Aşk-ı Memnu Halid Ziya Uşaklıgil

Bihter

Nihal

Behlül
Firdevs Hanım



Romanın merkezinde Nihal ve Bihter bulunur, ancak Behlül, Firdevs Hanım, hatta Adnan Bey gibi karakterlerin de romanda önemli roller oynadıkları söylenebilir. 


Nihal ile birlikte Aşk-ı Memnu’nun iki ana karakterinden biri olarak karşımıza çıkan Bihter, aynı zamanda Türk Edebiyatı’nın da en çok tanınan karakterlerinden bir tanesi haline gelmiştir. Behlül ile yaşadığı yasak aşk ve romanın naif karakteri Nihal’le rekabeti nedeniyle, çoğu zaman kötü bir karakter olarak hatırlanan Bihter, aslında pek çok açıdan sadece “davranması gerektiği gibi” davranan bir kişidir.

Annesi Firdevs Hanım’dan öğrendiği yaşam tarzı, ona hayattaki en önemli şeyin önüne yeni kumaşlar, kıyafetler, mücevherler sunabilecek kadar çok para olduğunu gösterir. Bu, İstanbul’un en güzel yalılarından birinde yaşama fırsatı ile birleşince, Adnan Bey’in evlilik teklifi onun için reddedilemez bir hal alır.
 

Elbette, Bihter’in kendisinden bu kadar büyük, “ihtiyar” bir adama karşı romantik duygular beslemesi mümkün değildir – bu da, romanın merkezindeki “yasak aşk” konusunu gündeme getirir. Aşk-ı Memnu’yu okurken dikkat edilmesi gereken bir nokta, romandaki aşk hikayesinin tuhaf bir kronoloji ile gelişmesidir. Bihter, Behlül’e aşık olup kocasını aldatmaya karar vermez, Göksu’daki toplantının ardından, hayatında aşka ihtiyaç duyduğuna ve bunun için kocasını aldatması gerektiğine karar verir. Aldatacağı kişi olarak Behlül’ün seçilmesi daha sonra yaşanır.
 

Kocasını aldatma kararı dışında ise, Bihter’i “kötü” bir karaktere dönüştüren fazla olay yaşanmaz. Berna Moran, Bihter’in romanda “kötü” karakter olarak gösterilmesini, Nihal’in bakış açısından anlatılan bölümlere bağlar. Nihal, evde giderek yalnızlaştırılmasını, Bihter’in bir stratejisi olarak tanımlar, Bülent’in, evde çalışanların, mürebbiyesi Mlle de Courton’un gönderilmesini hep “Bihter’in işi” olarak görür. Ancak Moran, haklı olarak, bu kararların pek çoğunun Bihter eve gelmeden verilmiş olduğuna dikkat çeker. Dolayısıyla, bunlar için Bihter’i suçlamak çok mantıklı değildir.
 

Asla mutlu olamayacağı bir evliliğin içinden bu şekilde çıkmaya çalışması, Bihter’i tüm zamanların en meşhur roman kahramanlarından Madame Bovary’ye benzetir. Gustave Flaubert’in kaleme aldığı bu romanda, kocası Charles Bovary’ye karşı hiçbir şey hissetmeyen Emma, anlatılan olaylar boyunca üç farklı erkekle evlilik dışı ilişki yaşar ve en sonunda intihar eder.
 

Bihter’in bu romanda yaşadıkları da, Emma Bovary’nin hikayesiyle önemli paralellikler taşır.

 



Romanın merkezinde Nihal ve Bihter bulunur, ancak Behlül, Firdevs Hanım, hatta Adnan Bey gibi karakterlerin de romanda önemli roller oynadıkları söylenebilir. 

Nihal, Bihter ile birlikte romanın en önemli ana karakterlerinden bir tanesi ve ikinci odak noktasıdır. Babası ile mutlu bir ilişkisi olan Nihal’in hayatı, Bihter’in eve gelmesi ile birlikte ciddi anlamda değişir: İlk tanışmaları çok kötü geçmemesine ve evliliğin ilk günlerinde pek çok ortak ilgi alanı bulmalarına karşın, Halid Ziya bu iki karakteri “doğaları gereği” birbirleriyle çatışması gereken kişiler olarak kurgular.
 

Bihter’i Behlül’le yasak bir aşk yaşamaya iten evlilik, Nihal’i de giderek yalnızlaşan, ancak bu süreçte büyüyen bir karakter haline getirir. Romanın başında on iki yaşında olan Nihal, romanın sonunda on beş yaşında bir genç kız haline gelir.
 

Eseri bu açıdan değerlendiren Berna Moran, Nihal açısından bu romanın bir Bildungsroman olarak okunabileceği yorumunu yapar. Bu yorum, her ne kadar Nihal’in yetişkin bir birey olgunluğuna ulaşması açısından doğru olarak değerlendirilebilecek olsa da, bazı noktalardan da kavramın tanımına aykırıdır.
 

