Kedi Mektupları Oya Baydar

Komünizm, Türkiye ve “Sürgün”
Oya Baydar
Mektup Roman


Günümüzde komünizm ile en çok özdeşleşen düşünür, Karl Marx
 
Oya Baydar’ın Kedi Mektupları’nda kedilerin bakış açısıyla, naif bir şekilde değindiği pek çok konuyu anlamak için, 1990’lı yılların başında dünyada ve Türkiye’de yaşanan olaylara ve bu dönemin dünya siyasetindeki önemli gelişmelerine hakim olmak faydalı olabilir.
 
Uzun ve karmaşık tarihi süreçlerin bir sonucu olan bu durum, elbette kısa bir yazıyla tam anlamıyla açıklanamaz. Ancak dünya genelindeki durumu ve bunun Türkiye’deki yansımalarını görmek, romanda üstü kapalı şekilde geçen bazı konuları daha rahat anlamayı sağlayabilir.

Komünizm

 
Kedi Mektupları’nda karşımıza çıkan kedilerin sahiplerinin ortak bir özelliği, bu karakterlerin komünizmi destekleyen kişiler olmasıdır.
 
19. yüzyılda politik bir “teori” olarak ortaya çıkan komünizm, bu dönemde geniş kitlelere ulaşır ve 20. yüzyılın ilk yıllarında dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan devrimlerle birlikte “pratikte” de uygulanan bir yönetim sistemi haline gelir. 1917’de Rusya’da Vladimir Lenin önderliğinde gerçekleştirilen devrim, ilerleyen dönemlerde oldukça güçlü bir devlet haline gelecek olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) kurulması ile sonuçlanır.
 
İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yenilmesinde en büyük rolü oynayan iki ülke, Amerika Birleşik Devletleri ve SSCB olur. Bu iki ülke, savaş sonrasında kurulan iki kutuplu düzenin de liderleri haline gelir. Amerika, serbest piyasa ekonomisinin ve demokrasinin ön planda olduğu kapitalist düzenin başını çekerken, SSCB tamamen eşit, sınıfsız bir toplum yaratma iddiasında olan “komünist bloğun” lideri haline gelir.
 
Yukarıdaki haritada da görebileceğiniz gibi, Avrupa’nın batısında kapitalist, doğusunda ise komünist ülkeler yer alır. ABD ve SSCB’nin başını çektiği bu iki blok, bir yandan ekonomik, askeri ve siyasi olarak birbirleriyle rekabet ederken, diğer yandan da etki alanlarını genişletmeye, yani kendi ideolojilerini diğer ülkelere yaymaya çalışır. 1945 yılından itibaren devam eden bu mücadele, 20. yüzyıl tarihinin en önemli kavramlarından biri haline gelen “Soğuk Savaş” ifadesi ile de açıklanır.

 


Şurada bir kentte bir duvar yıkıldı diye, iki yıldır bütün huzurları kaçtı evdekilerin.[1]
 

Bu dönemde Avrupa’da iki etki bölgesi arasındaki “sınır”, Berlin Duvarı olur. İkinci Dünya Savaşı’nı kaybettikten sonra Doğu ve Batı Almanya olarak ikiye bölünen Almanya’nın doğusu komünizmin, batısı ise kapitalizmin etkisi altında kalır.
 
Doğu Almanya tarafından inşa edilen duvarın resmi gerekçesi, Batı ülkelerinin Doğu Almanya üzerindeki “faşist” etkisini engellemek olarak açıklanır. Ancak asıl amacın Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya kaçan kayda değer nüfusu durdurmak olduğu söylenebilir.
 
1961 yılında inşa edilen ve 1992 yılında yıkılan Berlin Duvarı, bu dönemde Doğu ve Batı’yı ayıran ideolojik farklılığın somut bir yapısı ve iki kutuplu bir dünyanın sembolü olarak değerlendirilmiştir.
 
Yukarıdaki alıntıda da okuyabileceğiniz gibi, Kedi Mektupları’ndaki karakterler Berlin Duvarı’nın yıkılmasını üzüntüyle karşılar. Komünist olan karakterler için Berlin Duvarı’nın yıkılması, iki kutuplu dünyanın sona erdiğinin, kapitalizm ve komünizm arasındaki soğuk savaşın komünizmin yenilgisiyle sonuçlandığının bir göstergesidir.

