Ateşten Gömlek Halide Edib Adıvar


Halide Edib Adıvar, Türk Edebiyatı'nda Kurtuluş Savaşı ile en çok özdeşleşen yazarlardan bir tanesidir. 

Türk Edebiyatı’nda Kurtuluş Savaşı’na belli oranda değinen pek çok roman bulunur. Ancak doğrudan bu savaşa odaklanan eserler sık sık "Kurtuluş Savaşı romanı" gibi bir tür adıyla da ifade edilir. 
 
Genellikle Kurtuluş Savaşı’na kişisel olarak tanıklık eden Halide Edip ve Yakup Kadri gibi yazarlarla özdeşleştirilen bu romanlar, günümüzde Türk Edebiyatı’nın klasikleri haline gelmiştir. Halide Edip’in Ateşten Gömlek romanı da yaygın olarak bu tür” içindeki konumu ile düşünülür.
 
Ateşten Gömlek’i bu açıdan önemli yapan, Türk Edebiyatı içinde Kurtuluş Savaşı’nı anlatan ilk roman olmasıdır. Milli Mücadele yıllarında İstanbul’dan ayrılıp Ankara’ya geçen ve Kurtuluş Savaşı’na hem burada, hem de doğrudan cephede hizmet eden Halide Edip, yaşadığı deneyimlere pek çok eserinde yer vermiştir. Türk’ün Ateşle İmtihanı gibi kurmaca olmayan eserler kadar, Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye gibi eserlerde de Anadolu’daki hayat, Kurtuluş Savaşı sırasındaki koşullar ve bu mücadelenin kazanılması için yapılan fedakarlıklar detaylı olarak okuyucuya ulaştırılır.  
 
1922 yılında İkdam gazetesinde tefrika edilen Ateşten Gömlek, “Kurtuluş Savaşı Romanı” türünün de “kurucu metni” olarak kabul edilir. Bu türe dahil edilen Vurun Kahpeye, Yaban ve Ankara gibi eserler, pek çok açıdan Ateşten Gömlek’i takip eden eserler olarak tanımlanabilir. Ateşten Gömlek'i okurken, bu romanın edebi değeri kadar "tarihi" bir değeri olduğunu, bunun Türk Edebiyatı'nda Kurtuluş Savaşı'na odaklanan ilk eser olduğunu hatırlamak faydalı olacaktır. 
 
1922’nin Haziran  - Ağustos ayları arasında okuyucuya sunulan romanın tefrikası, Kurtuluş Savaşı’nın son aşaması olan Büyük Taarruz ile aynı döneme denk gelir. Romanın merkezinde de Yunan ilerleyişinin durdurularak savaştaki durumun tersine çevrildiği Sakarya Meydan Muharebesi (Ağustos – Eylül 1921) büyük rol oynar. Aşağıdaki kronolojiden, romanın yayımlandığı sürecin Kurtuluş Savaşı’nın hangi aşamasına denk geldiğini daha iyi görebilir, romanda konu alınan dönem için Analiz sekmesine göz atabilirsiniz.
 

Yıl
 
Olay Etki – Atmosfer
1918 - 19 I. Dünya Savaşı’nın Sonu ve Sevr Antlaşması Osmanlı Devleti net bir şekilde yenilmiştir. Sevr Antlaşması’nda ortaya konan maddeler ağırdır, ancak bunlara uymak kaçınılmaz gibi gözükmektedir.
 
Ülkenin farklı yerlerinde, işgal güçlerine karşı düzensiz bir direniş başlar.
Mayıs 1919 İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi, yenilgiyi ve Sevr Antlaşması’nın zor koşullarını kabul eden vatandaşlar tarafından bile “aşırı” bir olay olarak görülür.
 
Osmanlı’nın en büyük ikinci şehrinin, savaşa gerçek anlamda katılmayan Yunanistan’a verilmesi, büyük bir haksızlık olarak değerlendirilir, ülke içindeki direnişi ayrı bir seviyeye ulaştırır.
Mayıs 1919 Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişi Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişi, sık sık işgale karşı direnişin başlangıcı gibi değerlendirilse de, bu tam olarak doğru değildir.
 
Mustafa Kemal, Anadolu’ya Osmanlı Devleti tarafından ordu müfettişi olarak gönderilmiştir. Görevi, Sevr Antlaşması’ndan sonra Osmanlı topraklarını işgal etmesi kararlaştırılan ülkelere “direnen” düzensiz çeteleri, ayaklanan kişileri etkisiz hale getirmektir.
 
Ancak o, bu düzensiz hareketleri bastırmak yerine, bunları düzenli bir direniş hareketi haline getirerek Kurtuluş Savaşı’nın gerçek anlamda başlamasını mümkün kılar.
Ocak – Mart 1921 I. ve II. İnönü Savaşları Eskişehir yakınlarında Yunan ilerleyişini durduran I. ve II. İnönü Savaşları, 1919 – 20 yılları boyunca Anadolu’da örgütlenen düzenli direniş hareketi açısından önemli zaferler olur.
 