Tipik bir Bildungsroman örneğinin aksine, burada Nihal romanın başında bulunduğu duruma doğrudan geri döner. Normal şartlarda onun büyüyüp, evinden ayrılıp, bağımsız bir karakter olması beklenecekken, bu sefer babasıyla “yarıda bıraktığı” ilişkiye de devam ettiği görülür. Hatta Halid Ziya, romanın son satırlarında, mürebbiye Mlle de Courton’un da geri çağrıldığını ifade eder – bu da, Nihal’in romanın başındaki “çocukluğunun” henüz tam olarak bitmediğinin başka bir göstergesidir.



Romanın merkezinde Nihal ve Bihter bulunur, ancak Behlül, Firdevs Hanım, hatta Adnan Bey gibi karakterlerin de romanda önemli roller oynadıkları söylenebilir. 

Romanda Bihter ile yaşadığı aşk nedeniyle, Aşk-ı Memnu’yu okumayanların bile tanıdığı bir karakter haline gelen Behlül, kitapta oldukça basit bir karakter olarak sunulur: Onun hayattan tek istediği eğlenmek (daha doğrusu, eğleniyor gibi gözükmek), keyif almak ve para sahibi olmaktır.1 Öyle ki, 400. sayfada Firdevs Hanım ondan “ciddiyetini takınmasını” istediğinde, Behlül gülerek, ”Lakin mümkün olmayan şeyler teklif etmeyiniz, rica ederim. Ciddiyet! Siz beni hiç ciddi gördünüz mü? “ diye sorar.
 

Sevgiden çok daha sonra bu hikayeleri birilerine anlatmak için aşk ilişkileri yaşayan Behlül, tüm bu özellikleriyle Tanzimat romanlarının “yanlış Batılılaşmış,” züppe karakterlerinin bir devam gibi okunabilir.2 Ancak Halid Ziya, pek çok yönden eleştirdiği Behlül’ü Tanzimat romanlarının “kötü örnekleri” gibi açıkça suçlamaz, onu doğrudan okuyucunun önüne atmaz.
 

Aksine, Behlül’ü de bir bakış açısı olarak kullanarak, onun davranışlarının arkasındaki mantığı ve yapıyı da göstermeye çalışır. Romanın altıncı bölümünün, baştan sona Behlül’ün aşk ve kadınlar konusundaki görüşlerine ayrılması da, tam olarak bu yüzdendir.


1 s.111, s.114
2 s.250



Romanın merkezinde Nihal ve Bihter bulunur, ancak Behlül, Firdevs Hanım, hatta Adnan Bey gibi karakterlerin de romanda önemli roller oynadıkları söylenebilir. 

Tıpkı Behlül gibi, romanda Tanzimat Edebiyatı’nın “klişelerini” sürdüren karakterlerinden bir tanesi de Firdevs Hanım’dır. Hayatı yalnızca para ve eğlence odaklı olarak gören, giyinişinden, güzelliğinden, diğer insanların kendisi hakkında düşüncelerinden başka hiçbir şeye önem göstermeyen Firdevs Hanım, romanda bu özelliğiyle ciddi bir toplumsal eleştiri malzemesi olarak kullanılır.
 

Ancak, romanda Firdevs Hanım’ı ilginç hale getiren iki bakış açısı daha mevcuttur. Birincisi, Halid Ziya Tanzimat romanlarında karşımıza daha az çıkan bir mantıkla, Firdevs Hanım’ı güzelliğinin ve toplum içindeki “şöhretinin” yok olduğu bir dönemde ele alır. Tanzimat romanında sık gördüğümüz bu tarz karakterlerin “sonunun” nasıl olacağını gösteren Firdevs Hanım, güzelliğini ve gençliğini kaybetmenin öfkesiyle giderek huysuz, çekilmez bir kadın haline gelir.
 

Hatta, roman boyunca bir “anne” karakteri olarak kullanılan Firdevs Hanım, beş yüz sayfa boyunca kızlarına karşı en ufak bir sevgi göstermez, onların gençliğini ve güzelliğini kıskandığı için Peyker ve Bihter’i kendisine birer rakip olarak görür. Çocuk sahibi olarak onu “büyük valide” yapan Peyker’e karşı ayrı, Adnan Bey ile asıl kendi evlenmek istediği için Bihter’e ayrı bir öfke duyar.
 

Kızlarına karşı bu rekabet duygusunun yanı sıra, Firdevs Hanım roman boyunca Bihter’in “olası bir geleceği” şeklinde de kullanılır. Bu fikirden ölesiye korkan Bihter, bunu sık sık dile getirip, annesi gibi olmak istemediğini söylese de, bu yalnızca onu tedirgin eden bir ihtimal de değildir – zira Behlül, Bihter ile aşk yaşarken, Firdevs Hanım’ın Bihter için bir “istikbal sahifesi” olduğunu düşünür.1
 

Firdevs Hanım’ın bir örnek olarak etkisi Bihter için o kadar ön plandadır ki, Behlül ile ilişkisi Adnan Bey tarafından öğrenildiğinde Bihter’i intihar etmeye iten şeylerden bir tanesi, kendisi için de “Firdevs Hanım hayatı(nın)” başlayacağını, yani kendisinin de annesi gibi mutsuz, yalnız, toplum tarafından hor görülen biri haline geleceğini bilmesi olur.2  Daha net bir ifadeyle, Bihter’in annesi gibi yaşamaktansa, doğrudan intihar etmeyi tercih ettiği söylenebilir.


1 s. 349
2 s. 506