Aganta Burina Burinata Halikarnas Balıkçısı

Özet
Detaylı Özet


 
Bodrumlu, denizci bir ailenin oğlu olan Mahmut, denize karşı büyük bir tutku beslemektedir. Fakat iş için sürekli denize açılan ailesi, onun bir denizci olmasını istemez, ailelerinden pek çok insan gibi onu da bir deniz kazasına kaybetmekten korkar.
 
Babasının çabalarıyla okula gönderilen, bir ustanın yanına çırak verilen Mahmut, kendisini karaya bağlamaya çalışan bu çabalara karşın, önce arkadaşı Fatma’nın ailesiyle balığa çıkar, daha sonra da amcasının gemisine katılarak denize açılmayı başarır.
 
Fakat, amcası Hakkı Reis’in gemisinde işler planlandığı gibi gitmez. Son derece katı ve cimri bir adam olan Hakkı Reis, denizi sadece bir gelir kaynağı olarak gören, Mahmut’un deniz sevgisini paylaşmayan, tayfasına kötü davranan bir adamdır. Mahmut deniz tutkusu için bir süre buna katlansa da, daha sonra amcasının gemisinden ayrılır ve bir süre çeşitli gemilerde işçilik yapar.
 
Bu sırada annesini ve babasını kaybeden Mahmut, Bodrumlu arkadaşı Aliş ile aynı gemide çalıştığı sırada deniz hayatından biraz soğumaya başlar. Yokluk içinde yaşamak, emeğinin hakkını alamamak onu fazlasıyla yormuştur, ve artık yaşça da büyümüş olduğu için bir kadınla evlenmeye karar vermiştir.
 
Bodrum’a geri dönen Mahmut, burada Fatma ile evlenme planları yapar, fakat burada hiçbir şeyin bıraktığı gibi olmadığını görür. Tanıdığı herkesin ya öldüğü, ya da fazlasıyla yaşlandığı Bodrum’da Fatma’nın da başından bazı olaylar geçmiş, Fatma bir gözünü kaybetmiştir. Bu durumu nedeniyle Mahmut’un evlenme teklifini reddeden Fatma ortadan kaybolur, Mahmut da Ayşe adlı biriyle evlenir.
 
Ayşe’nin babasının tarlaları sayesinde varlıklı bir hayat sürmeye başlayan, toprağın denize göre daha verimli olduğunu gören Mahmut, buna karşın zamanla denizi özlemeye başlar.
 
Bir kuraklık dönemi sırasında bu özlemi iyice artan Mahmut karısından ve çevresindeki diğer insanlardan iyice uzaklaşır ve romanın sonunda bu özleme daha fazla dayanamayarak, bir limanda ilk gördüğü gemiye atlayıp denizlere döner.

 
1.Aganta Burina Burinata 

Romanın anlatıcısı Mahmut, Bodrum’lu, denizci bir ailenin oğludur. Dedesi, babası ve iki amcası denizci olan Mahmut, özellikle anne ve babası tarafından denizden uzak tutulmak istenir, fakat çocukluğu hep denize hayranlık duyarak, denizle ilgili hayaller kurarak geçer. Öyle ki, amcası Davut ona oyuncak bir gemi yaptığında bu yanından ayırmadığı bir oyuncak haline gelir ve bu oyuncağın kaybolması çocukluğunun en büyük üzüntülerinden biri olur.
 
Mahmut, yeni bir oyuncak gemi için amcasını heyecanla beklerken, babasıyla gittiği bir yolculuk sırasında amcasının denizde boğulduğunu öğrenir. Bu olay, Mahmut’un ailesinin deniz ile ilgili korkularını daha iyi anlamasını sağlasa da, onu deniz hayalleriyle yaşamaktan uzaklaştırmaz.
 
Bodrum’a geri döndüklerinde, babası Mahmut’u eskici Kirpi Halil Usta’ya çırak olarak verir.
 
