Dert Dinleme Uzmanı Adalet Ağaoğlu


Dert Dinleme Uzmanı’nda karşımıza çıkan karakterler arasında en çok incelenen, romana “adını” da veren “Dert Dinleme Uzmanı” olur. Ailesinden kalan parayla yaşamasına rağmen günlerini editörlük yaparak geçiren[1] Dert Dinleme Uzmanı, aynı zamanda roman içinde okuduğumuz metnin büyük bölümünün de yazarıdır.
 
Roman boyunca hiçbir karakterin ismi verilmediği için yalnızca lakabıyla anılan “Dert Dinleme Uzmanı”, erafındaki insanların dertlerini dinlediği, onlarla uzun uzun konuştuğu ve dertleştiği için bu lakabı alır. Eşinin annesine göre etrafa “nefis bir şefkat kokusu yayan”[2], bu özelliği sayesinde de etrafındaki kişilerin dertlerini anlatmasını kolaylaştıran bir kişi olarak görülür.
 
Romana adını veren bu karakter, okuduğumuz metnin “yazarı” olarak aynı zamanda eserin “bakış açısını” da oluşturur. Romanda anlatılan her şey onun gözünden, onun perspektifine göre anlatılsa da, Dert Dinleme Uzmanı kitap boyunca yaşadıklarıyla ilgili nesnel bir yaklaşıma sahip gibi gözükür. Belli noktalarda hoşuna gitmeyen konuları eleştirse de, kendisini “haksız” gördüğü konuları dile getirmekten de çekinmez.
 
Örneğin, roman boyunca tekrarlanan toplumsal eleştirilerden bir tanesi, günümüz yazarlarının Türkçeyi yanlış kullanması ile ilgilidir. Ancak Dert Dinleme Uzmanı bu eleştiriyi dile getirirken, kendisine Türkçe yanlışlarıyla dolu bir kitap getiren genç kızın romanını onu fiziksel olarak çekici bulduğu için yayımlamaya karar verir, daha sonra da bu genç kızla yakınlaşarak onunla evlenir.[3]  


Dert Dinleme Uzmanı'nın roman boyunca "dinlediği dertlere" bazı örnekler 
 
Dert Dinleme Uzmanı’nın yazdığı defteri okuyucuya ulaştıran “Takdimci”, romanın henüz on üçüncü sayfasında bu karakterle ilgili kritik bir bilgi verir: Dert Dinleme Uzmanı, romanın başındaki kısa karşılaşmanın ardından intihar etmiştir.[4] Bu bilgi, roman boyunca ana karakterle ilgili okuduğumuz tüm bilgileri de farklı bir ışıkta incelemeyi gerektirir.
 
Roman boyunca paylaşılan bilgilere bakıldığında, Dert Dinleme Uzmanı’nın intiharının tek bir sebeple karar verilmiş, ani bir mutsuzlukla yapılmış bir eylem olmadığı anlaşılabilir. Üstelik, maddi durumunun yerinde olması, belli bir sosyal çevreye ait olması ve insanlarla iyi ilişkiler kurabilmesi, intiharının bu tarz konularla ilişkilendirilmesini de zorlaştırır.
 
Bu anlamda, henüz ellili yaşlarında olan Dert Dinleme Uzmanı’nın intiharı, Adalet Ağaoğlu’nun Dar Zamanlar serisinde ele aldığı intihar temasına; aydınların düşünerek, bilinçli bir şekilde intihar etmesi fikrine bağlanabilir.
 
Özellikle romanın, yani Dert Dinleme Uzmanı’nın kullandığı defterin son sayfalarında, “kendinden nefret etme” fikri önemli bir tema olarak karşımıza çıkar:
 
Nefret. Nefret Kendimden, kendi aymazlıklarımdan nefret! Kendimin kendimden öç alma krizi[5]
 
Dert Dinleme Uzmanı’nın kendinden nefret ettiğini açıkça ifade etmesi kitabın sonlarına doğru gerçekleşse de, bunun belirli ipuçları romanın ilk anlarında da belli olur. Defterin yazarı, bir mirasyedi olduğunu pek çok noktada dile getirip, ailesinden kalan parayla yaşamanın suçluluğunu hissettiğini, bunun toplum önünde yarattığı imajdan nasıl rahatsız olduğunu farklı anlarda açıklar.[6]
 
Bu durumun bir başka uzantısı, Dert Dinleme Uzmanı’nın kendisinden maddi anlamda daha şanssız olan kişilere karşı yaklaşımıdır. Çocukluk yıllarında, annesinin evde çalışan kişilere bağırmasından büyük bir utanç duyan editör, annesinin bu tavrı nedeniyle yaşadığı utançtan bahseder. Roman boyunca, kendisini dolandıran marangozdan, babası hasta olan taksi şoförüne kadar, diğer karakterlere yaklaşımında da bunun etkileri görülebilir.[7]
 
Bir taraftan “mirasyedi” olmanın yarattığı suçluluk duygusu, bir taraftan kendisine hizmet edilmesinin onda yarattığı rahatsızlık, günlük hayatında uğraştığı daha “entelektüel” fikirlerle de ters düşer. 232. sayfada yer alan bu alıntı, Dert Dinleme Uzmanı’nın günlük hayatında yaşadığı sıkıntıların bir özeti olarak değerlendirilebilir:
 
Haftanın hemen her sabahı gelip de donlarının kirliliğini ovalaya ovalaya yıkayan, tuvaletini, banyonu temizleyen, çarşıdan pazardan ısmarladığın tarzda alışverişini yaşayıp gelen, birikmiş bulaşıklarını yıkayıp ütüleri falan da yaptıktan sonra yarım günlük ücretini alarak seni birey özgürlüğünle, akademik dünyanla, ders ve konferanslarınla başbaşa bırakıp giden yardımcının birey özgürlüğünden ne haber, söyle bakalım zamane dervişi moruk?[8]
 
Yukarıda da ifade edildiği gibi, Dert Dinleme Uzmanı’nın bu şekilde intihar etmesi, romanın Dar Zamanlar serisine en net bağlantılarından biri olarak da gösterilebilir. İlk kitap Ölmeye Yatmak’ta Aysel Dereli’nin intihar çabasını, üçüncü kitap Hayır…’da ise modern çağlarda intihar etmiş pek çok entelektüeli “Aydın İntiharları ve Geleceğin Başkaldırısı” isimli bir akademik makale üzerinden inceleme fikrini ele alan Ağaoğlu, bu romanda da merkeze intihar eden bir karakter yerleştirir.
 
[1] s. 7
[2] s.72
[3] s. 26, s. 54
[4] s. 13
[5] s. 231
[6] s. 41, s.113, s. 233
[7] s. 99
[8] s. 232