Ağrıdağı Efsanesi Yaşar Kemal

Alıntı #1, Sayfa 16: 
“Çok düşünme, atı al, şu aşağı yola bırak gel. At bir daha kapına gelirse, al gene götür. Bunu üç kere böyle yap,” dedi Sofi. “At gene gelirse bu senin atındır. Atın sahibi bey de olsa, paşa da, Osmanlı Padişahı, Acem Şahı da olsa, Köroğlu da olsa, kelleni verir de bu atı veremezsin. Ve hem de veremeyiz.”

Açıklama
Ahmet’in yaşadığı köyün bilgesi Sofi’nin söylediği bu sözler, yalnızca romanın temelinde yatan “geleneği” son derece net bir şekilde ifade etmekle kalmaz, bu geleneğin ne kadar önemli olduğunu da gözler önüne serer. Burada (ve romanın geri kalanında) mesele Ahmet’in atı çok beğenmesi veya atı kendi hakkı olarak görmesi değildir. İnanışa göre, kapısının önüne kadar gelen at onun sorumluluğu, onun namusudur ve Ahmet’in atı geri vermek gibi bir hakkı yoktur.
 
Alıntı #2, Sayfa 31: 
“Bu muydu bana yapacağınız? Nerede atım? Ahmet geldi. Atım nerede? Atımı iserim. Bu lekeyi soyuma sürdüremem. Paşa atını bir dağlıdan alamadı dedirtemem.”

Açıklama
Mahmut Paşa’nın Ahmet’in kendine getirilmesi, fakat atını geri getirmemesi üzerine kurduğu bu cümleler, birkaç açıdan önemlidir.
1 -  “Nerede atım? Atım nerede? Atımı isterim” şeklinde ilerleyen konuşma tarzı, Paşa’nın karakteri hakkında ciddi anlamda bilgi verir.

2 – Paşa’nın asıl önemsediği şeyin, ne gelenek, ne de atın kendisi olduğunu, buradaki meselenin “koskoca paşanın”, atını “bir dağlıdan alamaması” olduğunu açık bir şekilde ortaya koyar. Paşa, modern deyimlerle ifade etmek gerekirse, böyle bir olayın, otoritesine ve egosuna bir hakaret olduğunu düşünür.
3 – Yaşar Kemal, bu cümleler ile aslında romanın ilerleyen bölümleri için de ipuçları verir. At geri gelse bile, Paşa bununla yetinmeyecek, Ahmet ile olan düşmanlığı bu atın iadesi ile bile ortadan kalkmayacaktır. Nitekim, Demirci Hüso atını geri getirdiğinde aynen böyle olur ve Paşa Ahmet’i her şeye rağmen öldürmek konusunda inadını sürdürür.  
 
Alıntı #3, Sayfa 83: 
Taş gibi ağır, duvar gibiydi karanlık… Ağrıdağı yürüyor gibiydi. Ortalık çok ıssızdı. Kıyametten bir an öncesinin ıssızlığı gibi… Ve gece, karanlık yürümeye başladı. Ağrıdağının kalın derisi gecede ürperdi. Gecenin etekleri öfkeli, kararlı kaynaşmaya başladı. Gökte hiç yıldız yoktu. Önde, atın üstünde Ahmet, yanda Ağrıdağı insanları… Evler, köyler boşaldı. Bastıkça, aşağı doğru kayan taşlarla birlikte insanlar dağdan, Beyazıt üstüne bir sel gibi aktılar

Açıklama
Gülbahar’ın zindana atılmasından sonra halkın bir anda toplanarak Ahmet önderliğinde Beyazıt’a, Mahmut Paşa’nın saraya doğru ilerlemesini anlatan bu kısım, hem Gülbahar’ın Ağrıdağı halkı için önemini ortaya koyar, hem de Yaşar Kemal’in roman boyunca kullandığı masalsı, destansı dile iyi bir örnek teşkil eder.
 
Alıntı #4, Sayfa 112: 
“Biz hep böyle, her şeyde birlik olsak, kimse bize diş geçiremez. Bize dağlar, şahlar dayanamaz. Hiç kimse… Yeter ki böyle birlik olalım.”
Arkasından, bazı kimseler, sarayın yakınları: “Ateşperest,” diyorlardı. “Din düşmanı! Sana ne? Birlik olsak olmasak. Sen bir ateşe tapansın.”


Açıklama
Sarayının etrafında kalabalığın ikinci kez toplanması ve Ahmet’in dağın tepesinde ateş yakmasını beklemesi üzerine korkan ve kızının evliliğine izin veren Mahmut Paşa, halk arasında büyük bir coşkuya da sebep olur. Paşa’nın kendilerinden korktuğunu ve böyle bir karar verdiğini fark eden Ağrıdağlılar içinde Demirci Hüso, coşkusunu, başardıkları şeyi bu cümlelerle ifade eder.
Fakat ifade ettiği fikrin ne kadar kısa ömürlü olacağı, hemen arkasından gelen cümlelerden bellidir.