Fikrimin İnce Gülü Adalet Ağaoğlu

Alıntı #1, Sayfa 31: 
Şu Mercedes’imle doğduğum yerlere bir varayım. Amcamın gözü kapanmadan bir yetişeyim. Bir geçeyim kahvenin önünden… Benimle eğlenmelerini, bana incegül, mincegül diye adlar takmalarını bir sildireyim, bir geri aldırayım… Kezban’ın balıkçısını filan boşa çıkarayım…


Açıklama
Romanın başında Bayram’ın düşündüğü bu cümleler, ana karakterin amacını, Almanya’ya gidip bütün parasını bir arabaya yatırma sebebini ve Mercedes’ine bu kadar özen göstermesini bir arada açıklar. Çocukluğu boyunca dışlanan, alay edilen Bayram, şimdi kendisini göstermek için can atmakta, aldığı Mercedes’in de bunu rahatlıkla sağlayacağına inanmaktadır.
 
Alıntı #2, Sayfa 56: 
Uyy, uy… Aman Balkız, nerde bizim yıldız? Ne yaptık onu? Kime kaptırdık? Bizim şerefimiz o. Biz onsuz edemeyiz.


Açıklama
Bayram’ın Balkız’a (arabasına) panikle bu cümleleri kurmasını sağlayan şey, “Mercedes Yıldızı”nı, yani arabanın önündeki amblemi kaybetmesi olur.

Bayram’ın bunu “şerefi” olarak görmesinin aslında ne kadar “kelimesi kelimesine” doğru bir cümle olduğunu görmek için, Önemli Karakterler bölümünden Bayram sekmesine göz atabilirsiniz.
 
Alıntı #3, Sayfa 86: 
Ne oldu sana? Neyin var? Bunlar değerini bilmediler mi Mercedes’inin? Franz Lehar gömleğinin? Bu yeryüzünde varolduğunu söyleyen, “Beni de sayın, beni de sayın, ben de varım!” diye haykıran yüzünü, omuzlarını, direksiyonu okşayan elini, onu seven, onunla yaşadığını anlayan ellerini görmediler mi senin?


Açıklama
Bayram, Avrupa’dan Türkiye sınırına kadar kendisini “taciz eden” Güldenhouse yazılı kamyonetin sürücüsünü bir çevirme sırasında polislere şikayet eder.

Polislerin kendisini ciddiye almamasıyla, Bayram Güldenhouse sürücüsünün kendisine bu şekilde tepeden baktığını hisseder.

Tüm bunlar, Bayram’ın hayatı boyunca arayıp bulamadığı şeyin, “sayılma”, “varlığını kabul ettirme” çabasının dışavurumlarıdır.
 
Alıntı #4, Sayfa 171: 
Uyy, uy! Uy, Balkız’ım. Uy benim Balkız’ım… Yüzümün tamamı yanaydı, kollarım dibinden kopaydı, silindirler altında kalıp ezim ezim ezileydim, katranlara bulanıp çıkaydım da seni aklıma takmayaydım.(…) Nedir şu çektiğim? Nedir, canına yandığım, hep iğne üstünde, hep iğne üstünde?..


Açıklama
Bu cümleler, romanda Bayram ve Mercedes’i üzerinden getirilen eleştirilerin somut bir boyutunu ortaya koyar. Bayram’ın her şeyden çok sevdiği arabası bile, aslında onu mutlu etmemekte, onun için bitmek bilmeyen bir endişe ve paranoya kaynağı haline gelmektedir.
 
Alıntı #5, Sayfa 236: 
Yoo, isteseler de, istemeseler de beni övmek zorundalar artık. Artık “İncegül Bayram”, artık “kediboku”, “deloğlan” bitti. Yok. Tarihe gömüldü. Bu Bayram var işte artık. Kezban’ı Balkız’ın önüne, kendi yanına attığı gibi yallah Almanya’ya dönecek.