Türk Edebiyatı'ndan 5 Bildungsroman

Türk Edebiyatı ve bildungsroman kavramlarını yan yana görmek, ilk anda biraz şaşırtıcı olabilir; dünyanın en yabancı görünümlü kelimesi olan bildungsroman'ın Türk Edebiyatı'nda ne işi olduğu sorgulanabilir. 

Oysa, Almanca bir kavram olmasına karşın evrensel bir edebi kavram olarak yerleşen bildungsroman türünün, edebiyatımızda da pek çok örneği bulunur. Bunlardan beş tanesini, aşağıda bulabilirsiniz.

Bildungsroman kavramının doğası gereği bu kitapları açıklarken olay akışı ve finaller ile ilgili çeşitli örnekler vermemiz gerekebilir. Bu nedenle, romanları okumadıysanız ve ileride okumak isteyebileceğinizi düşünüyorsanız, kapak resimlerinin altındaki açıklamalardan uzak durmanızı tavsiye ederiz! 

 
Peyami Safa'nın listedeki ilk romanı, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, "kemik veremi" adlı bir hastalık nedeniyle zor bir hayat süren anlatıcı etrafında gelişir. Bir yandan bu hastalık nedeniyle bacağının kesilme ihtimaliyle baş etmeye çalışan anlatıcı, diğer yandan da bir akrabasının kızı olan Nüzhet ile "çalkantılı" bir ilişki yaşar. 

Ağdalı ve edebi dili nedeniyle, bu durum zaman zaman gözden kaçsa da, henüz on beş yaşlarında olan anlatıcı romanın sonunda hem bu zorlu hastalığı yener, hem de Nüzhet'i büyük ölçüde unutmayı başarır. Bir anlamda, hayatının "sıkıntılı" süreci artık geride kalmış ve gerçek yaşamı yeni başlamıştır. 
  Kuyucaklı Yusuf, romanın başında ailesi katledilen Yusuf'un Edremit'teki hayatını konu alır. İçine kapanık, sessiz ve yaşadığı bölgeye "ait hissetmeyen" Yusuf, roman boyunca sevemediği Edremit'ten bir türlü kopamaz. Kendisini evlat edinen Kaymakam Salahattin Bey'e duyduğu sevgi ve daha sonra onun kızı Muazzez ile evliliği, onu bir şekilde ait olmadığı bu hayata bağlı tutar. 

Önce Kaymakam Salahattin Bey'in, daha sonra da Muazzez'in ölümü Yusuf'un bu bölgedeki hayatını gerçek anlamda bitirmesini sağlar. Romanın sonunda farklı bir hayat umuduyla Edremit'ten uzaklaşan Yusuf, gerçek anlamda yetişkin bir birey haline gelmiştir. 

Yazarı tanıyanlar, Sabahattin Ali'nin aslında Yusuf'un hikayesine farklı romanlarda devam etmeyi düşündüğünü, onu bir "serinin" ana karakteri olarak hayal ettiğini ifade eder - ancak bugünkü haliyle, Kuyucaklı Yusuf rahatlıkla bir bildungsroman olarak okunabilir. 
"Doğu - Batı sorunu" olarak tanımlayabileceğimiz tema üzerine inşa edilen belki de en meşhur roman, Fatih - Harbiye, aslında bir anlamda bildungsroman olarak da okunabilir. Fatih'te büyüyen Neriman, özellikle Macit isimli Avrupai bir adam ile tanıştıktan sonra, kimliği ile ilgili büyük soru işaretleri yaşamaya başlar. Doğup büyüdüğü "Doğu kültürü" ile, Şişli, Beyoğlu, Galatasaray gibi semtlerde karşılaştığı ve hayranlık duyduğu "Batı Kültürü" arasında kalan Neriman, yıllardır birlikte olduğu Şinasi ile evlenme planlarını da sürekli olarak erteler.

Romanın sonunda gerçek kimliğinin ve kişiliğinin farkına varan Neriman, Doğu'ya ait olduğunu keşfeder ve Şinasi ile evliliğinin bir an önce çözülmesini ister. Bu süreç, bir anlamda onun hayattaki yerini bulmuş olmasıyla da açıklanabilir. 

 
Bildungsroman türünün bir boyutunu, karakterin "hayatta yerini bulması" olarak kabul edecek olursak, Halikarnas Balıkçısı'nın Aganta Burina Burinata romanı da rahatlıkla bu kategori altında değerlendirilebilir. Yazarın pek çok karakteri için geçerli olan durum, bu romanın ana karakteri Mahmut için de geçerlidir: O bir deniz adamıdır. 

Romanın başında ailesinin itirazlarına karşın denizci olan Mahmut, daha sonra bu hayatın zorluklarından ve yalnızlığından yılarak evlenir ve bir çiftliğe yerleşir. 

Ancak kısa süre içinde burada mutlu olamayacağını anlar ve ait olduğu yere, denizlere döner. Bütün bu süreç, Mahmut'un hayatındaki farklı olasılıkları değerlendirmesi ve kendisini mutlu edebilecek tek çözümü bulması olarak değerlendirilebilir. 
  Osmancık romanını okurken, bu romanın dahil edilebileceği pek çok tür düşünebilir, ancak bildungsroman'ı aklınıza getirmeyebilirsiniz. Zira eserin tarihi ve biyografik boyutu, özellikle de bu kavramın biraz daha karmaşık doğasını düşündüğünüzde, daha ön planda gözükebilir. 

Ancak, Osmancık bildungsroman'ın ne olduğunu anlamak açısından adeta rehber gibi bir kitaptır. Romanın merkezine yerleştirilen Osman Gazi, roman boyunca karşımıza iki farklı karakterle çıkar. Onun genç, atılgan, öfkeli, kavgacı, fazla cesur hali "Osmancık", iyi ve korkusuz bir savaşçıdır - ancak babası Ertuğrul Gazi'nin başında olduğu Kayı Boyu'na önderlik edecek bir adam değildir.

Roman ilerledikçe, Osmancık Şeyh Ede Balı'nın tavsiyeleriyle "Osman Bey"e dönüşür: Osman Bey Osmancık'ın bu özelliklerini yok etmez, ancak onları sadece doğru zamanda, akıllı ve bilge bir şekilde kullanmayı öğrenir ve Kayı Boyu'nu Osmanlı Devleti'ne dönüştürecek lider haline gelir. 

Tarık Buğra, roman içinde son derece açık bir şekilde "Osmancık" ve "Osman Bey" karakterizasyonlarını dile getirir, bunları birbiriyle karşılaştırır, Osmancık'tan Osman Bey'e giden süreci fazla gizlemeden okuyucuya sunar. Osmancık'ın Osman Bey'e dönüşme süreci, bir bildungsroman olarak okunabileceği için, bu roman türün çeşitli özelliklerini anlamak için ideal bir eser olarak gösterilebilir. 

Elbette, bildungsroman kavramı için örnek olarak verilebilecek onlarca kitap düşünülebilir. Daha fazla liste ve bu kitapların detaylı analizleri için sitemizin Listeler ve Kitaplar bölümlerine göz atabilirsiniz! 

Bilinç Akışı'nı Anlamanıza Yardımıcı Olabilecek 5 Türk Romanı


Tefrika Yoluyla Yayımlanan Türk Romanları


Sanat İçin Sanat Sloganını Daha İyi Anlamak İçin Okuyabileceğiniz 5 Roman


Toplumcu Gerçekçilik Akımını Anlamak İçin Okuyabileceğiniz 5 Roman