Ağrıdağı Efsanesi Yaşar Kemal

Ahmet
Gülbahar
Mahmut Han
Memo

Roman, ağırlıklı olarak Ahmet - Gülbahar çiftine ve onların karşısına yerleştirilen Mahmut Han'a yoğunlaşır.

Gülbahar ile birlikte romanın ana karakterlerinden biri olarak karşımıza çıkan Ahmet, Mahmut Han’ın atını kapısının önünde bulan ve romandaki hikayenin yaşanmasına vesile olan temel karakterdir.
 
Geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir adam olan Ahmet, bağlı olduğu düşüncelere karşı gelen hiçbir şey yapmaz. Tüm köyü, hatta tüm Ağrıdağı halkı tehdit altında olsa da, kapısına gelen bir atın teslim edilemeyeceği yönündeki töreden vazgeçmez ve Mahmut Han’ın isteklerine karşı koyar.
 
Dürüst ve iyi niyetli doğasından dolayı, Mahmut Han’ın davetini kabul eden Ahmet, daha sonra zindana atılır ve burada Gülbahar’a aşık olur. Fakat, Ahmet’in geleneklere bağlı, onurlu doğası bu aşkın mutlu bir son ile bitmesine de engel olur. Zira kendisi için Memo’nun hayatının feda edildiğini öğrendiğinde, bunu göz ardı edemez ve Gülbahar ile birlikte olmak yerine, kendisini Küp Gölü’nün sularına bırakır.

Bu durum, Ahmet’in romanın “efsanevi” doğasıyla birlikte değerlendirilmesini de kolaylaştırır. Romanın başından sonuna kadar doğayı, yöreyi, töreyi temsil eden Ahmet, bu final ile birlikte neredeyse “zamansız” bir hale gelmiş olur.

 

Roman, ağırlıklı olarak Ahmet - Gülbahar çiftine ve onların karşısına yerleştirilen Mahmut Han'a yoğunlaşır.

 
Mahmut Han’ın toplam on bir çocuğu içinde romanda en önemli rolü Ahmet ile aşk yaşayan Gülbahar oynar. “Çok zeki, az konuşan” ve diğer kardeşlerinin aksine, “hep halkın arasında olan”Gülbahar, Ağrıdağı bölgesinde çok sevilen birisidir. Öyle ki, Mahmut Han’ın roman boyunca yaptığı en büyük hatalardan biri, Ahmet ile aşkını öğrendikten sonra Gülbahar’ı zindana atmak olur.
 

Bu durumu duyanlar, Ahmet’in önderliğinde sarayı basar ve Mahmut Han’ın gözleri önünde Gülbahar’ı kurtarır. Bu durum, Mahmut Han’ın otoritesinin gerçek anlamda sarsılabileceğini, halk birleştiği takdirde onun da yenilebileceğini gösteren ilk gelişme olur. Aynı şekilde, Gülbahar’ın Ağrıdağı yöresinde ne kadar sevildiğinin de bir göstergesi olarak kullanılır.
 
Ahmet’in kaval çalışını duyduğu andan itibaren ona aşık olan Gülbahar, babasının öldürmeye karar verdiği Ahmet’i kurtarmak için her şeyi göze alır. Aşkı için savaşırken her yolu deneyen, pek çok insandan yardım isteyen Gülbahar, sonunda amacına ulaşır, sevgilisini babasının hırsından kurtarır.
 
Fakat, aşkı için “her şeyi” göze alması, ironik bir şekilde, Ahmet’i kaybetmesine yol açar. Ahmet’i başka hiçbir şey düşünemeyecek kadar çok sevdiği için, kendisine aşık olan Zindancıbaşı Memo’yu neredeyse hiç tereddüt etmeden ölüme gönderir ve bu Ahmet’in kendisi ile birlikte olmayı onuruna yakıştıramamasına sebep olur.

1s. 26 
 

Roman, ağırlıklı olarak Ahmet - Gülbahar çiftine ve onların karşısına yerleştirilen Mahmut Han'a yoğunlaşır.

 
Mahmut Han, romanda Ahmet ve Gülbahar’ın aşkının karşısına yerleştirilen, kötü karakter olarak kullanılır. Mahmut Han, soyu tıpkı Ahmet gibi Ağrıdağı’na dayanan, ancak Osmanlı Devleti’nde önemli bir pozisyon kazandığı için git gide bu gerçeği unutan bir karakter olarak resmedilir. Gelenekleri kendisi de gayet iyi bilmesine karşın, Ahmet’in atını geri vermesi konusunda ısrarcı olur ve bunu sadece otoritesini göstermek için yaptığı, at geri geldiğinde bile idam kararından dönmemesi ile somut bir şekilde ortaya konulur. Bunu, romanın gidişatı içinde Paşa kendisi de ifade eder: At meselesi, onun için bir gelenek veya hak meselesi olmaktan çıkmış, “Paşa atını bir dağlıdan alamadı dedirtmeme”mücadelesi haline gelmiştir.

Emrindeki insanları ve halkını anlayış ile değil, korku ile, bastırarak yönetmeyi seçen Mahmut Paşa ile ilgili en önemli sahnelerden birisi, Paşa’nın kendisini değil, oğlu Yusuf’u konu alan sahnedir. Gülbahar’ın Ahmet ile yaşadığı aşk konusunda yardım istediği Yusuf, bu sırrı öğrendikten sonra babasının kendisini suçlayacağını ve “gözlerini oyacağını, derisini yüzceğini” düşünür.2 “Babası, onun için bir baba değil, bir korkudur.”3

İnsanları cezalandırmaktan, zincirle dövdürtmekten, idam etmekten hoşlanan Mahmut Han, bu anlarda kendisinden geçen, heybetlenen, “Ağrıdağından binbir gümbürtüyle, yıldırımla, şiddetle inmiş bir korku Tanrısı” gibi gözükür.4

Ancak, Mahmut Han’ın bu sert ve acımasız duruşu, yalnızca gücünden emin olduğu anlar için geçerlidir. Romanın çeşitli noktalarında; örneğin Gülbahar halk tarafından saraydan kaçırıldığında, Rüstem Paşa kendisinin yardım talebiyle dalga geçtiğinde ve Ahmet’in dağın tepesine çıkmasını bekleyen kalabalık sürekli olarak arttığında, bu duruş yerini teslimiyetçi, sakin, çıkarlarını korumaya çalışan bir Mahmut Paşa’ya bırakır. Kısacası, Mahmut Paşa kendisini “güçlü” hissetmediğinde, aslında hiç de kararlı, sert ve kendinden emin bir adam değildir.

Bunun belki de en güzel örneği, roman boyunca Ahmet ile mücadele edip, bu yolda öleceğini düşünerek onu Ağrıdağı’nın tepesine gönderdikten sonra yaptıklarıdır. Sarayı büyük bir kalabalık tarafından çevrelenince, Mahmut Paşa baş düşmanının başarılı olması için içten içten dua etmeye başlar ve aslında ne kadar zayıf bir adam olduğunu da göstermiş olur.

1s.31
2s. 76
3s. 75
4
s 74

Roman, ağırlıklı olarak Ahmet - Gülbahar çiftine ve onların karşısına yerleştirilen Mahmut Han'a yoğunlaşır.

 
Memo, romanın ortalarına doğru, Ahmet, Sofi ve Musa’nın atıldığı zindanın koruyucusu olarak karşımıza çıkar. Gülbahar’ın Ahmet ile tanışabilmesini ve onunla gizli gizli buluşabilmesini sağlayan en önemli faktör Memo’dur.
 
Fakat, Memo’nun Gülbahar’a yardım etme sebebi, zindancıbaşının bir anlamda “trajik” bir karakter haline gelmesini sağlar. Gülbahar kendini bildi bileli bir kere bile onun “yüzüne, gözlerinin içine bakamayan”, onu her gördüğünde “kızaran, dudakları mosmor kesilip, kanı çekilen, elleri titreyen”Memo, Mahmut Han’ın kızına büyük bir aşkla bağlıdır. Bu aşk, Ahmet ile Gülbahar birlikte olduktan sonra öfkesinden ikisini birden öldürmeyi düşünecek kadar ileri gitmesini sağlar, fakat Gülbahar’ı gerçekten sevdiği için, onun yüzünü görünce sakinleşir, bu düşüncesinden vazgeçer.
 
Bu anlamda, romanın temel konularından bir tanesi Ahmet ile Gülbahar arasındaki ilişki olsa da, romanda aşkı en saf haliyle yansıtan karakterin Memo olduğu söylenebilir. Çünkü Memo, Gülbahar’ın saçından bir tutam karşılığında Ahmet’i zindandan kaçırır ve ikisinin birlikte Hoşap Kalesi’ne sığınabilmesini sağlar. Hem kendisini yetiştiren Mahmut Han’a karşı çıkmasını sağlayan, hem de hayatına mal olan bu davranış, Memo’nun Gülbahar’ı mutlu etmek için her şeyi yapacağını gösterir. Bir başka deyişle, Memo Gülbahar’ın mutlu olması için onun başka biriyle birlikte olmasına bile razıdır – ve saçından bir tutam alabilmiş olmak, onun hayattan en büyük beklentisini karşılamış olmak anlamına gelir.
 
Suçunu itiraf ettikten sonra Paşa’nın askerleriyle dövüşen ve onları kolaylıkla alt eden Memo, “Onlarla üç gün, üç gece dövüşebileceğini, fakat bunun kendisine bir fayda sağlamayacağını” söyler.2 O, bu dünyadan alacağını almış, dünyaya doymuştur.3

1s.33
2s.71
3s. 72