olarak görülebilir. 

1s. 94 – 97
2s. 72, 332
3s. 99

 
Yol Ayrımı’nın, özellikle Türk Edebiyatı’nda bu konuyu gündeme getiren diğer romanlar düşünüldüğünde, batılılaşma veya “doğu – batı” gibi sorunları fazla gündeme getirdiği söylenemez. Fakat bu konuya değindiği anlardaki sert yargılar, Kemal Tahir’in eleştirilerini son derece kayda değer hale getirir.
 
Türk Edebiyatı’nda batılılaşmaya karşı genel yaklaşım, çok yüzeysel olarak, Batı’nın “bizden ileri” olduğu sanat, bilim, kültür gibi konularda örnek alınması, ama kendi kültürümüzün değerlerinin korunması şeklinde özetlenebilir.
 
Kemal Tahir’in görüşleri ise, Batı’nın hiçbir alanda örnek alınmamasını savunur niteliktedir. Yol Ayrımı’nın batılılaşma konusundaki tezi, bu “dış etkenden” tamamen kurtulup, yüzde yüz yerli bir kültüre sahip olmayı savunur. Bu durum, ilk olarak yüz yirmi altıncı sayfada dile getirilir.
 
Doktor Münir, Türkiye’yi kurtaracak yönetimin, “hiç su katılmamış yerli” olan halktan geleceğini savunur. Ona göre, kendisinin de dahil olduğu Türk aydınları “çok su katılmış, hem de cıscıvık yabancı suyu” katılmış insanlardır. Batılılaşma, halktan değil, saraydan gelen, aydın kesim ile halkı birbirinden uzaklaştıran yozlaştırıcı bir etkidir.
 
Kemal Tahir’in bu konu üzerindeki görüşlerini en net olarak ifade ettiği bölüm, fikirlerini söylemek için bir karakteri konuşturmaya bile gerek duymadığı bedesten betimlemesi sahnesidir. Tahir romanın akışını keserek , 278. sayfada başlayan başlayıp ve 280. sayfaya kadar süren bu eleştirisiyle, “benlik öldüren” batılılaşmanın kültürel etkilerini ve yüzeyselliğini, sert bir dille ifade eder.