Bu, Mahmut’u denizden uzaklaştırıp, karada yapabileceği bir iş yaratmak amacıyla alınan bir karar olsa da, eski bir denizci olan Kirpi Halil Usta Mahmut’un bu ilgisini keşfeder ve ona denizcilik ile ilgili pek çok şey öğretir. Mahmut böylece bir kere bile denize açılmadan denizcilik ile ilgili pek çok şey öğrenmiş olur ve romanın başlığı, “Aganta Burina Burinata” cümlesi de ilk olarak bu noktada, karadaki hayattan kaçıp denizlerde özgürlüğü keşfetmenin bir “sloganı” olarak kullanılır. Fakat bu slogan ve denizle ilgili diğer konular, Mahmut’un babası Süleyman’ın kulağına gider. Oğlunun deniz ile ilgili bu kadar şey öğrenmesinden rahatsız olan Süleyman, Mahmut’u Kirpi Halil’in dükkanından alır ve onu mahalle mektebine göndermeye karar verir.
 

2.Çıngırağın Sesi  

Mahmut, Kirpi Halil Usta’nın dükkanında çalışırken, Bodrum halkından işçilerle de tanışma fırsatı yakalar. Bunlardan bir tanesi de, Kör Halit’in kahvesinde çalışan Murat Dayı’dır. Bu bölümde, Murat Dayı, Mahmut’a hayatıyla ilgili çeşitli hikayeler anlatır.
 
Bir zamanlar çobanlık yapan Murat Dayı, sayım vergisi nedeniyle bütün hayvanlarını satmış, son koyunun boynundaki çıngırağı da, çıngırak sesiyle yaşamaya çok alıştığı için, saklayıp daha sonra satın aldığı eşeğinin boynuna takmıştır. Bir gün eşeği bacağına tekme atıp bacağını kırar ve bunun ardından Murat Dayı topallayarak yürümeye başlar. Bacağının tedavisi için eşeğini de satmak zorunda kalan Murat Dayı’nın oğlu Aliş, Mahmut ile aynı yaşlarda, fiziksel olarak da Mahmut’a çok benzeyen bir çocuktur. Babasının, Kör Halit’in kahvesinde ufak tefek işlere yardım etmekten başka yapabileceği bir iş olmadığı için çocuk yaşta denize açılır.
 
Murat Dayı, bir yandan Aliş’in akıbetini merak ederken, bir yandan da hala yanında taşımakta olduğu çıngırağını sallayıp, çıngırağın sesiyle eski günleri hatırlatmaktadır.
                                                                                                               

3.Mahalle Mektebinde  

Kirpi Halil’in dükkanında sık sık deniz konusu açıldığı için rahatsız olan Süleyman, oğlu Mahmut’u mahalledeki okula gönderir, fakat buradaki eğitim Mahmut’a fazlasıyla sıkıcı ve anlamsız gelir. Ders sırasında sürekli olarak deniz hayalleri kuran, dalıp giden ve hocanın anlattıklarıyla hiç ilgilenmeyen Mahmut sık sık dayak yer, fakat bu mutsuz okul hayatı içinde pozitif bir nokta da vardır.
 
Çocukluklarında birlikte oynadıkları balıkçı Ateşoğlu’nun kızı Fatma, dayak yediği sırada hiç ses çıkartmaması nedeniyle Mahmut’a karşı ciddi bir hayranlık beslemeye başlar ve ikili arasında sağlam bir arkadaşlık oluşur.
 
Bölümün ilerleyen kısımlarında Murat Dayı’nın ölümü Mahmut’u mutsuz etse de, Fatma Mahmut’a babası bir daha balığa çıktıklarında onlarla gelebileceğini söyler ve Süleyman’dan zar zor izin aldıktan sonra, Mahmut yıllar boyunca hayalini kurduğu denize ilk kez gerçekten açılmış olur.
 
Balık seferi oldukça zorlu geçer ve ortalama bir verimle tamamlanır, fakat bu seferden kazanılan paraların büyük kısmı Mahmut ve Ateşoğlu tayfası denizdeyken ölen bir çocuğun cenazesi için harcanır. Mahmut elinde avdan bir balıkla dönse de ailesi bu işten hiç memnun kalmaz.
 
Ertesi gün, Mahmut babasından izin aldığını söyleyerek tekrar balığa çıkmak ister. Ateşoğlu onun yalan söylediğini anlar ve Süleyman’dan azar işitmeyi göze alarak onu bir kez daha yanına alır. Bu kez bir fırtınaya tutulan tekne, zorlukla da olsa Bodrum’a geri döner ve babası bir daha Mahmut’un balığa çıkmasına izin vermez.
 
Bu sırada, Bodrum’un zorbalarından Eğriboyun İbrahim Fatma’ya saldırmaya çalışır, fakat Fatma onu alt eder. Bu olaydan sonra Fatma çevredekiler tarafından “Erkek Fatma” diye çağrılmaya başlanır, ancak ailesi artık yeteri kadar büyüdüğüne karar vererek onu da denizden uzaklaştırır ve başını örtmeye zorlar.  Bu olaydan sonra Mahmut ailesinin itirazlarına rağmen denizlere açılmaya karar verir, Fatma ise böyle bir şeyin kendisi için mümkün olmadığını bildiğinden Mahmut’a yardımcı olmaya başlar.
 
 
4.Akıbet Açık Deniz  

Fatma’nın ve Mahmut’un ısrarları sonuç verir ve Mahmut sonunda istediğini elde ederek babasının diğer kardeşi Hakkı Reis’in kayığına yazılır. Burada Murat Dayı’nın oğlu Aliş ile karşılaşır ve yakın arkadaş olur.
 
Hakkı Reis’in cimriliğine ve tayfasına karşı acımasız tutumuna rağmen, Mahmut denizlerdeki ilk deneyiminden fazlasıyla memnun kalır. Amcasının bitmek bilmeyen isteklerine ve her gece “yorgunluktan kemiklerinin ilikleri boşanmış gibi” sızlamasına karşın tayfanın en istekli ve en çalışken üyesi haline gelir.

 5.
Hazır Olun Fırtına Geliyor  

Hakkı Reis’in teknesiyle denize açıldıktan sonra, Mahmut ilk gerçek fırtınasını yaşar. Önce bir hortum teknelerini batma noktasına getirir, daha sonra ise korkunç rüzgar ve dalgalar gemiyi kontrol edilemez hale sokar. Bu zor şartlarda bile kahkahalarla gülebilen Mahmut, fırtına dindikten üç hafta sonra İzmir’e varır ve burada babasının çıktığı bir seferde boğularak öldüğünü haber alır.
 
Annesi ona gönderdiği mektupta amcasına hürmet etmesi gerektiğini, artık tek geçim kaynaklarının o olduğunu yazsa da, Mahmut amcasının davranışlarına katlanmakta fazlasıyla zorlanmaktadır.
 
Hakkı Reis, gemiye İskenderiye’den aldıkları Mazlum adlı, hastalıklı ve zayıf bir çocuğu yemek yaparken fazla zeytinyağı kullandığı için neredeyse öldüresiye dövdüğü zaman, Mahmut kendisini tutamayıp amcasını yumruklar ve gemiden ayrılarak kendi başının çaresine bakmaya çalışır.

 6.
Artık Dünyada Bir Başına Kalmış Bir Denizci İdim  

Amcasının gemisinden ayrıldıktan sonra Mahmut gerçek anlamda bir denizci hayatı yaşar. Yıllarca pek çok kayıkta çalışır, pek çok yeri ziyaret eder. Fakat yavaş yavaş deniz hayatından yorulmaya başlamıştır. Hem fiziksel olarak tükenmekte, hem de çok az para kazanmaktadır. Annesinin ölümüyle birlikte ona bakmak için para ayırmasına gerek kalmaz, ama buna karşın hep maddi sıkıntılar çeker.
 
Bir Selanik gezisi sırasında, Mahmut ile Aliş’in yolları bir kez daha kesişir ve Aliş Mahmut’un çalıştığı tekneye geçer. Denizi çok sevmelerine rağmen, Aliş de, Mahmut da memleketleri Bodrum’u özlemekte, ve kendilerini sevecek bir eş özlemi duymaktadır.

