Aganta Burina Burinata Halikarnas Balıkçısı

Mahmut
Fatma
Ayşe
Süleyman
Davut
Hakkı Reis

Roman, büyük ölçüde tek bir karaktere, Mahmut'a yoğunlaşır. 

Mahmut, romanın hem ana karakteri, hem de anlatıcısıdır – hikaye onun gözünden, onun anıları şeklinde aktarılır.
 
Mahmut’un en bariz karakter özelliği, denize karşı duyduğu büyük tutkudur. İnsanları “deniz insanları” ve “kara insanları” olarak ikiye ayıran Mahmut, kendisini birinci grupta görür ve ailesinin tüm itirazlarına karşın hayatını bir denizci olarak kazanmaya başlar.
 
Halikarnas Balıkçısı roman boyunca Mahmut’u ideal bir karakter olarak resmeder. Mahmut her zaman çalışkan, dürüst ve iyi niyetlidir: haklı olanları, zayıf olanları elinden geldiğince korumaya çaba gösterir. Roman boyunca sergilediği tek “negatif” tutum, amcasına yumruk atmasıdır, ki bu yumruk bile aslında amcası zayıf ve çaresiz bir çocuğu öldüresiye dövdüğü için atılmıştır.
 
Mahmut’un denize karşı tutkusu, hayatındaki diğer tüm hislerin önüne geçecek seviyede bir tutkudur. Anlatıcı kendisini bu tutkuyla, bir “deniz adamı” olarak tanımlar ve hayatta başka hiçbir şeyin bu tutkunun önüne geçmesine izin vermez. Romanın sonunda her şeyi geride bırakıp denizlere geri dönmesi bunun en iyi örneğidir. Arkasında Ayşe’yi, uğraştığı bahçesini, güvenli ve düzenli bir hayatı bırakmak onun için önemli değildir, çünkü onun gerçekten ait olduğu yer denizdir.
 
Mahmut’un pek çok açıdan klasik bir roman kahramanı olduğunu söylemek mümkündür, zira Halikarnas Balıkçısı karakteri yazarken onu büyük ölçüde “kusursuz” bir karakter olarak yazmaya özen gösterir. Bu, karakter gelişimini ilgilendiren çeşitli dönüm noktalarında da görülebilir.


Mahmut, romanın yapısı içinde tam bir "deniz insanı" olarak kurgulanır.
 
Örneğin, Mahmut Bodrum’a geri döndükten sonra Fatma ile evlenmesi romanın gidişatı nedeniyle mümkün olmamalıdır. Halikarnas Balıkçısı, bu ihtimali Fatma’nın yüzünün yaraları üzerinden ortadan kaldırır. Fakat sadece yüzü yaralı ve bir “gözü akmış” olduğu için Fatma’yı terk etmesi Mahmut’u negatif bir karakter gibi göstereceğinden, Mahmut her şeye rağmen onunla evlenmek istediğini söyler. Bu durumun evliliklerine engel teşkil ettiğini söyleyerek kaçıp giden Mahmut değil, Fatma olacaktır.
 
Bu açıdan, karadan denize dönüş sekansı da benzer bir mantıkla okunabilir. Denizdeki yorucu hayatının ardından Ayşe ile birlikte köye yerleşen Mahmut, burada başta oldukça keyifli zaman geçirir, fakat kuraklığın başlamasıyla sıkıntıları da ortaya çıkmaya başlar. Halikarnas Balıkçısı, romanın gidişatında aslında beklenebilecek bir gelişmeyi kullanarak Mahmut’un denizlere dönmesini sağlamaz. Önce kuraklık geçer, sonra aşırı yağmurlu bir dönem başlar, Mahmut ancak her şey normale dönüp, tarladan yine hasat elde edilebileceği zaman denize döner. Çünkü deniz, onun için bir kaçış, “karada yapamadığı için” sığındığı bir yer olmamalıdır. Böyle bir noktada denize dönmek, Mahmut’u işler zorlaştığı anda her şeyi yarıda bırakıp kaçacak biri, korkak bir karakter olarak gösterecektir. Dolayısıyla Halikarnas Balıkçısı önce etraftaki durumu düzeltir; tarlalar yeniden yeşillenir, Ayşe zor durumda kalmayacağı bir noktadadır, böylece Mahmut’un denize dönüşü de bir “çaresizlik” değil, her şeye rağmen yapılmış bir “seçim” olarak görülür.

 

Roman, büyük ölçüde tek bir karaktere, Mahmut'a yoğunlaşır. 

Fatma, romanda Mahmut’un ilk aşkı ve yaşıtları arasında ilk gerçek arkadaşı olarak karşımıza çıkar. Mahmut onu “kafa dengi” olarak tanımlar ve deniz tutkuları bu kafa denkliğinin en temel noktasını oluşturur.
 
Mahmut’un hayatındaki iki kadın olan Ayşe ve Fatma’nın, Mahmut’un insanları ikiye ayırma şekliyle paralel olarak, sırasıyla karayı ve denizi sembolize ettikleri söylenebilir. Ayşe geçimine odaklı, sadık, bağımlı bir karakter olarak resmedilirken, Fatma güçlü, korkusuz ve bağımsız olarak anlatılır. Halikarnas Balıkçısı da bu bağlantının kurulduğundan emin olmak istemektedir. Zaman zaman denizin renginin değişmesini vurguladığı gibi, Fatma’nın gözlerine de benzer bir vurgu yapar: Fatma’nın gözleri mavi olmadığı zaman yeşil, yeşil olmadığı zaman mavidir.
 
Mahmut Bodrum’a döndüğünde Fatma ile kavuşamamaları da bunun bir uzantısı olarak görülebilir. Fatma “kavuşulabilecek”, tek bir insana bağlanabilecek birisi değildir. Deniz gibi özgür ve kontrol edilemez olmalıdır ve dolayısıyla Mahmut’un evlenme teklifini reddettikten sonra, roman boyunca bir daha hiç karşımıza çıkmaz.

 

Roman, büyük ölçüde tek bir karaktere, Mahmut'a yoğunlaşır. 

Mahmut’un denizde geçen zorlu yıllarından sonra Bodrum’a gelerek evlendiği Ayşe, evliliklerinin ardından aslında pozitif bir karakter gibi gözükür. Tıpkı Mahmut’un, yılların verdiği deniz yorgunluğunun arından, toprağı sevmesi, onu cömert ve nazik bulması gibi, Ayşe de başlarda iyi niyetli, Mahmut’la anlaşabilecek bir karakter gibi gözükür.
 
Romanın ilerleyen kısımlarında ise Ayşe veya Mahmut’un Ayşe’ye yaklaşımı, ciddi anlamda değişir. Sıcak görünüşüne karşın Ayşe, yüzüne selam verdiği insanların topraklarını ellerinden almak için hesaplar yapan, kendileri için çalışan ortakçılarını “köpekler” olarak nitelendiren, Mahmut’u kendi istediği gibi davranmaya zorlayan biri haline gelir. Sadece parayı, geçimi ve daha fazla şeye sahip olmayı düşünen Ayşe, romanın sonlarına doğru Mahmut’un karada kaçmak istediği her şeyin bir sembolü olmuştur.  
 
Özellikle Mahmut’un denize döneceği herkes tarafından anlaşıldıktan sonra Ayşe’nin karakterinde bir yumuşama meydana gelir. Kocasının ortakçılarla istediği gibi ilgilenmesine ve deniz kenarında yürüyüşler yapmasına sesini çıkartmadığı gibi, terk edilmekten korktuğunu da gösterir. Fakat bu noktada iş işten geçmiş, Mahmut kararını çoktan vermiştir.

Roman, büyük ölçüde tek bir karaktere, Mahmut'a yoğunlaşır. 

Mahmut’un babası Süleyman, aslında romanda çok önemli bir rol oynamaz. Karakter olarak bakıldığında, Süleyman’ın ölümü daha romanın ilk cümlesinde karşımıza çıkar (“Rahmetli babamı andıkları vakit, “Nur içinde yatsın” veyahut “Toprağı bol olsun” demezlerdi.”) Daha sonraki süreçte de, bu karakterin ölümünü aşağı yukarı yüz seksen sayfalık romanın doksan dördüncü sayfasında okuyucuya bildirilir. Yani Süleyman romanın yalnızca yarısında hayattadır ve bu sürede bile bir karakter olarak karşımıza fazla çıkmaz.
 
Süleyman’ı önemli bir karakter yapan, bir “baba” olarak ana karakter Mahmut üzerindeki etkisidir. Özellikle Mahmut denize açılmadan önce, Süleyman’ın varlığı Mahmut üzerinde ciddi bir baskı oluşturur. Babası, çok sevdiği deniz ile kendisi arasındaki tek engeldir. Bu bağlamda Süleyman’ı oğlunun hayaline ulaşmasını engelleyen bir engel, ona güvenli, para ve geçim odaklı bir yaşam sürmesini söyleyen geleneksel bir figür olarak okumak mümkündür.
 
Mahmut üzerindeki etkisi bu yönde olsa da, Süleyman okura son derece pozitif bir karakter olarak sunulur. Onun Mahmut ile hayalleri arasında durmak gibi bir niyeti kesinlikle yoktur. Kendisi de bir denizci olan ve denizci bir aileden gelen Süleyman, hem denizin nasıl tehlikelere gebe olduğunu bilmekte, hem de denize akrabalarını, arkadaşlarını kaybetmenin nasıl bir his olduğunu hatırlamaktadır. Onun tek amacı, oğlunun güvenli, huzurlu bir hayat yaşaması ve kendi çektiklerini çekmemesidir. Bu nedenle Mahmut, özellikle çocukluğunu konu alan ilk bölümlerde, zaman zaman babasına karşı sitemkar bir tavır içinde olsa da, delikanlılığında ve yetişkinliğinde onu ve öğütlerini şefkat ile hatırlar.

 

Roman, büyük ölçüde tek bir karaktere, Mahmut'a yoğunlaşır. 

Süleyman’ın kardeşi, Mahmut’un amcası olan Davut, romanın ilk bölümünde gözükür ve bu bölümde denizde ölür. Bir karakter olarak Davut’a önem kazandıran iki faktör vardır.
 
Birincisi, aile fertleri içinde Mahmut’un deniz sevgisini, onun denize ait olduğunu kabullenen ilk karakter olmasıdır. Annesi ve babası onun denizden uzak durması için ellerinden gelen her şeyi yaparken, Davut ona oyuncak bir gemi yapmakta, diğer denizcilerin oturduğu kahvehaneye götürmekte herhangi bir sakınca görmez. Bu nedenle Mahmut amcasına büyük bir hayranlık ve sevgi besler.
 
Karaktere önem kazandıran ikinci boyut biraz daha trajiktir, zira bölümün ilerleyen kısımlarında Davut’un bir gemi kazasında öldüğü haberi gelir. Amcası, Mahmut’un denizde kaybettiği ilk yakın akrabası olacaktır, fakat bu bile onu deniz tutkusundan vazgeçiremeyecektir.

 

Roman, büyük ölçüde tek bir karaktere, Mahmut'a yoğunlaşır. 

Mahmut’a denizlere açılma fırsatını veren ilk kaptan olan Hakkı Reis, ağabeyleri Süleyman ve Davut’a göre oldukça negatif bir karakter portresi çizer. Sadece parayı düşünen, denize sadece para kazanma amacıyla çıkan ve her türlü masraftan kaçınarak yolculukların sefalet içinde geçmesini sağlayan Hakkı Reis, sadece Mahmut tarafından değil, diğer denizciler tarafından da her şeyden önce cimri bir adam olarak görülür.  Öyle ki, onu tanıyan denizciler arasında yaygın olan bir espri vardır: Rüzgar az estiği zaman, “Hakkı Reis’in kesesinden çıkıyormuş gibi” estiği söylenir.
 
Abartılı bir geçim ve para hırsı, kendisinden başka kimseyi düşünmeyen bir tavır ve macera ruhundan tamamen yoksun bir karakter, Hakkı Reis’i Mahmut için kesin ve net bir “kötü karaktere” dönüştürür. Kara ile ilgili nefret ettiği her şeyin denizde bir uzantısı olan Hakkı Reis, romanın ilerleyen bölümlerinde Mazlum’u döverek karakterinin düşebileceği boyutları da gösterir ve Mahmut’un gemisinden ayrılmasının ardından bir daha gözükmez.