Uluç Reis Halikarnas Balıkçısı

Uluç Ali Reis
Hızır Reis - Turgut Reis
Andrea Dorya

Romana adını veren ve romanın baş “kahramanı” olarak karşımıza çıkan Uluç Reis, Halikarnas Balıkçısı’nın kendisini anlattığı şekilde ancak “kahraman” kelimesiyle tanımlanabilir. Romanın başında İtalya’dan kaçarak yaşamaya başladığı bu özgür ve coşkulu hayatı, ömrünün son yıllarına kadar yaşayan – hatta kaptan-ı deryalığa getirildiğinde saray içinde dönen entrikalarla uğraşmak zorunda olduğu için bir anlamda mutsuzluk yaşayan Uluç Ali Reis, romanda anlatılanlar süresince her açıdan “iyi” bir karakter olarak kurgulanır.
 
Her zaman adaletli, iyi niyetli ve bilge bir kişi görünümü çizmenin yanı sıra, hayatını yaşadığı denizler konusunda bilinebilecek her şeyi bilen bir karakter olarak sunulur. Roman boyunca girdiği her savaşta, her mücadelede başarılı olan ve bir şekilde hep amacına ulaşan Uluç Reis, romanın önemli kırılma noktalarından biri olan ve Osmanlı donanmasının yenilgisiyle sonuçlanan Lepanto Savaşı’nda bile kusursuz ve hatasız bir görüntü çizer. 
 
Başından beri tespit etmiş olduğu eksiklikler nedeniyle savaşa girmemeyi savunan ve savaşın geneli kaybedilirken kendi komuta ettiği kanatta büyük bir zafer kazanan Uluç Ali, Halikarnas Balıkçısı’nın gerçek bir “deniz insanı” ve gerçek bir “korsan” olarak gördüğü kişilere ideal bir örnek teşkil eder.1
 
Yazar, dört yüz yetmiş beş sayfalık romanının bir sayfasında bile ana karakteri ile ilgili kötü bir cümle yazmaz, onu (Barbaros Hayrettin Paşa, Turgut Reis ve kendisiyle “aynı seviyede bulunan” diğer Türk korsanları dışında) herkesten tamamen ayrı bir boyutta değerlendirir. Lepanto Savaşı’nda Jan Dorya ile karşı karşıya geldiğinde, Halikarnas Balıkçısı bu iki denizciyi şu şekilde karşılaştırır:
 
“Dorya gününün belli başlı deniz kurtlarındandı. Fakat Uluç Ali onun gibi otuz tanesini cebinden çıkarabilecek bir adamdı.”2
 
Bir mücadeleye bile olanak tanımayan bu “üstünlük,” Uluç Ali’nin korsanlığı öğrendiği gençlik yıllarından romanın sonunda ölümüne kadar devam eder. Bu açıdan, Halikarnas Balıkçısı’nın karakterizasyonunda Uluç Ali’nin hiçbir şeyi yanlış yapmayan, hiçbir hatası olmayan, her açıdan ideal bir görüntü çizen klasik bir kahraman olduğu rahatlıkla söylenebilir.

 

s. 252, 305
s. 449

 
Tanıtım bölümünde de belirtildiği gibi, romanın özellikle ilk yarısından sonra, yani Uluç Ali’nin korsanlık hayatının başlamasından sonra, Halikarnas Balıkçısı odak noktasını yalnızca ana karakteriyle sınırlamaz, denizcilik tarihi açısından önemli olan her türlü olaya değinmeye çalışır. Bu nedenle, dönemin en büyük denizcileri arasında yer alan Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paşa) ve Turgut Reis de romanda önemli karakterler olarak gözükür.
 
Halikarnas Balıkçısı, onlara Uluç Reis’e olduğu kadar fazla yer ayırmasa da, onların da tıpkı Uluç Reis gibi neredeyse kusursuz karakterler olmasına dikkat eder. Katıldıkları hiçbir savaşı kaybetmeyen, başarısız bir harekat içinde yer aldıklarında tavsiyelerine uyulmadığı için hep temize çıkarılan bu karakterler, belli noktalarda romanın gidişatı içinde de önemli rol oynarlar.
Barbaros Hayrettin Paşa
 
Örneğin, Uluç Ali’yi – başına bir şey gelmemesi için – Cezayir’de bırakıp denize açılmayı düşünen Kara Yusuf, bu fikrinden Hızır Reis sayesinde vazgeçer. Hızır Reis, karşısındaki gencin yaradılış itibarıyla tam bir deniz adamı olduğunu anlayarak onun da tayfaya katılmasını tavsiye eder.1

Bir dönem esir düştüğü için romanın gidişatından ayrılan Turgut Reis’in, Uluç Ali’nin gençlik yıllarında hayatını kaybeden Hızır Reis’e göre romanda daha önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Uluç Ali’yi sağ kolu olarak gören Turgut Reis, ölümüne kadar romanın en önemli karakterlerinden biri olarak kullanılır. Halikarnas Balıkçısı’nın romanı yazmaktaki amaçlarından biri olarak değerlendirebileceğimiz, “Türk korsanlarının Batı’da düşünüldüğü gibi vahşi, gaddar kişiler olmadığı” görüşünün de önemli bir boyutu olan Turgut Reis, sık sık bu izlenimin aksine yumuşak başlı, saygılı, tatlı bir sesle konuşan bir kişi olarak resmedilir.2
 
s. 167
s. 305

 
Uluç Reis’i tam anlamıyla bir kahramanlık şablonuna yerleştirememenin önemli sebeplerinden bir tanesi, roman boyunca ilerleyen bir “kahraman ve baş düşmanı” şemasının yaratılmamasıdır.
 
Her ne kadar gerçek konuları ve tarihi kişilikleri içerdiği için böyle basit bir şema yapılamasa da, Preveze Deniz Savaşı’nda Barbaros Hayrettin Paşa’ya yenilen Andrea Dorya, romandaki Türk korsanların asıl rakibi olmaya en çok yaklaşan kişi olarak gösterilebilir. Halikarnas Balıkçısı da, onu ele alırken diğer batılı denizcilere göre daha insaflı bir tavır içindedir – en büyük eksikliği harekete geçmeye fazla istekli olmaması ve her zaman aşırı ihtiyatlı davranması olsa da, Andrea Dorya’nın olumsuz özellikleri diğer batılı korsanlar kadar ön plana çıkarılmaz.