 7.
Delikanlılık  

Bu özlem, “Delikanlılık” bölümünde kendisini iyice gösterir. Gemideki çalışanlardan Tosun Ahmet’in kadınlara olan yaklaşımı ve kadınlardan gördüğü ilgi Mahmut ve Aliş’i hem özendirir, hem de onun kimseyi sevmediği için böyle şeyler yapabildiğini düşündürür. Oysa onlar sadece birlikte olacak kadınlar değil, gerçekten sevebilecekleri kadınlar aramaktadır.
 
Buna karşın, Aliş ve Mahmut gemilerinden inip bir sahilde denize giren kadınlara bakmaktan kendilerini alıkoyamazlar. Aliş’in İzmir’de karaya çıkmasının ardından, Mahmut İstanbul’a gider ve burada para karşılığı bir kadınla birlikte olmayı düşünür, fakat kendisinden tiksinerek bunu yapamayacağını anlar.
 
Bu sırada, İtalya ile Osmanlı Devleti arasında Trablusgarp Savaşı başladığı için Türk gemileri Akdeniz’de özgürce dolaşamamaya başlar. Bunun üzerine Mahmut yabancı, lüks bir gemiye ateşçi olarak girer ve bir süre ruhsuz bulduğu bu işte çalışır.
 
Aynı gemide, Bodrumlu bir Rum olan Pahos’la karşılaşması sayesinde rahat günler geçiren Mahmut, bu iş bittikten sonra Bodrum’a dönmeye ve Fatma’yı bulmaya karar verir. Aradığı kadının Fatma’dan başkası olmadığına karar veren Mahmut, bunun için önce İzmir’e gider, oradan da Bodrum’a geçer.


Tarlasının verimli doğasına karşın, Mahmut karada gerçek anlamda mutlu olamaz. 

 
 8.A Canım, Yurt Başkadır  

Fakat Bodrum’da işler planladığı gibi gitmez. Aradan geçen yıllarda hatırladığı kişilerden bazıları ölmüş, bazıları fazlasıyla yaşlanmış, Ateşoğlu yeniden evlenmiş, Mahmut ise neredeyse tamamen unutulmuştur. Bu manzara karşısında hayal kırıklığına uğrayan Mahmut, tüm hayallerini Fatma’ya ve onunla buluşma ihtimaline bağlar.
 
Fakat Fatma ile buluşması da umduğu gibi gitmez. Aradan geçen yıllarda, Fatma’nın yüzü parçalanmış, gözlerinden bir tanesi isabet eden tüfek saçması nedeniyle akmıştır. Mahmut buna aldırış etmeden onu seveceğini ve onunla evleneceğini söylese de Fatma bunu kabul etmez ve bir daha dönmemek üzere Bodrum’dan ayrılır.
 
Hayalini kurduğu evliliği yapamasa da, Bodrum’da kaldığı süre içinde Mahmut’la evlenmek isteyen başka biri olduğu ortaya çıkar. Süleyman’ın eski arkadaşı Zeynel Kaptan, kızı Ayşe’yi Mahmut’la evlendirmek ister ve denizdeki hayattan fazlasıyla yorulmuş olan Mahmut, bu evliliği kabul eder.
 
Evliliğin ilk dönemi oldukça mutlu ve huzurlu geçer. Mahmut ve Ayşe birbirlerini sever ve  Zeynel Kaptan’ın sahip olduğu tarlalar nedeniyle hiçbir geçim sıkıntısı çekmez. Mahmut da boş durmaktan hoşlanmadığı için bu tarlada çalışmaya başlar ve etraftaki köylülerin saygısını kazanır.
 
Bu köylüler arasında Mahmut’un en yakın olduğu iki kişi, Hüseyin Dayı ve Gavur Ali olur. Tıpkı Mahmut ve Ayşe gibi kendi tarlaları olan bu iki çiftçi, Mahmut’a hep iyi davranır ve ona çiftçilik hakkında pek çok şey öğretir. Ayşe ile Mahmut arasındaki ilk sıkıntı da Hüseyin Dayı nedeniyle yaşanır. Mahmut ona öğrettikleri için teşekkür etmek amacıyla çeşitli zerzevat ve yemişler verince, Ayşe ona hiçbir şey vermemesi gerektiğini, onun babasına zaten çok borçlu olduğunu ve topraklarını almayı planladıklarını açıklar. Dürüstlüğe ve arkadaşlığa fazlasıyla önem veren Mahmut, kendisini bu planın bir parçası olarak göremez.

