Kedi Mektupları Oya Baydar

 
Kedi Mektupları, karakterlere yaklaşım açısından da ilginç bir roman olarak tanımlanabilir. Romandaki önemli karakterlerin hepsi kedilerdir, ancak bu kedilere ayrılan bölümlerde bile, zaman zaman ağırlık farklı kedilerin mektuplarına ve sahipleri üzerinden ilerleyen diyaloglara verilir.
 
Romandaki kedilerin sahiplerinin iç dünyası okuyuculara doğrudan gösterilmese de, Oya Baydar kedilerin gözünden bu konuda pek çok detay verir. Aşağıdaki tabloda, romandaki kediler ve sahipleri hakkında önemli karakter özelliklerini görebilirsiniz. 
 
Kedi Özellikleri Sahibinin Özellikleri, Komünizmin Çöküşüne Tepki
Nina Nina, romandaki kediler arasında en yaşlı ve en tecrübeli olanıdır. Ağırbaşlı ve görmüş geçirmiş bir kedi olduğu için, romandaki diğer kediler ondan sık sık tavsiyeler ister, kafalarını karıştıran konularda ona danışır. Nina’nın sahibi olan karı – koca, komünizmin çöküşünü temel olarak bir “geri dönüş fırsatı” olarak değerlendirir. Gece’nin sahibinin aksine, geçmişte inandıkları fikirlere sırt çevirmezler, ancak gurbet hayatının bitmesi de onları sevindirir.
 
Yine de, bütün hayatları boyunca bildikleri gerçekliğin değişmesi, onlar için korkutucu bir gelişme olur. Nina’nın hanımı, bir noktada dönecekleri yerin “hiçbir yer” olduğunu hisseder[1] ve geleceğin kendisini korkuttuğunu açıkça ifade eder.
Gece Genç bir kedi olan Gece, hevesli, meraklı, tez canlı bir yapıya sahiptir. Romandaki en ilginç özelliklerinden bir tanesi, köpek Otto ile kurduğu arkadaşlıktır. Romanın sonunda, Gece gebe kalır ve Türkiye’ye dönen sahibinden ayrılarak sokaklarda yaşamaya başlar. Gece’nin sahibi, romanda komünizmin çöküşüne en şiddetli tepkiyi veren karakterlerden bir tanesi olur. Yıllarını adadığı mücadelenin başarısız olduğunu gören kadın, bu başarısızlıktan çok net bir sonuç çıkarır: Yıllar boyunca yanlış bir görüşü, hatalı bir fikri desteklemiştir.
 
Komünizme inanmanın bir hata olduğuna karar verip, buna yıllar harcadığı için kendisini ve etrafındakileri suçladığı için, diğer kedilerin sahipleriyle de sıkıntılar yaşar.[2]
Artur Romandaki erkek kedilerden Artur da, tıpkı Gece gibi genç ve meraklı bir kedidir. Nina’ya aşık olan Artur, Sahiplerin Sırlarını Araştırma Projesi’ni başlatır, ancak bu projeden kısa sürede sıkılır. Sahibiyle dışarı çıktığı ilk günden sonra, sokaktaki hayattan büyülenir ve büyük bir değişim yaşar. Artur’un sahibi de, diğer karakterler gibi komünizmin çöküşü ile nasıl mücadele edeceğini tam olarak çözemeyen bir karakter olarak tanımlanabilir. Ancak diğerlerinin aksine, bu karakter için günlük hayatın geçim sıkıntısı biraz daha ön plandadır.
Özellikle romanın sonunda Artur’un yaşadığı değişim nedeniyle, sahibinin bu süreci tam olarak nasıl yaşadığını değerlendirmek biraz zor olabilir. Ancak Gece’nin sahibinin aksine, Artur’un sahibi komünizmin çöküşüyle fikirlerine sırt çevirmediği söylenebilir. Öyle ki, hayatı boyunca sömürüye karşı çıkmış olduğu için, gitar çalmaya giderken Artur’u yanında bile götürmez: Bunun, maddi çıkar için kedisini sömürmek anlamına geleceğini düşünür.[3]
 
Yoldaş Yoldaş, Almanya’da yaşayan kediler arasında ilginç bir durumda yer alır. Sahibi oldukça depresif bir yapıda olduğu için, Yoldaş her şeyden çok sahibinin günlük buhranları ile uğraşmak zorunda kalır.
 
Nina gibi kediler kadar bilgili olmadığını hissetse de sahibini takip edebildiği kadarıyla Artur’un projesine yardımcı olmaya çalışır. Romanın sonunda ise, hikayedeki en “sadık” kedilerden birinin Yoldaş olduğu açıkça ortaya koyulur: Sahibi öldükten günler sonra bile Yoldaş, onun göğsünden ayrılmamıştır.
Yoldaş’ın sahibi, romanın ilk bölümlerinde “hayata yeniden başlamak için” yenilgiyi kabul etmenin mantıklı olacağını düşünür, hatta bunu yüksek sesle ifade de eder.[4]
 
Ancak romanın sonunda, komünizmin çöküşü ile “mücadele edemeyen” karakter de o olur. Bütün eski arkadaşlarını bir arada görmeyi başardığı yılbaşı partisinden sonra, Yoldaş’ın sahibi intihar eder.
 
Yoldaş’ın sahibinin bu trajik sonunun, yalnızca “komünizm” ile alakalı olmadığının da altı çizilmelidir. Türkiye’de yaşayan oğlunu kaybetmiş olan adam, romanda ilk gözüktüğü bölümden itibaren oldukça depresif bir tablo çizer.
Kirli Kirli ve sahipleri, romandaki diğer kediler ve sahiplerinden önemli bir noktada ayrılır: Onlar diğerleri gibi Almanya’da sürgünde değil, Türkiye’de yaşamaktadır.
 
Kirli, romandaki kediler arasında en fazla düşünen, en fazla sorgulayan ve en bilgili gözüken kedidir. “Kedilik” ile ilgili sorduğu sorular nedeniyle yaşadığı bölgedeki kediler arasında da büyük bir etki sahibi olur.
Kirli’nin sahipleri romanın yalnızca son bölümünde gözükür. Kirli’nin Hanımı, yaşı kırka yaklaşmakta olan bir kadındır ve hamiledir.
 
Gece’nin sahibiyle sohbetinde şakayla karışık olarak, “devrim düşünmekten çocuk doğurmaya bile vakti olmadığını”[5] söyler.
 
Onun hayatında komünizmin çöküşüyle değişen şeyler, televizyonda gördüğü bir bomba haberi sonrasında daha net olarak ifade edilir. İnsanlara zarar veren hiçbir amacın uğruna savaşmaya değmeyeceğine inanmaya başlayan kadın, kendisini hayatının yeni bölümüne, doğacak çocuğuna adamaya hazırdır.[6]
 
 
[1] s.84
[2] s. 37 - 38
[3] s. 147
[4] s. 56
[5] s. 221
[6] s. 233