Ateşten Gömlek Halide Edib Adıvar

Peyami
Ayşe
İhsan
Cemal

Romanda Peyami, İhsan ve Ayşe eşit ölçüde rol oynar. Hikayenin inşasında önemli olan Cemal ise, daha sonra arka planda kalır. 


I. Dünya Savaşı'nın bittiği günlerde kendisini sıradan bir hariciye memuru olarak tanımlayan ana karakter, Sakarya Savaşı sırasında iki bacağını kaybetmiş, kafasından vurulmuştur.

Romanın başlarında Peyami, "memleket meselelerine" büyük ölçüde kayıtsız kalan bir karakter olarak gösterilir. Belli noktalarda, yaşanmakta olan güncel olaylarla ilgili yorumlarını paylaşır, örneğin savaş sırasındaki muharebeleri kazanan Osmanlı Devleti’nin savaşı neden kaybettiğini anlayamadığını söyler, ama “vatan” konusunda İhsan ve Cemal gibi karakterlerin tutkusunu paylaşmaz[1]
 
Onu bu konularla gerçek anlamda tanıştıran, İhsan ve Cemal ile ilişkisi olur. Peyami’nin her şeyi bir kenara bırakıp, kendisini tamamen “Milli Mücadele”ye adamasını sağlayan kişi ise, romandaki pek çok karakter üzerinde benzer bir etkiye sahip olan Ayşe’dir.
 
Bu noktadan, özellikle de Anadolu’ya geçişinden sonra, Peyami Kurtuluş Savaşı mücadelesi dışında “içsel” bir sorunla da yüzleşir. Bir taraftan kendisini vatan mücadelesine adamak, ülkesi için bir şeyler yapmak isterken, diğer taraftan kendisini sürekli İhsan ve Cemal ile kıyaslar ve onlar gibi asker olmamanın, vatanı için ölecek niteliğe sahip görülmemenin ıstırabını yaşar.[2]
 
Elbette, yaşadığı bu hislerin tamamen Peyami’nin içinde olduğu da söylenemez. Özellikle Ayşe ve İhsan ile Anadolu’da bulunduğu sırada, Peyami sürekli güvenliği düşünülen, tıpkı Ayşe gibi savaş alanlarından, tehlikeli bölgelerden uzaklaştırılmak istenen birisi olarak görülür. İlerleyen günlerde Mehmet Çavuş ve İhsan’dan askerlik konusunda eğitim almaya başlayan Peyami, roman boyunca arkadaşlarına kendini kanıtlamaya, gösterilen bu “özel muameleden” kurtulmaya çalışır.
 
Peyami’nin yaşadığı bu sıkıntının bir başka boyutu da, kendisini Ayşe’nin gözünde İhsan ve Cemal’e göre daha “önemsiz” bir konumda görmesidir. Roman boyunca neredeyse sadece İzmir’i yeniden ele geçirme düşüncesi ile yaşayan Ayşe için “ebediyyen Hariciye’nin silik bir katibi” olmak istemeyen Peyami, Ayşe dahil tüm arkadaşları şehit olduktan sonra bile bu konuyu kafasından atamaz.
 
Bunun iyi bir örneği, romanın 155. sayfasında yer alan bir alıntıdır. İki bacağı kesilmiş halde, kafasında bir kurşun ile hastanede yatan Peyami, Ayşe’nin “İzmir yolunda bacaklarını bıraktığını bilmemesi” yüzünden üzüntü yaşar. Üstelik, kitap boyunca, bacakları kesilmiş olsa bile bu haliyle de İzmir’i geri almak için savaşacağını söyler.
 