 9.
Köylüler, Ortakçılar  

Mahmut’un Ayşe ile yaşadığı problemler, Mahmut kendilerine ödeme yapması gereken ortakçılarını ziyaret etmeye gittiğinde daha da artar. Yaşadıkları sefaleti gördüğü zaman Mahmut onlardan hiçbir şey almamaya karar verir ve yanında getirdiği tüm yiyecekleri karşılıksız olarak onlara bırakır.
 
Ayşe bunu duyunca öfkeden kudurur ve ortakçıların Mahmut’u kandırdığını, neleri var, neleri yoksa alması gerektiğini söyler, hatta onları “kapılarının köpekleri” diye tanımlayarak aşağılar. Bundan sonra Mahmut bir daha asla ortakçılara gitmez.
 
Fakat kötü haberler gelmeye devam eder. Önce Ayşe hamile kalıp çocuğunu düşürür, daha sonra da korkunç bir kuraklık başlar. Toprakla uğraştığı ilk günlerde onu denize göre fazlasıyla cömert ve iyi huylu bulan Mahmut, kuraklık sırasında büyük bir çaresizliğe kapılır ve yeniden denizi özlemeye başlar. Köyde sürekli olarak yağmur duaları edilir, köyün müftüsü Abdülvahap Hoca kuraklığı bitirmek için herkesi vaazlarına çağırır.
 
Köydeki hayat bu şekilde devam ederken, Zeynel Kaptan’ın akrabalarından biri evleneceği için Ayşe ve Mahmut’un Bodrum’a gitmesi gerekir ve Mahmut bu durumdan fazlasıyla ciddi bir mutluluk duyar.

 10.
Yine Denizlerle Yüz Yüze Geldik  

Bodrum’a yolculukları sırasında Mahmut bir kez daha denizle yüz yüze gelir ve içindeki özlem daha da şiddetlenir. Bodrum’da denize açılan bir gemiyi görünce denize dönme isteği dayanılmaz bir hale gelir.
 
Düğünün ardından Aliş’i ve Erkek Fatma’yı arayan fakat onların Bodrum’da olmadığını gören Mahmut, Ayşe ile birlikte köye döner ve kuraklığın yarattığı tükenmişlik hissiyle eline bir çapa alıp toprağa ektiği her şeyi paramparça eder. Artık aklında denize geri dönmekten başka hiçbir şey kalmamıştır.

 11.
Yağmur Duası  

Aylarca edilen yağmur dualarının sonunda işe yaraması da Mahmut’u köyde tutmaya yetmez. Aylar süren kuraklığın ardından, bu sefer de bitmek bilmeden yağan bir yağmur başlar.
 
Bu sırada köyde Mahmut’un özlemi fark edilmiş, köydeki dedikodu meraklıları ona kalması yönünde tavsiyeler vermeye başlamıştır. Mahmut bunları dinler, fakat artık köydeki hayattan tamamen uzaklaşmış durumdadır.

 12.
Fırtına Kabarıyor  

İlerleyen günlerde, köyde durumlar düzelir, fakat Mahmut artık kararını vermek üzeredir. Kocasını kaybetmekten korkan Ayşe, onun deniz kenarında uzun yürüyüşlere çıkmasına, hatta ortakçılarla istediği gibi ilgilenmesine bile karışmaz. Tarlalarda da yağmurun durmasıyla hasat yeniden başlar. Karada her şey yoluna girmiş gibi gözükür, fakat Mahmut’u artık ne “bağlar, bahçeler, tövbeler, yeminler”, ne de “Ayşe’nin kolları, öpücükleri ve gözyaşları” karaya bağlayabilir.
 
Mahmut gördüğü ilk limanda bir kayığa gemici yazılır ve tekrar denizlere döner.