1950’li, 60’lı ve 70’li yıllar, Soğuk Savaş’ın şiddetle yaşandığı yıllar olur. ABD ve SSCB silahlanma, teknoloji, ekonomi ve politik etki sahibi olmak için ciddi bir mücadele içine girer. SSCB, dünya genelinde kapitalist düzeni yıkmaya ve ABD’nin dünyanın ekonomik süper gücü olma iddiasını yok etmeye çalışırken, ABD de Güney Amerika ve Asya gibi bölgelerde komünizmin yayılmasını engellemek için elinden geleni yapar.
 
Komünizm ile kapitalizm arasındaki mücadele, insanlık açısından bazı olumlu sonuçlar da doğurur: İki ülkenin teknoloji alanında birbirlerine üstünlüklerini göstermek için girdikleri uzay yarışı, uzaya insan gönderilmesinden Ay’a ayak basılmasına kadar uzanan “başarılara” sahne olur. Ancak dünya üzerindeki tüm yaşamı yok edebilecek güçte nükleer silahlara sahip olan bu iki ülke arasındaki gerginlik, sürekli olarak nükleer savaş tehdidi altında yaşanması anlamına da gelir.
 
1980’li yıllarda, Sovyetler Birliği’nin yaşadığı ekonomik ve politik sıkıntılar Soğuk Savaş’ın “sonunun başlangıcı” olur. 1985 yılında Sovyetler Birliği’nin son lideri olarak göreve gelen Mihail Gorbaçov’un liderliği sırasında SSCB giderek daha açık, daha toleranslı ve daha “demokratik” politikalar izlemeye başlar.
 
Avrupa’daki komünist ülkelerin yavaş yavaş dağılması ve kapitalist politikalara geçmesinin ardından, Sovyetler Birliği’nin de 1991 yılında dağılması ile Soğuk Savaş sona erer.

Türkiye’de “Soğuk Savaş Yılları”

 
Türkiye, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki mücadelede önemli bir yere sahiptir. SSCB’ye coğrafi olarak fazlasıyla yakın olmasına karşın, Türkiye 1945 – 1990 yılları arasında ABD’nin tarafında yer alır.
 
Fakat bu, komünizmin etkilerinin Türkiye’de hissedilmediği anlamına gelmez. Özellikle 1960’lı yıllardan itibaren büyük ivme kazanan sol görüşler, Türkiye’nin bu yıllarda en etkili siyasi hareketleri arasında yer alır.
 
1970’li yıllara gelindiğinde, komünizm Türkiye’nin önde gelen siyasi görüşlerinden biri haline gelmiştir. Öyle ki, bu dönemde komünistler ile sağcılar arasındaki mücadele, doğrudan sokak çatışmalarına, düzenli olarak yapılan suikast ve saldırılara dönüşür. Türkiye’nin yakın tarihindeki en önemli olaylardan bir tanesi, 1980 Darbesi, ülkedeki bu kaos ortamının önüne geçilmesi gerekçesi ile yapılır.
 
1980 Darbesi, Türkiye’deki komünist hareketleri büyük ölçüde ortadan kaldırır. Temel gerekçesi ülkedeki düzenli çatışma ortamını sona erdirmek olsa da, darbe sonrası dönemde aşırı sol görüşler temel hedef haline gelir. Sol görüşlere sahip olan pek çok insan tutuklanır, işkence görür ve hatta idam edilir.
 
Bu kaderden kaçmak isteyen solcuların temel kurtuluş yollarından bir tanesi sürgün olur. Bu durum, Kedi Mektupları’nın kurgusunu anlamak açısından da önemlidir. Romandaki kedilerin sahiplerinden pek çoğu Almanya’da “sürgünde” bulunur. Komünizmi destekleyenlerin temel amaçlarından bir tanesi bu fikirleri yaymak olduğu için, komünistler devlet tarafından da ciddi bir tehdit olarak görülür ve bu kişilerin ülkeye geri dönmesi imkansız hale gelir.
 
