Yol Ayrımı Kemal Tahir

Alıntı #1, Sayfa 47: 
Bana hitaben, “Fırkada ve Meclis’te serbestsizlikten bahsettiniz. Siz ne zaman söz istediniz de verilmedi, yahut söylemekten men edildiniz?” diye sordu. “Resmen cevap isterseniz hiçbir zaman, fakat hakikati isterseniz daima! Çünkü…”, dedim, “serbesti öyle bir şeydir ki sizi kuşatan havadır. O hava kurutulursa, elbette ki kimsede ne söz istemek ne söz söylemek hevesi kalır. Barem Kanunu münasebetiyle söz aldım, söyledim, başıma gelenleri biliyorsunuz. Halbuki bu kanun bu memleketin maliyesini ve ekonomisini altüst etti ve edecektir. (…) onun için de herkes söz almak ve söz söylemek hakkını haiz ise de, onları kullanmak cüreti kimsede kalmamıştır,” dedim.

Açıklama
Romanın ilk bölümlerinde, Ağaoğlu Ahmet’in ağzından okuyucuya ulaştırılan bu alıntı, Serbest Fırka’nın kurulduğu sürede Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki durumu gözler önüne serer. Ağaoğlu Ahmet’e göre, herkesin “teorik olarak” konuşma ve fikirlerini özgürce ifade etme hakkı olsa da, bu hak aslında meclis içindeki baskı nedeniyle yok edilmektedir
 
 
Alıntı #2 - 3, Sayfa 85 - 87: 
Medrese kapatmak devriminden sonra nice nice devrimler ardı ardına sökün etmekte, çünkü devrimdir, bir kez sustasından boşandı mı koca Tanrı beterinden saklasın, zapt olmaktan çıkar; günlerden bir gün, sıra Harf Devrimi’ne geldi. Arap harflerinin gerici, buna karşılık Latin harflerinin ilerici olduğu anlaşılmakla ossaat gerici tepelenip ilerici kucağa çekildi.

Bu bizim medreselerin kapatılıp, laik Fransızların papaz mektepleri neden açık bırakıldı? Başkaca, laik bile değil, düpedüz alık Amerikan Protestan misyonerlerin okulları neden işler harıl harıl? Diyelim bunlar Batılıdır, boynumuz kıldan ince… Ya Rumların Heybeliada’daki papaz mektebi… Diyeceksin ki Selim Efendi, devrimdir bu, Türk’ün aklı ermez! Doğrusun arkadaş! Hemi de haklısın!


Açıklama
Serideki ilk iki romanda Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen Kemal Tahir, bu romanda Cumhuriyet’ten sonra yapılan bazı devrimlere ve yeniliklere şüpheyle yaklaşır. Harf devriminin bu “yarı mizahi” tonla anlatılması ve eğitim konusundaki bu tuhaflığa dikkat çekilmesi, bunun iyi örneklerinden birisi olarak gösterilebilir.
 
Alıntı #4, Sayfa 104: 
Saraylar da öteki devlet yapıları gibi, bağımsız devletin ayrılmaz parçalarıdır. Bizi tarihimize bağlayan halkalardır. Milli onurun gözle görülür eserleridir. Dün padişahınsa, yarın halkın malı olur. Bence bugün Edirne şehri sınırlarımızın içindeyse, biz bunu Enver Paşa’ya değil, hatta Lozan Sulhu’na değil Sinan’ın Selimiye’sine borçluyuz. Selimiye orada durdukça, Edirne de bizim sınırlarımızın içinde durur, hepimiz toptan ölmedikçe… Çünkü hiç kimse Selimiye’yi hiçbir yerine sokamaz. Onu artık hiçbir barbar da yıkamaz. Saraylar kardeşim, ancak içi sanat eserlerimizle dolu müzelerimiz olabilir. Ötesi demagojidir. Bize hiç yaraşmaz.

Açıklama
Selim, Kurtuluş dergisini birlikte çıkarttıkları arkadaşlarından birinin fikrine bu cümlelerle karşılık verir.

Tarkan, İstanbul’da okuyan öğrencilerin çok zor koşullarda yaşadığını ifade etmekte ve bunun için uygun bir çözümün bomboş duran sarayları öğrencilere vermek olduğunu iddia etmektedir. Ona göre, saraylar büyük ve boş alanlar olduğu için, öğrenci yurdu yapılabilecek en uygun yerlerdir.

Selim, bu görüşlere, yukarıdaki cümlelerle cevap verir.
 
Alıntı #5, Sayfa 217: 
“Bunlar, (…) yirmi dört saatte bir kere vatanı kurtaramazlarsa sapıtırlar!” (s. 217)

Açıklama
Doktor Münir’in bir espri olarak söylediği bu cümle, Esir Şehir Üçlemesi’nin son kitabında Kuvayı Milliyecilerin geldiği durumu özetlemesi bakımından “ciddi” olarak da önem kazanır.

Serinin ilk iki kitabında Anadolu’daki Milli Mücadele’yi destekleyen, bu nedenle zor koşullarla mücadele eden, hatta hapse giren Kuvayı Milliyeciler, uğruna savaştıkları şey gerçek olduktan yedi yıl sonra mutlu değillerdir. Bunun birden fazla faktörü olmasına karşın, artık kendilerini adayabilecekleri büyük bir mücadele olmaması, bunun en temel sebebi olarak öne sürülür.
 
Alıntı #6, Sayfa 258: 
Kuvayı Milliye’ye en önce başlayanlardan biri Çerkes Ethem’dir. Kurtuluş Tarihimizde adı “vatan haini,” diye geçiyor. O kadar kıskandığınız Halide Edip önceleri Amerikan mandasını savunmuştu. Şimdi de sınırdışında yaşıyor muhalif olarak…

Açıklama
Bu alıntı, romandaki kurgunun içinde ve dışında değerlendirilebilir.

Doktor Münir’in Ayşe’ye söylediği bu cümleler, onun babası hakkında bildiklerini yeniden düşünmesi için bir zemin hazırlar. Doktor Münir, her şeyin göründüğü kadar basit olmadığını, farklı açılardan incelenebileceğini göstermek için, Ayşe ile bu iki tarihi durumu paylaşır.

Kurgu dışında ise, bunlar Kemal Tahir’in okuyucuya yaptığı hatırlatmalar olarak okunabilir. Özellikle romanın ilerleyen bölümlerinde, yine Doktor Münir’in ağzından Türkiye Cumhuriyeti’nin erken tarihini alışılagelmişin dışında yorumlayacak olan Kemal Tahir, bu bilgilerle “resmi tarih”in, yaygın bilinenlerin her zaman gözüktüğü kadar siyah – beyaz, ve basit olmadığını ortaya koyar.
  
Alıntı #7, Sayfa 417: 
Kurtuluş iki türlü olur: Ya bütün haklarını en son zerresine kadar koruyarak kurtulursun, ki gerçek kurtuluş budur, ya da haklarından birçoklarını vererek kurtulursun! Bu da bir kurtuluştur ama, öyle pek övünülecek, kasınılacak çeşitten sayılmaz.

Açıklama
Kemal Tahir’in Doktor Münir’e söylettiği bu cümleler, onun yaptığı detaylı “Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş süreci” konulu analizden sonra söylenir. Kemal Tahir’in aslında bariz bir şekilde kendi tarih yorumunu getirdiği bu argümanın sonunda, yazar Türkiye’nin kurtuluşunun birinci türde bir kurtuluş değil, ikinci türde bir kurtuluş olduğu sonucunu ima etmektedir.