Fikrimin İnce Gülü Adalet Ağaoğlu

Zaman ve Mekan
Tema ve Toplumsal Eleştiriler
Kurgu, Dil ve Anlatı Üslubu

 
“Kurgu, Dil ve Anlatı Üslubu” sekmesinde daha detaylı okuyabileceğiniz gibi, Fikrimin İnce Gülü’nde birden fazla zaman ve mekan aynı anda kullanılır. Romanın ana hikayesi, Bayram’ın sınırdan geçip Ballıhisar’a ulaştığı birkaç saatlik süreç içinde başlar ve sona erer. Ancak Adalet Ağaoğlu, kullandığı anlatı üslubu sayesinde hikayeyi sık sık farklı zaman ve mekanlara götürür.
 
Bayram’ın yolculuğu sırasında gördüklerinin kendisinde çağrıştırdığı anılar ile oluşturulan bu anlatı türü, Fikrimin İnce Gülü’nün de edebi açıdan kayda değer boyutlarından bir tanesidir.
 
İlk olarak 1976 yılında yayımlanan Fikrimin İnce Gülü’nün “temel” zamanı, yine yetmişli yıllardır. Türkiye’de arabaların, yolların, elektronik eşyaların giderek arttığı, Almanya’ya aileleri ile birlikte giden işçilerin alışılmış bir hale geldiği dönemde geçen eser, dönemin toplumsal hayatı ile ilgili pek çok konuya değinir.
 
Bu durum, romanın içinde geçtiği zamanı anlamayı da son derece önemli hale getirir. Zira 74 Model Mercedes’ine büyük bir sevgiyle bağlı olan Bayram’ı içinde bulunduğu mutsuz ve sevgisiz hayata mahkum eden, aslında içinde yetişmiş olduğu düzendir.
 
Yukarıdaki haritadan, hem romanda adı geçen önemli mekanlarla ilgili açıklamaları, hem de belli başlı noktaları üzerinden Bayram’ın arabasıyla seyahat ettiği yolu inceleyebilirsiniz.
 
Bayram’ın büyüdüğü köy Ballıhisar’a doğru yolculuğunu anlatan Fikrimin İnce Gülü’nün konusu, romanın toplumsal konulardan uzak kalacağı yönünde bir izlenim yaratabilir: Arabasını çok seven bir adamın, birkaç saatliğine araba kullanması ve başına gelen olaylar, toplumsal konulara ne kadar bağlanabilir ki?

Ancak Adalet Ağaoğlu, romanında yalnızca bu yolculuğu anlatmakla kalmaz. Sık sık Bayram’ın çocukluğuna, askerliğine, gençliğine ve Almanya’daki hayatına dönen yazar, okuyucuya sunduğu farklı sahnelerle, oldukça derin bir karakter portresi çizer. Bu portrenin arkasında da, toplumun kötülükleri, yüzeysel değerleri ve zorlukları bulunur.
 
Romandaki pek çok tema, yalnızca Bayram üzerinden anlatıldığı için Önemli Karakterler bölümümüze de göz atmanızı tavsiye ederiz.
 
Romanda değinilen farklı temalar hakkında daha kapsamlı bilgi almak için, aşağıdaki başlıkları kullanabilirsiniz.
 
Roman geçmişten sahneler sunup, Bayram’ın çocukluğunda yaşadıklarını gösterdiğinde, ana karakterin Mercedes’ine karşı hissettiği hastalık derecesindeki bağlılığın aslında çok basit bir sebebi olduğu anlaşılır. Hayatı boyunca kimseden saygı görmemiş olan Bayram, etrafındaki insanların arabası olanlara gösterdikleri hürmeti gördükten sonra, saygının ancak bu şekilde elde edilebileceğine inanmıştır.[1]
 
Mercedes’i ile ilişkisi, Bayram’ın bu değerleri ne kadar benimsediğini gösterirken, aynı zamanda tüketim toplumun yarattığı bu değer yargılarının farklı boyutlarını da gözler önüne serer. Bu konuda daha detaylı bilgiler için, Önemli Karakterler bölümü altında “Bayram ve Mercedes’i” bölümüne göz atabilirsiniz.
 
[1] s. 136
Özellikle birinci bölümün büyük kısmı, Bayram’ın gümrük kapısından Türkiye’ye girme çabasına ayrılır. Adalet Ağaoğlu, burada devlet kurumlarının işleyişindeki aksaklıklara kayda değer yer ayırır.
 
