3 Romanda: Türk Edebiyatı'nda Eşraf

"Eşraf" sözcüğü, kelime yapısı olarak "şerif"in çoğuludur. Aynı şekilde yazılan ve günümüzde daha yaygın olarak tanınan İngiltere - ABD kökenli "şerif" kelimesinin aksine, Arapça kökenli bir kelime olan "şerif"in  "şerefli, şeref sahibi, kutsal" gibi anlamları olabilir. 

Ancak "eşraf", bir kavram olarak farklı bir şeyi ifade eder. Belli bir bölgenin zengin, nüfuzlu, güç sahibi kişilerini tanımlamak için kullanılan eşraf kavramı, Osmanlı Devleti'nin son yüzyıllarından itibaren önemini korumuştur. Bir bölgenin eşrafı, orada en çok sözü geçen, kendi istekleri haricindeki gelişmeleri engelleyebilen kişiler olarak tanımlanabilir. Tabi bu gücün, her zaman olumlu bir şekilde kullanılmasını beklemek de mümkün değilidir. Türk Edebiyatı'nda eşraf kavramı, genellikle olumsuz bir şekilde kullanılmıştır. 

Bu kısa listede, kavramı daha önceden hiç duymamış olsanız bile "eşraf"ı anlamanızı sağlayabilecek, bu kavramın farklı boyutlarını gözler önüne seren üç romanı kısaca tanıtmaya çalışacağız.

1 - Vurun Kahpeye, Halide Edip Adıvar (1923) 


Eşraftan söz edildiğinde, genellike merkezi hükümetin zayıf olduğu kasabalar ve köyler akla gelir. Türk Edebiyatı'nda bu kavramla en çok özdeşleşen romanlar da genellikle 1950'li yıllardan sonra yazılmaya başlamış olan köy romanlarıdır. Ancak "eşraf", bu türden oldukça uzun bir süre önce, Kurtuluş Savaşı romanlarında da önemli rol oynamıştır.

Halide Edip'in Vurun Kahpeye romanı, Anadolu'ya öğretmenlik yapmaya giden Aliye isimli genç bir kızı konu alır. Kasaba eşrafı, her konuda ayrıcalıklı olmaya alışmış olduğundan, bu konuda fazla endişelenmez. Ancak adil ve idealist bir öğretmen olan Aliye, eşrafın çocuklarına da diğer çocuklarla tamamen aynı şekilde davranır.

Vurun Kahpeye, Türk Edebiyatı'nda eşrafın gücünü gösteren ilk roman örneklerinden bir tanesidir: Kasabanın ileri gelenleri, işlerine geldiğinde Yunan işgalcilerle işbirliği yapar, bölgenin kumandanı haline gelen Binbaşı Damyanos ile arkadaş olurlar. İşler tersine dönüp, savaşı Türk ordusu kazanınca, bir anda en büyük vatanseverlere dönüşür ve yine istediklerini elde ederler. Olan, başından beri Kuvayı Milliye'yi destekleyen, hatta bu desteği yüzünden kasaba eşrafını karşısına almaktan bile çekinmeyen Aliye'ye olur. 

Vurun Kahpeye'nin sonu mutlu bir son değildir - ancak kasaba eşrafının yaptıkları nedeniyle cezalandırılması, bu karamsar final içinde olumlu bir nokta olarak kalır. 

Bu romanı, "eşraf" bakış açısıyla okurken dikkat edilmesi gereken bir nokta, kasabada Aliye'yi evine alan, ona kızı gibi davranan, ilk günden itibaren Kuvayı Milliye'yi destekleyen ve tamamen olumlu bir karakter olan Ömer Efendi'nin varlığıdır. Ömer Efendi'nin de kasaba eşrafından olduğu düşünüldüğünde, bu romanın eşraf kavramına aslında "siyah - beyaz" bir yaklaşımla bakmadığı da görülebilir.

2 - Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali (1937)


Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf romanı, eşrafın hiçbir sorumlulukla karşılaşmadan yapabildiklerini görmek açısından ideal bir romandır. Edremit'te Kaymakam Salahattin Bey'in evlat edindiği Yusuf, sessiz, içine kapanık, iyi niyetli bir gençtir. Ancak kasaba eşrafından birisi ile kavga etmesi, hayatında yaşayacağı korkunç olaylarına zemin hazırlar. 

Kuyucaklı Yusuf'ta gördüğümüz eşraf, sürekli sarhoş gezen, yaşları kırka varmasına rağmen her yaptıkları "Gençliktir" denilerek affedilen, hiçbir ceza almadan tecavüz ve cinayet gibi büyük suçlara karşan bir grup olarak resmedilir. Üstelik, Sabahattin Ali eşrafı yalnızca böyle basit ve kaba bir grup olarak da ele almaz: Edremit'in ileri gelenlerinin, devletin temsilcisi olan Salahattin Bey'i kontrol altında tutmak, ondan istediklerini elde etmek için başarıyla uyguladığı planlar, onların zekasını ve kurnazlığını da gözler önüne serer. 

Kuyucaklı Yusuf, tüm çabasına rağmen eşraf ile mücadele edemez, en sonunda farklı bir hayat umuduyla Edremit'ten ayrılır. 

3 - Teneke, Yaşar Kemal (1955)

Eğer eşraf kavramını anlamak için bu listeden yalnızca bir kitap seçecekseniz, bunun Teneke olması gerektiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Vurun Kahpeye, günün sonunda bir Kurtuluş Savaşı romanıdır. Kuyucaklı Yusuf'ta eşraf büyük rol oynar, ancak romanın değindiği pek çok farklı tema - toplumsal eleştiri de bulunur. Yaklaşık seksen sayfalık kısa bir roman olan Teneke'de ise, tek önemli tema eşraftır. 

Genç kaymakam Fikret Irmaklı, Çukurova'da ismi verilmeyen bir kasabaya atanır. Kaymakam, ilk günlerinde eşraf akkında duyduklarının ne kadar yanlış olduğunu da sevinçle fark eder: Eşraf ona hediyeler vermekte, uğruna ziyafetler düzenlemektedir. 

Kısa süre sonra, kasaba eşrafının gerçek niyeti ortaya çıkar. Çeltik (pirinç) ekerek büyük paralar kazanmaya başlayan kasaba eşrafı, bu seneki ekim için izin almaya çalışmaktadır. Ancak planladıkları gibi ekim yapmalarına izin verilirse, onlarca ev ve insan çamur altında kalacaktır. Durumu fark eden Fikret Irmaklı, kasabanın yerleşik sistemine karşı gelmek için elinden geleni yapar. Kısa bir süre direnmeyi başarsa da, artı arkası kesilmeyen tehditler, evine atılan kurşunlar ve Ankara'ya gönderilen şikayetler, onun kasabadan sürülmesine yol açar. 

Eşrafın gücü ve yapabildikleri dışında hiçbir konuya odaklanmayan bu roman, eşraf kavramını anlamak için ideal bir çıkış noktası olabilir. 

Elbette, eşraf kavramı Türk Edebiyatı'nda yalnızca üç romanda karşımıza çıkmaz. Ancak bu üç roman, bir sıçrama tahtası olarak rahatlıkla kullanılabilir. 

Bilinç Akışı'nı Anlamanıza Yardımıcı Olabilecek 5 Türk Romanı


Tefrika Yoluyla Yayımlanan Türk Romanları


Sanat İçin Sanat Sloganını Daha İyi Anlamak İçin Okuyabileceğiniz 5 Roman


Toplumcu Gerçekçilik Akımını Anlamak İçin Okuyabileceğiniz 5 Roman