Aganta Burina Burinata Halikarnas Balıkçısı

Alıntı #1, Sayfa 39 
"Alestaaa tira mola!” deyince hepimiz, yani denizciler – hepimiz deyince onların arasına kendimi de kattığım için göğsün kabardı – yerlerimize koşar ve hazır ol vaziyetinde alesta dururuz. “Laçka kuta orsaalabanda!” denince flok skutalarını ve trinket skutalarını koyuveririz. Dümenci de dümeni orsaalabandaya basar. Maestra yelkeninin rüzgarı boşanır. Yelken gök gürültüsü gibi gürleyerek, yapraklanır. Kaptan, “Mola kontra, issa punya!” emrini verir. Punyaları basar babafingo burinalarını mola eder, maestra prassiyalarını alesta ederiz. O zaman rüzgar geminin başından gelmeye başlar.

Açıklama
Romanın adı "Aganta Burina Burinata"nın da kaynağı olan "lingua franca" kitap boyunca sık sık karşımıza çıkar. Bu paragraf, bu dilin kullanımına iyi bir örnek olarak gösterilebilir. 
 
Alıntı #2, Sayfa 52: 
İnsan, keşfetmek, öteye varmak, yeniye açılmak özleyişiyle ceviz kabuğu kadar bir tekneye biner, iki buçuk arşın bez parçasıyla göklerin rüzgarını çalar da, elalemin muhakkak “ölümdür, deliliktir” diye bağrışıp ayak diremelerine kulak asmadan açılır gider ve yeni dünyalar, yeni alemler bulur. Ne biçim dünyaya doğmuştum ben? “Güzel” diyordum, güzel dediğime dönüp bakmıyorlardı bile. “İyi” diyordum, omuz silkiyorlardı. Birisinin dobra dobra dosdoğruyu söylediğimi duyuyor, heyecanlanıp, “Doğru” diye bağırıyordum. “Aman sus!” diyorlardı.” Hele “Deniz!” deyince, büyün kaşlar çatılıyor, “Sakın ha!” diyorlardı. Peki, güzele bakma, iyiye aldırma, doğruya kulak asma, denizi anma; peki öyleyse ben ne edip söyleyecektim? İşte bunu büyüklerime sorunca, bana düpedüz bir cevap vermiyorlar fakat dolambaçlı ve sağa sola savsaklayıcı sözler söylüyorlardı. Ne var ki, kafama sokulan bütün bu sözleri, gönlümün ateşinde yakınca ve bunların laf olan fireleri berheva olunca, kala kala kafamda şu kaba Türkçe gerçekler kalıyordu. Önce, “hiç kimseye hiçbir şey vermeyeceksin, herkesten koparabildiğin kadar koparacaksın ve gözünü paradan ayırmayacaksın!” İyi ama ben parayı görünce, yaradılıştan öz düşmanı olan bir hayvana gelen bir başka hayvan gibi, tüylerim nefretle diken diken oluyordu. Benim özlediklerim, hiç de onların özledikleri değildi.

Açıklama
Mahmut’un denize yaklaşımını belki de en iyi özetleyen bu alıntı, deniz sevgisini yalnızca denizin üzerinde bulunmak olarak değil, denizin üzerinde macera aramak, yeni yerler keşfetmek, daha önce kimsenin gitmediği limanlara gitmek gibi romantik düşünceleri desteklemektedir.
Özellikle alıntının son kısmında, Mahmut’un para ile ilgili kurduğu cümleler de son derece kayda değerdir. Hayatın kendisine dayatılan gerçeklerini reddeden ve her şeye rağmen kendi tutkularının peşinden gitmek isteyen Mahmut’un bu cümleleri, kendi karakterinin en temel özelliğini vurgularken, aynı zamanda romanın “deniz tutkusu” üzerine kurulu alt-metnini okuyucunun kendi hayalleri ve tutkularına uyarlamasını da sağlayacak niteliktedir.

 
 
Alıntı #3, Sayfa 103: 
Biz gece gündüz böyle sıkıntılar çekerken, sağımızdan solumuzdan, önümüzden arkamızdan şilepler ve yolcu vapurları geçip duruyorlardı. Gündüzse kendilerini görmezden yarım saat evvel ufukta dumanlarını görürdük. Bize göre ağır olan ve bizlere taklalar kıldıran denizler, o koca vapurların su kesimindeki kırmızı boya çizgisine doğru bir-iki karış kalkıyor, veyahut bir-iki karış iniyordu. Pruvalarının yırtarak geçtiği denizlerse önlerinde şelaleler gibi şarıldıyordu. Sıra sıra cankurtaran kayıkları, güvertelerinden küpeler gibi sarkıyordu. Gemiciler onlara bakar da; “Hay gözünü sevdiğimin makinesi. Gördün mü kolay hayatı. Bizim gibi yelken gemilerde değil, vapurlarda çalışmalı. Vapurlarda iyi para da veriyorlarmış. Üstelik tehlikesiz iş” derlerdi.
Ben de onlara hak verirdim:
“Hey hey” derdim, “şu vapura bak, rüzgara hiç aldırış ediyor mu? Rüzgarın inadına ta gözüne işliyor. Biz rüzgarın hava ve hevesinin uşakları, köleleriyiz. Onlarsa rüzgarın hakimleri.”


Açıklama
Romanın geçtiği dönemle yakından alakalı olan bu alıntı, Akdeniz’de çelik vapurlar ile tahta yelkenlilerin aynı anda bulunduğu bir dönemi özetlemektedir. Yelkenli tekneler için ölümcül olabilecek fırtınalar, güçlü ve ağır vapurlar için en ufak bir sorun oluşturmazlar. Mahmut zor koşullar altında çalıştığı sırada, tayfasındaki diğer denizciler gibi vapurlara özenip onlardan birinde çalışma hayalleri kursa da, romanın ilerleyen bölümlerinde bir yolcu vapurunda ateşçi olarak iş bulur, ve bunun ardından vapurlara olan ilgisini neredeyse tamamen kaybeder.

Onun deniz sevgisinde yeri olan gemiler vapurlar değil, doğayla daha gerçek, daha romantik bir mücadeleye imkan tanıyan yelkenli, tahta gemilerdir.

 
 
Alıntı #4, Sayfa 117: 
Yolcular ise mükellef bir iskeleden, kadınlar çıtır çıtır yapmacık gülüşleriyle, çelebi ve beyler kendilerini satar tavırlarıyla yukarı çıkıyorlardı. Küpeşteden bize bakanlar cennetteki meleklerin aşağıya, yani cehennemdeki zebanilere bakması gibi yüksekten bakıyorlardı. İçimden, “İyi ki üzerimize tükürmüyorlar” dedim.

Açıklama
Aganta Burina Burinata’da karşımıza çıkan karakterlerin pek çoğu, maddi durumları pek iyi olmayan, denizcilikle hayatlarını kazanan, sadece ekmek parası için hayatlarını tehlikeye atan karakterlerdir. Mahmut’un gemisinde çalıştığı kaptanlardan Adem Reis, çayı bile kendileri gibi adamların vazgeçmesi gereken bir lüks olarak nitelendirir. Bu alıntı, Mahmut lüks yolcu gemisinde çalışmaya başlamadan hemen önce kullanılır. Geminin yolcuları ve çalışanları arasındaki sınıf farkına yorum yaptığı gibi, zengin yolcuların tavırları hakkında da önemli fikir verdiği söylenebilir.