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, roman içinde Peyami’nin “silik bir Hariciye katibi” olmaktan bacaklarını kaybetmesine rağmen hala savaşmayı düşünen bir adama dönüşme süreci, herkesten çok Ayşe sayesinde gerçekleşir. Kitabın merkezi aşk hikayesi İhsan ile Ayşe arasında olsa da, romanın sonlarına doğru Peyami’nin de Ayşe’ye karşı büyük bir tutku beslediği, hatta bu konuda İhsan’a karşı belli bir ölçüde kin duyduğu bile açıklanır. [3]

Roman boyunca Peyami'yi rahatsız eden bu hislerin, kitap içinde karşımıza çıkan bazı örneklerini görmek için Alıntılar bölümüne göz atabilirsiniz.
[1] s. 22
[2] s. 29, 30, 54
[3] s. 214

Romanda Peyami, İhsan ve Ayşe eşit ölçüde rol oynar. Hikayenin inşasında önemli olan Cemal ise, daha sonra arka planda kalır. 
 
Romanın en önemli karakterlerinden biri olan Ayşe, hem bir karakter olarak, hem de diğer karakterler için ifade ettiği şeylerden dolayı bir “sembol” olarak incelenebilir.
 
Bir karakter olarak Ayşe, İzmir’in işgali sırasında kocasını ve oğlunu kaybeden bir kadın olarak çıkar. Peyami’nin gençlik yıllarında “ismi Ayşe olduğu ve vilayetten geldiği[1] için”[2]evlenmeyi reddettiği Ayşe, aslında oldukça bilgili ve kültürlü bir karakter olarak resmedilir. Özellikle Mr. Cook’un Şişli’deki eve geldiği gün düzgün ve hatasız Fransızcası ile herkesi etkileyen Ayşe, Peyami’yi hem şaşırtır, hem de kısa süre içinde Ayşe’yi “Avrupa taklidi kadınlardan daha şahsiyetli” bulmasını sağlar.[3]
 
Romanda Ayşe’nin ön plandaki karakter özelliği, İzmir’in işgali sırasında yaşadıklarıdır. Kocasını ve oğlunu kaybettikten sonra hayatını tamamen bu mücadeleye adayan Ayşe, işin fikir kısmını bilmese de, “dövüşen, ölen ve öldüren” halkın yanında yer alır.[4] Roman boyunca yaşadığı tüm ilişkilerde de İzmir’i geri alma hayali ön plana çıkar. Hiçbir erkekle yakın ilişki kurmayan, kendisini İzmir’i geri almaya adayan, İhsan’ın nişanlanma teklifini bile yalnızca İzmir geri alındıktan sonra evlenmek koşuluyla kabul eden Ayşe, bir karakter olarak yalnızca İzmir'i kurtarma fikri etrafında var olur.[5]
 

Ayşe, bir karakter olarak taşıdığı bu özellikleri, aynı zamanda bir sembol olarak da yansıtır. Ancak Ayşe’nin bir sembol olması, yalnızca edebi anlamı ile değil, yaratılan kurmaca dünya içinde de karşımıza çıkar. Romanda Milli Mücadele’yi destekleyen tüm karakterler, Ayşe’yi neredeyse “kutsal bir varlık” olarak görür. Peyami de onu bu şekilde tanımlar: “İzmir mücadelesinin mukaddes bir alameti”[6] olarak görülen Ayşe, etrafındaki kişilerde “ibadete benzer” bir saygınlık uyandırır.
 
Romanın önemli motiflerinden bir tanesi, Ayşe’nin Yunan işgali sırasında kırılan elinin öpülmesidir. Bu hareket, roman boyunca farklı kişiler tarafından, sık sık tekrarlanır.[7]
 

Ah, sevgili ve ateşli İzmir! Seni Ayşede mi görüp ateşe gidiyoruz, yoksa Ayşe senin kızın olduğu için mi bizi yeşil İzmire kanlarımızı akıtarak sürüklüyor?
 
Yukarıdaki cümlelerden bir ölçüde anlaşılabilecek bu durum, roman boyunca Ayşe’nin diğer karakterler üzerindeki etkisini net bir şekilde ortaya koyar. Öyle ki, romanın ortalarında savaş için önemli bir cephaneyi ele geçirmek için düzenlenen operasyonu yöneten İhsan, bu cephaneyi sağ – salim ele geçirmezlerse Ayşe’ye nasıl laf anlatacaklarını düşünür.[8]
 
Bu cümlenin söylendiği sıralarda olayların yaşandığı yerden çok uzakta, Eskişehir’de olan Ayşe’nin, romandaki karakterler üzerindeki etkisi bu örnekle biraz daha iyi anlaşılabilir.
 
[1] Buradaki anlamıyla, İstanbullu, büyük şehirli olmadığı, bu nedenle muhtemelen Peyami gibi “Batılılaşmış” bir karakter olmayacağı düşüncesi nedeniyle
[2] s. 59
[3] s. 59
[4] s. 62
[5] s. 175, s. 214
[6] s. 80
[7] s. 45, 58, 81
[8] s. 105

Romanda Peyami, İhsan ve Ayşe eşit ölçüde rol oynar. Hikayenin inşasında önemli olan Cemal ise, daha sonra arka planda kalır. 
 
Romanda Ayşe’ye ve Kurtuluş Savaşı’na karşı duyduğu büyük bağlılık nedeniyle dikkat çeken İhsan, kitabın en önemli karakterlerinden bir tanesidir. İhsan’ın karakteri, yalnızca bir edebi figür olmanın ötesine geçer ve dönemin hakim ideolojileri hakkında yorum yapmayı da mümkün kılar.
 
Arkadaşı Cemal’in aksine İstanbullu olan İhsan, romanda her şeyden önce “asker ruhu” ile ön plana çıkar. Askerliğe verdiği önemi roman boyunca tekrar tekrar dile getiren[1] karakter, Peyami’ye “yüksek, kayadan bir uzviyet” gibi görünür.[2]
 

İhsan’ı Kurtuluş Savaşı ideolojisi açısından önemli yapan şey de roman boyunca öne çıkan bu kimliktir. Halide Edib, İhsan’ın askerliğe olan bağlılığını yalnızca bir karakterizasyon ögesi olarak kullanmaz, aynı zamanda İhsan üzerinden Türkiye’nin militarist bir şekilde modernleştirilmesi fikrini de dile getirir.
 
İhsan, Kurtuluş Savaşı romanlarında sık gördüğümüz bir durumu yansıtarak, 121. sayfada asıl meselenin İzmir’i almak olmadığını ifade eder. İzmir’i aldıktan sonra, “memleketin temizlenmesi”, “karanlık şeylerin, halkı sefil ve esir eden şeylerin” yıkılması için yeni bir savaş açacaktır. İhsan’ın şu cümleleri, dönemin bu yaklaşımını da gözler önüne serer:
 
Göreceksin Peyami, bu halkı kendi memleketine sahip edecek yine bizim yarattığımız ordu olacak. () Biz Yunanı çıkardıktan sonra biz, evet ordu, Anadoluyu baştan başa mamur ve mesut edeceğiz. Artık İstanbula hiç dönmeyeceğiz.[3]
 
1922 yılında, yani Cumhuriyet’in ilan edilmesinden, Ankara’nın başkent olarak seçilmesinden ve Cumhuriyet yıllarının ilk devrimlerinin yapılmasından önce yayımlanan romanda bu cümlelerin yer alması, Kurtuluş Savaşı sırasında bu fikirlerin nasıl şekillendiğini görmeyi de mümkün kılabilir.
 