Bunlar, askeri anlamda her şeyi bitiren, büyük çaplı savaşlar olmasa da, Anadolu’daki hareketin basit, düzensiz, başarısız olmaya mahkum bir direniş olduğu yönündeki yargıyı ortadan kaldırırlar.
 
İnönü’deki zaferlerden sonra, Ankara merkezli direniş ciddiye alınan bir hareket haline gelir.
Temmuz 1921 Yunan İlerleyişi Yunanlıların Anadolu’daki direniş hareketine somut bir cevap verme amacıyla başlattığı hücum, Türk Ordusu’nu Ankara’nın hemen batısına kadar geri çekilmeye zorlar.
 
Yunan Ordusu, Eskişehir, Kütahya ve Afyon gibi önemli şehirleri ele geçirir.
 
Bu kayıpların yaşandığı süre., Kurtuluş Savaşı’nın en “karamsar” günleri olarak değerlendirilebilir. Askerler hariç pek çok kişinin Ankara’yı bile terk ettiği, kısa süre içinde Ankara’nın düşmesinin beklendiği, Yunan zaferinin yaklaşmakta olduğunun hissedildiği bu dönem, Mustafa Kemal’in ordunun kumandasını şahsen eline alması ile Sakarya Meydan Muharebesi’nde tersine çevrilir.
 
Pek çok insanın Anadolu’daki hareketin yenilgiye uğrayacağını düşündüğü bu dönemin karamsarlığı, Kurtuluş Savaşı’nı konu alan edebi eserlerde de sık sık karşımıza çıkar.
Ağustos – Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesi Ankara’nın batısındaki Sakarya Nehri etrafında yaşanan bu savaşta, Yunan ilerleyişi durdurulur.
 
Bu zafer, hem psikolojik, hem de askeri olarak savaşın dönüm noktası olur. Sayı ve teçhizat açısından üstün olan Yunan ordusunun Ankara’ya ulaşamaması, onların uzun vadede de bu savaşı kazanamayacağının bir kanıtı olarak görülür.
 
Bu savaştan sonra Türk ordusu, “savunma yapan” taraf olmaktan çıkar ve taarruza geçmek için hazırlıklar yapmaya başlar.
Haziran - Ağustos 1922 Ateşten Gömlek, 1922 yılının Haziran ve Ağustos ayları arasında, Büyük Taarruz'dan kısa süre önce tefrika edilir. Romanın konu aldığı dönem için Analiz sekmesine göz atabilirsiniz. 
Ağustos 1922 Büyük Taarruz Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra bir sene kadar süren taarruz hazırlıkları tamamlanır ve Yunan ordusu hızlı bir şekilde yenilerek İzmir’e kadar ulaşılan süreç başlar.
 
Bu noktada, artık savaşın kazanılacağı, savaştan sonra merkezin “İstanbul” ve Osmanlı Hanedanı değil, Ankara ve Millet Meclisi olacağı kesinleşmiş durumdadır.

 
Kurtuluş Savaşı devam ederken bu konuyla ilgili bir roman yazması, elbette yazar Halide Edib’in bu süreçte yaşadığı kişisel tecrübelerle de yakından alakalıdır. Romanda detaylı bir şekilde gördüğümüz pek çok süreç, Halide Edib’in kişisel olarak yaşadığı şeylerdir.
 
Bunların bazıları, romanda karşımıza ilginç şekillerde çıkar. Kurtuluş Savaşı öncesinde Halide Edib’in siyaset anlamında en çok tanınmasına sebep olan olay, İzmir’in Yunanistan tarafından işgal edilmesinden sonra düzenlenen Sultanahmet Mitingi’nde yaptığı konuşma olur. Romanda da alıntılanan “Hükümetler düşmanımız, milletler dostumuz” cümlesini içeren bu konuşma, Halide Edib’i bu mitingin en önemli konuşmacılarından biri haline getirir. Ateşten Gömlek’in ana karakterleri de Sultanahmet Mitingine katılır, konuşulanları net olarak anlayamasalar da, “bazan bir erkeğin gür kelimelerini, bazan da bir kadının tiz sesini” duyarlar.[1]
 


Halide Edip Sultanahmet Mitingi'ndeki konuşması sırasında
 
Sultanahmet Mitingi dışında, İstanbul’un işgal günleri, Anadolu’ya geçme süreci, bu sürecin zorlukları, Anadolu’daki koşullar ve özellikle savaşta yaralananların getirildikleri hastanelerde yaşananlar, doğrudan Halide Edib’in kendi gözlemlerinden hareketle kaleme aldığı diğer unsurlar olarak gösterilebilir.
 
Halide Edib ve Yakup Kadri gibi yazarlarla özdeşleşen “Kurtuluş Savaşı Romanları” hakkında daha fazlası için aşağıdaki yazıya göz atabilirsiniz: