Kuşlar da Gitti Yaşar Kemal

Zaman ve Mekan
Temalar ve Toplumsal Eleştiriler
Kurgu, Dil ve Anlatı Üslubu
1978 yılında yayımlanan roman, ağırlıklı olarak İstanbul’un dış kesimlerinde kalan Florya, Yeşilyurt, Menekşe gibi bölgelerde geçer. Zaman zaman şehrin merkezi bölgelerini de konu alan eserin, tam olarak hangi bölgelerden ismen bahsettiğini görmek için, aşağıdaki haritayı kullanabilirsiniz.
 

Romanda ismi geçen semtler konusunda son derece açık olan, hatta Dolapdere örneğinde olduğu  gibi, bunları zaman çarpıcı betimlemelerle açıklayan Yaşar Kemal, zaman konusunda bu kadar net bir tavır sergilemez.
 
Eser boyunca zamanın net bir şekilde belirtildiği tek nokta, yukarıda bahsedilen Dolapdere betimlemelerinde geçen “Bin dokuz yüz kırk üç" senesidir.1
 
Buna karşın, bu alıntı romanın geçtiği yıl konusunda bir tahmin yürütmek için yeterli değildir. Özellikle Florya ve Kazlıçeşme gibi bölgelerinin şehirleşme sürecinin anlatılması, 1940’lı yıllarda henüz bu kadar kalabalık hale gelmemiş bu bölgelerin durumu ile veya insanların yaygın olarak arabalara binerek otoyollardan gittiği koşullarla paralel değildir.
 
Bu nedenle, Yaşar Kemal’in bu alıntıda Dolapdere’nin tarihinden bir olayı aktardığını, hikayenin kendisinin ise yazıldığı döneme çok daha yakın bir dönemde geçtiğini söylemek yanlış olmayacaktır. 
 
Dipnotlar

s. 43
 
Genelde toplumcu bir yazar olarak tanınan Yaşar Kemal’in, pek çok romanına kıyasla daha şiirsel bir üslup ile yazdığı Kuşlar da Gitti, romantik ve nostaljik bir eser olarak okunabilir.
 
Fakat, yazarın İstanbul’da kuş yakalayıp satmaya çalışan insanlar üzerinden geliştirdiği kurgu, pek çok toplumsal eleştiri de içerir. Romanın iki ana teması olarak tanımladığımız “insan sevgisi” ve “insan – doğa ilişkisi” konu alınırken, yazar etrafındakilere kötü davranan, para ve gösteriş hırsı ile hareket eden, doğanın güzelliklerine gözünü kapatan, “altına hücum gibi arsaya hücum” eden, bu vesileyle doğanın yok olmasına sebep olan insanları şiddetle eleştirir.1,2,3
 

Romanın ana mekanlarından biri olan Florya, eserde sık sık ismi geçen bu kuş ile aynı ismi paylaşır. 

Bu noktada, merkeze konulan önemli bir konu da “değişim”dir. İstanbul’daki değişimi, olumsuz bir süreç olarak yorumlayan anlatıcı, kendi geçmişinden özlemle hatırladığı uğraş ve insanların peşine düşer ve onların hikayesini anlatmaya çalışır. Değişim, aşağıda daha detaylı okuyabileceğiniz “insan sevgisi” ve “insan – doğa ilişkisi” ile iç içe değerlendirilir.
 
Bu bağlamda, toplumsal boyutları öne çıkan pek çok romanda olduğu gibi, bu eserde de işlenen temaların pek çoğunun aynı zamanda toplumsal eleştiriler de içerdiği söylenebilir. 
 
Yaşar Kemal’in bu romanı, tek cümleyle, yazarın insan sevgisini özlemle andığı, insanların birbirini daha çok sevdiği, daha iyi kalpli olduğu bir dönemi yad ettiği bir eser olarak tanımlanabilir.
 
Önemli Karakterler bölümünden daha detaylı okuyabileceğiniz gibi, özellikle Mahmut üzerinden işlenen insan sevgisi, yine bu karakterin betimlemesi ile “ta yürekten, can evinden gülen, yanındakini de kendi sevincinin içine alıp yoğuran, sevinçten çılgına döndüren” bir his olarak tanımlanır. Kendisi de bu sevgiyi paylaşan anlatıcı, Mahmut’un hayata karşı bu duruşunu coşkuyla karşılar, “Yaşşa be Mahmut arkadaşım;” gibi romantik bir yorum yapar.4
 
Romanda, insan sevgisinin karşısına koyulan ve henüz Mahmut’un ilk tanıtıldığı sayfada gündeme getirilen, İstanbul’un giderek yozlaşan, kötüleşen şehirli insanları ve onların bu sevgiden çoğu zaman yoksun olduğu gerçeğidir.5 Ancak bu karakterin insan sevgisi, nereye gitmek, ne kadar dolaşmak zorunda olunursa olunsun, her insanın bu sevgiyi bulmak yönünde bir sorumluluk hissetmesi gerektiğini savunacak düzeydedir. 6,7
 
Romanda insan sevgisini, serbest bırakmak için kuş satın almakla eşdeğer tutan karakterler, insanların bu faaliyetten vazgeçmesini, artık değişmeleri ve içlerindeki sevgiyi kaybetmeleriyle açıklar. Neredeyse hiç satış yapamadıkları için, romanın sonunda bir nebze umutsuzluğa kapılmış olmasına karşın, Mahmut’un 52. Sayfada dile getirdiği şu cümleler, onun (ve yazarın) insanlığa karşı umudunu net bir şekilde ortaya koyar:
 
“İnsanlık hiçbir vakit ölmez (…) İnsanlıktır bu… Kat kattır, en sağlam, en güzel mücevheri en alttadır, soyuldukça insanlığı, kabuğundan soydukça, bir kat, iki, üç, dört, beş kat, gittikçe aydınlanır insanlık, güzelleşir. (…) insanlara söz ettirmem. (…) Parlıyordur. Biz onu bulamıyorsak gücümüz yoktur. O parlak ışığı göremiyorsak, gözümüz içimizin karanlığındadır.”8
 
Romanın sonunda, anlatıcının insanlara karşı duyduğu sevgi konusunda, hala aynı umudu taşıyıp taşımadığı ise, ayrı bir konu olarak tartışılabilir. Zira “çocukların” çadırlarını terk edip gittiklerini gören ve arkalarında kesilmiş yüzlerce kuş kafası gören anlatıcı, bu görüntü karşısında “vurulmuşa döner”.9 Bu durum karşısında, hala insanlığa karşı bir güveninin kalmış olacağı şüpheli olsa da, yazar bu açıdan romanın sonunu açık bırakır.
 


Saka kuşu

Yukarıda da belirtildiği gibi, Yaşar Kemal’in bu romanda merkeze koyduğu temalardan bir tanesi değişim, getirdiği toplumsal eleştirilerin pek çoğu da doğaya karşı “hücum eden” insanların tavırları ile ilgilidir.
 
İnsan – Doğa ilişkisi, aslında romanın başlığından bile rahatlıkla anlaşılabilir. “Kuşlar da Gitti,” giderek şehirleşen, beton haline gelen “bir karış arsa için (…) birbirlerinin gözlerini oyacak, birbirlerinin ırzlarına geçecek, birbirlerini boğazlayacak” insanlar arasında kendilerine yaşam alanı bulamayan kuşların bölgeyi terk etmesi ile açıklanabilir.10
 
Elbette, biraz daha “edebi” bir okumayla, kuşların romanın son sayfasında bahsedilen pek çok “değeri”, “insanlığı unutmayı, acımasızlığı ve yitmişliği” sembolize ettiği de söylenebilir.11 Yaşar Kemal, romanın ana karakterlerini ve temel konusunu gerçekten kuş yakalayıp satan insanlar üzerinden ilerlettiği için kuşların yalnızca bir sembol olduğunu söylemeye imkan yoktur – ancak böyle bir okuma yapmak da yanlış olmayacaktır.
 
Bu durum, roman genelinde kuş satın alıp serbest bırakmak ile iyi insan olmanın çoğu zaman birlikte anılması ile de yakından alakalıdır. Yazar, bu konuyu değişim temasını da içeren bir bölümde, şu şekilde değerlendirir:
 
“O zamanlar insanlar, daha iyiydiler denemez, kim bilir, ama daha başkaydılar. Belki de kuşları daha çok seviyordular. Belki de yürekleri yufka, daha acımayla, daha sevgiyle doluydular. Belki de doğaya daha yakındılar, kim bilir…12
 
 
Dipnotlar

s. 38
s. 53
3 s. 54
s. 35
5 s. 35
6  s. 51
s. 52
8 s. 52
s. 76
10 s. 53
11 s. 76
12 s. 37


Yaşar Kemal 
 
Yetmiş altı sayfalık kısa bir roman olan Kuşlar da Gitti, alt bölümlere ayrılmadan, tek, uzun bir bölüm olarak kurgulanmıştır. Hatta, hiçbir bölüme ayrılmayan, düzenli ve kronolojik bir anlatıyla devam eden eserin, pek çok açıdan uzun bir hikayeyi andırdığı da söylenebilir.
 
Yaşar Kemal’in fazla tanıtmadığı bir birinci şahıs anlatıcı üzerinden kurduğu roman, anlatıcının birlikte vakit geçirdiği ve gözlemlediği insanlar ile ilgili gözlemlerinden oluşur. Yaşar Kemal’in kullandığı anlatıcı ile ilgili önemli bir detay, 36. sayfada Mahmut ile konuştuğu sırada geçen bir “yazma” sohbetidir. Bu alıntıdan yola çıkarak, kullanılan anlatıcının bir “yazar” olduğu, belki Yaşar Kemal’in kendisini temsil ettiği söylenebilir.
 
Anlatıcı, merkeze koyduğu karakterlerin “yaptıklarını” anlatsa da, metnin asıl odak noktası onların “mesleği”, insan sevgisi, kaybedilen değerler ve değişen, git gide acımasız hale gelen bir İstanbul’dur. Bu durum da, Kuşlar da Gitti romanını aslında “hikaye anlatan” bir roman olmaktan çıkarıp, kurmaca insanlar ve hayatlar üzerinden, belli gözlem ve tespitleri okuyucuya ulaştırmaya çalışan bir eser haline getirir.
 
Yaşar Kemal’in eserde kullandığı ilginç anlatı yöntemlerinden bir tanesi, belli noktalarda hikayeyi diyaloglar üzerinden ilerletmesidir. Özellikle kullanılan birinci şahıs anlatıcının biraz geride kaldığı durumlarda, örneğin, eserin 19. Sayfasından 27. Sayfasına kadar olan bölümde, eser yalnızca merkeze konulan karakterlerin konuşmaları üzerinden ilerler. Yazar, bu noktada diyalogları eserde kullanılan bir öge değil, anlatıyı devam ettiren temel unsur  olarak kullanır. Metnin geri kalanında ise, yukarıda da belirtildiği gibi, birinci şahıs anlatıcının tespit, gözlem ve açıklamaları ön plana çıkar.
 
Yaşar Kemal, pek çok romanında olduğu gibi Kuşlar da Gitti’de de akıcı, sade bir dil kullanır. Bu dilin, yukarıda da belirtildiği gibi, yoğun kullanılan diyaloglar üzerinden ilerlemesi, romanı okumayı da oldukça kolay ve rahat hale getirir.
 
Yine yazarın “karakteristik” özellikleri arasında, özel isimlere getirilen eklerin kesme işaretleriyle ayrılmaması da bulunur. Bu romanda da aynı üslubu kullanan yazar, dilbilgisi açısından doğru olmasa da, daha doğal bir anlatı yaratmış olur.
 
Roman genelinde devam eden romantik, insan sevgisine dayanan üslup da, yine yazarın pek çok eserinde kullandığı dille doğru orantılıdır. Bu noktada dikkate değer özelliklerden bir tanesi, romana da başlığını veren “Kuşlar da gitti” cümlesinin ilk karşımıza çıktığı noktada rahatlıkla görülebilen bir melankoli ve nostalji hissidir.1 Bu bağlamda, böyle bir genelleme yapılabilirse, eserin tipik bir Yaşar Kemal romanına göre çok daha hüzünlü ve daha şiirsel bir tonda ilerlediği ifade edilebilir.
 
Dipnotlar

s. 38 - 39