Bu karakter özelliğine rağmen, İhsan’ı bir karakter olarak “Ayşe’den önce” ve “Ayşe’den Sonra” şeklinde ikiye ayırarak incelemek de mantıklı olabilir. Ayşe ile ilgili sekmede görebileceğiniz gibi, bu karakterin etrafındaki kişiler üzerinde sahip olduğu etkiden en çok etkilenen kişi, ona aşık olan İhsan olur.[4]
 
İhsan’ın Ayşe’ye olan aşkı öyle bir boyuta ulaşır ki, iki karakter arasındaki ilişki bittikten sonra Peyami arkadaşının “artık insan olmadığını” ifade eder. Gerçekten de, İhsan Ayşe ile ilişkisinin sonunda şehit olmasına kadar geçen sürede, neredeyse mekanik hareketlerle, kayıtsız ve hissiz bir şekilde davranır.
 
Bu noktada sorulabilecek bir soru, İhsan’ın Ayşe’ye karşı hissettiği aşkın doğası ile ilgilidir. İhsan, Ayşe’yi gerçekten, bir insan olarak mı sever, yoksa Ayşe pek çok insan için olduğu gibi İhsan için de Milli duyguların bir sembolü müdür? Bu noktada, İhsan kadar asker ruhlu bir karakter için ikinci senaryo daha mantıklı gibi gözükür. Ancak romanın 169. sayfasında yer alan bir alıntı, durumu farklı bir şekilde değerlendirmeyi gerekli kılar:
 
Ben, demir gibi şeref ve haysiyete bağlı asker, utanmadan itiraf ederim ki, o bir gün bana muharebeden kaç! diyeydi, beş dakika sonra beynimi kendi elimle parçalamak şartıyla o söyledi diye hattıharbı (savaş alanını) terk ederdim.[5]
 

İhsan’ın kendi cümleleriyle, roman boyunca kendisini belirleyen en büyük özelliği Ayşe için terk edeceğini açıklaması, onun Ayşe’ye karşı duyduğu sevgiyi çok daha insani bir duygu olarak okumayı mantıklı kılabilir.
 
[1] s. 61, s. 121, s. 100
[2] s. 27
[3] s. 121
[4] s. 61, s. 105
[5] s. 169

Romanda Peyami, İhsan ve Ayşe eşit ölçüde rol oynar. Hikayenin inşasında önemli olan Cemal ise, daha sonra arka planda kalır. 

Romanın önemli karakterlerinden bir tanesi olarak gösterebileceğimiz Cemal, kitabın özellikle ilk sayfalarında merkezi bir konumda yer alır. Ancak Halide Edib, ona yüklediği bazı edebi “görevleri” yerine getirttikten sonra, Cemal’i hikayenin büyük ölçüde dışına çıkarır.
 
I. Dünya Savaşı’nda zabitlik yapan Cemal, kitabın açılış sayfalarında İstanbul’a gelir ve akrabası Peyami ile yakın bir arkadaşlık kurar. Peyami’yi ülkesi ile ilgili daha çok düşünmeye sevk eden Cemal, aynı zamanda romandaki bütün önemli karakterlerin de bir araya gelmesini sağlar. Cemal gibi bir asker olan İhsan, romana Cemal’in bir arkadaşı olarak dahil edilir. Ayşe ise Cemal’in kardeşidir.
 
Romanın ilk sayfalarında yazar, Cemal’i hikayenin önemli bir parçası olarak kullanır, hatta onunla ilgili çeşitli bilgiler de verir. Örneğin, Peyami ile dışarı çıkmaya başladığı günlerde, onun cumhuriyetçi olduğu, Osmanlı bir cumhuriyet olsa I. Dünya Savaşı sonunda yaşananların hiçbirinin yaşanmayacağını düşündüğü okuyucuya aktarılır.[1] Ancak ilk sayfalarda siyasi fikirlerine bile yer verilen karakter, romanın ilerleyen bölümlerinde bu kadar detaylı şekilde kullanılmaz.
 
Romandaki karakterler içinde Anadolu’ya ilk giden kişi olan Cemal, bu bölümlerden sonra fazla gözükmez, kitabın “asıl” ana karakterleri olan İhsan, Peyami ve Ayşe bir araya geldikten sonra “rolü” tamamlandığı için giderek arka planda kalır.
 
[1] s. 23