ABD ve SSCB, kapitalizm ve komünizm arasında devam eden mücadele, 1980’li yılların sonunda ABD ve kapitalizmin zaferiyle sonuçlanınca, komünizm de gerçek anlamda bir tehdit olmaktan çıkar. Bunun üzerine, komünist oldukları için yurt dışında yaşamak zorunda kalan insanların geri dönmesi de mümkün hale gelir.
               

Kedi Mektupları

 
Komünizmle ilgili bütün bu bilgilerin Kedi Mektupları’na bağlandığı noktalar, aslında romanın geçtiği zamanla alakalıdır. Romanda karşımıza çıkan kedilerin sahipleri, yukarıda da ifade edildiği gibi, komünist karakterlerdir. Bunların büyük çoğunluğu da yurtdışında, Almanya’da yaşar.
 
Kedi Mektupları, bu insanların bütün hayatlarını adadıkları görüşün fiilen yok olmasıyla nasıl başa çıktıklarını, farklı kişilerin bu “yenilgiye” nasıl tepkiler verdiğini gösteren bir roman olarak tanımlanabilir. Aynı zamanda, romandaki karakterlerin bunca yıldan sonra 1990’lı yılların başında yurtlarına dönme imkanı bulmuş olmaları da, yukarıda açıklanan durumla ilgilidir.
 
[1] s. 24


 

 

Kedi Mektupları’ndaki başlıca temalardan bir tanesi, yandaki sekmede açıkladığımız komünizmin çöküşü süreci ile yakından alakalıdır. Oya Baydar, hayatını bu görüşe adamış kişilerin 1990’lı yılların başındaki durumu nasıl karşıladığını ilginç bir kurguyla okuyucuya ulaştırmaya çalışır.
 
Oya Baydar’ın Kedi Mektupları’nda böyle bir konu tercih etmesi, yazarın hayatı incelendiğinde daha iyi anlaşılabilir. Kendisi de romandaki karakterlerle benzer politik görüşlere sahip olan Oya Baydar, 1971 yılındaki askeri darbe sırasında sosyalist olduğu gerekçesiyle tutuklanır, 1980 yılındaki darbe sürecinde de yurt dışına kaçar.
 
Romandaki karakterlerin pek çoğu gibi, Oya Baydar da bu dönemden 1990’lı yılların başına kadar Almanya’da yaşar. Bu nedenle, romanda gördüğümüz pek çok temanın, örneğin Almanya’da bir sürgün hayatı yaşayıp 1990’lı yılların başında geri dönmeyi düşünmenin, doğrudan yazarın hayatındaki deneyimlerle alakalı olduğu söylenebilir.
 
Oya Baydar, benzer konuları 1998 yılında yazdığı Hiçbiryer’e Dönüş romanında da ele alır – hatta, bu romana başlığını veren düşünceler, Kedi Mektupları’nda da karşımıza çıkar:
 
(…) iş, güç, pahalılık, kentlerin yaşanamaz oluşu falan korkutmuyor beni. Korktuğum şey döneceğimiz yerin “hiçbir yer” olması…[1]

 

 
[1] s. 84

Bu bölümde Oya Baydar ile ilgili paylaştığımız bilgiler, yazarı yalnızca Kedi Mektupları etrafında değerlendirmek amacıyla yazılmıştır. 
Kedi Mektupları’na ismini veren temel özelliklerden bir tanesi, romandaki kedilerin birbirlerine gönderdikleri mektuplardır. Romana ismini de veren bu kurgu yapısı, Oya Baydar’ın merkeze yerleştirdiği kediler nedeniyle oldukça sıra dışı bir kullanım olarak tanımlanabilir.
 
Buna karşın, karakterlerin birbirlerine gönderdikleri mektuplar üzerinden kurgulanan romanlar, edebiyat içinde o kadar sıra dışı değildir. Gerek Türk Edebiyatı’nda, gerek Dünya Edebiyatı’nda pek çok örneğini gördüğümüz mektup roman türü hakkında daha fazla bilgi almak için ilgili yazımıza göz atabilirsiniz:
 
Mektup Roman