Bunlardan bir tanesi, devlet memurlarının Bayram gibi kişilere karşı takındığı tavırdır. Bayram ile ilgilenen Nuran Hanım, onun konuşmasıyla, kurduğu cümlelerle, söyledikleriyle açık bir şekilde alay eder. Üstelik, sırf onun “ayakları yere bassın, nerede olduğunu anlasın” diye ufak bir eksiklik nedeniyle ülkeye girişini engelleyecekmiş gibi yapıp onu korkutmaktan keyif bile alır.[1]
 
Nuran Hanım’ın bu tavrından da daha açık bir şekilde getirilen bir eleştiri, Bayram’ın Almanya’dan tanıdığı Veli ve karısı üzerinden getirilen bir “ticaret” eleştirisidir. Tek derdi Ballıhisar’a Mercedes’iyle girebilmek olan Bayram, Almanya’dan yanına başka hiçbir değerli eşya getirmez. Fakat gurbetçiler arasında yaygın olan bir durum, o dönemde Türkiye’de bulunamayan eşyaları getirip, bunları Türkiye’de yüksek fiyatlar karşılığında satmaktır. Birden fazla televizyon, bir hesap makinesi, kaliteli bir saat ve onlarca ilaçla gelen Veli ve ailesi, gümrük bölümünde sıkıntı yaşar. Ancak gümrük müdürüne verilen rüşvetler sayesinde, buradan geçmeyi başarırlar.[2] Üstelik, bunun gümrük memurunun aldığı tek rüşvet olmadığı, bunun oldukça yaygın bir davranış olduğu da açıkça ifade edilir.[3]
 
[1] s. 31
[2] s. 26
[3] s. 26
 
Altı uzun bölümden oluşan iki yüz altmış yedi sayfalık bir roman olan Fikrimin İnce Gülü, kurgu açısından klasik roman yapısından ayrılır. Romanın merkezinde anlatılan temel konu, Bayram’ın arabasıyla Kapıkule Sınır Kapısı’ndan Ballıhisar’a gidişidir. Ancak yazar, romandaki konuyu bununla sınırlı tutmaz. Romanın anlatısının, Bayram’ın yolculuğundan ayrıldığı iki temel kullanım bulunur.
 
Üçüncü şahıs anlatıcı ile aktarılan romanın odak noktası, çoğu zaman Bayram’dır. Bayram’ın yoluna devam ederken gördüğü şeyler, kendisine geçmişinden veya şu anki hayatından belli anları çağrıştırır ve yazar karakterini bu anılar üzerinden derinleştirdiği gibi, anlatısını da farklı “dönemlere” yayma fırsatı bulur. Örneğin, yedinci sayfada, gümrük kapısında beklerken, memur kendisine “Cakayı bırak da yürü!” dediğinde, Bayram askerliğini yaptığı sırada bir subay tarafından cezalandırıldığı günlere gider.
 
Bu durum, yalnızca hayatındaki kayda değer olaylarla da sınırlı kalmaz. Yoldaki arabalarda ve minibüslerde dönemin popüler politikacılarından Bülent Ecevit’in resmini gören Bayram, bu konuyla ilgili düşündükten sonra, kendi kafası içinde Ecevit ile bir konuşma yaşar, ona kendi sıkıntılarından, kendi gördüğü sorunlardan bahseder.[1]
 
Bayram’ın gördükleri tarafından şekillenen, sürekli olarak farklı konulara atlayan düşüncelerinin bu şekilde aktarılması, romanın belli noktalarda “bilinç akışı” kullandığını söylemeyi de mümkün kılar.
 
Ancak Fikrimin İnce Gülü’nü, “bilinç akışı” kullanan romanlardan ayıran önemli bir nokta vardır. Yolculuk anlatısını bölen ikinci unsur, Bayram’ı gören karakterlerin onunla ilgili düşündükleri, onun hakkında yaptığı yorumlar olur. Örneğin vapurda Bayram ile tanışan Ayfer, bu çarpışmadan sonra onunla Bursa’ya kadar gitmeyi kabul eder. Kötü başlayan bu “tanışmanın”, nasıl bu noktaya geldiğini yazar, Ayfer’in hayatından bazı detaylar verip, onun Bayram’ı nasıl gördüğünü göstererek açıklar.[2] Bir başka örnek, Bayram Ballıhisar’a gitmek konusunda kararsızlık yaşarken, onun yüzünden neredeyse bir kaza yapan otobüs şoförünün bakış açısının kullanılması olabilir.[3]
 
Adalet Ağaoğlu’nun bu kullanım sayesinde romanda iki şeyi aynı anda başardığı söylenebilir: Bayram’a yoğunlaşan, onun geçmişinden ve hayatından sahneler sunan anlatı tercihi, Bayram’ı derin, karmaşık, gerçekçi bir karakter olarak kullanmasına olanak sağlar. Ancak anlatıyı, kısa bölümler için olsa da, başka karakterlerin bakış açısına odaklamak, aynı zamanda Bayram’ın dışarıdan nasıl gözüktüğünü, insanların onu nasıl algıladığını da değerlendirmesini sağlar.
 
Romanda kullanılan dilin, büyük ölçüde sade, akıcı bir dil olduğu söylenebilir. Ancak Ağaoğlu, belli noktalarda, daha karmaşık ve uzun cümlelere de yer verir. Romandaki dil kullanımıyla ilgili söylenebilecek önemli bir nokta, belli kelimelerin “söylenişlerine” göre yazılmış olması (örneğin, “göreyim” yerine “görüym”)[4], belli kelimelerin de Bayram’ın onları söyleyişine göre “yanlış” (örneğin, “şimdi” yerine “şinci”) olarak kullanılmasıdır.
 
[1] s. 90 - 94
[2] s. 150
[3] s. 178 - 180
[4] s. 11