Yılanı Öldürseler Yaşar Kemal

Hasan
Esme
Büyükana

Roman, merkezdeki karakter Hasan'a ve Hasan'ın iç dünyasına yoğunlaşır.

Romanın ana karakteri Hasan, altı – yedi yaşlarında babasının öldürülmesine şahit olan, henüz çocuk yaşlarda bir karakterdir. Babasının, annesinin sevdiği adam Abbas tarafından öldürülmüş olması, bu olayı bir “namus” meselesi haline getirir. Romanda anlatılan ana konu, Hasan’ın üzerinde yaratılan “namusunu temizleme” konusu ile yüzleşme çabası üzerine kurulur.
 
Yaşar Kemal’in kullandığı kurgu ve anlatı teknikleri, romanı büyük ölçüde Hasan’ın gözünden algılamamızı sağlar. Genç yaşta travmatik bir olay yaşayan, gördükleri ve etraftakilerin konuştuklarından etkilenen, gerçek olamayacak hikayelerin etkisinde kalan Hasan, buhranlı ve yorucu bir çocukluk geçirir. Bu onu, hayatındaki tek odak noktası “namus meselesi” olan, kimseye güvenmeyen, sessiz bir kişi haline getirir.
 
Anlatıcı, Hasan’ı betimlerken onun “Konuşkan bir çocuk olduğunu”, ama yılların ona konuşmamayı öğreterek bir susma “ustası” haline geldiğini ifade eder.Hasan da, roman boyunca kendisine annesini öldürmemesini söyleyen iki kişiden biri olan Dursun Emmi’yle konuşurken şu cümleyi söyleyerek bu durumu teyit eder:
 
“Konuşurum,” dedi Hasan dik. “Adamımı bulursam.”2
 
Ailesi ve çevresindekilerin çocuk yaştaki Hasan’ın üzerinde kurduğu bu baskı, onun hayatı yalnızca annesi ve namus çerçevesinde değerlendirebilmesini sağlar. Romanın sonlarına doğru, köydekiler ailesinden bahsetmeyi bıraktığında, Hasan bu konuşmalar olmadan yapamadığının farkına varır, “Anasından babasından söz açılmazsa, içindeki boşluğun kendisini deliye döndürdüğünü” fark eder.3
 
Hasan’ın yapısını, roman içinde biraz daha ilginç hale getiren budur. Babasının hortladığı yönündeki söylentilerle baş etmeye çalışan, kendisini sürekli “yılanların, kırlangıçların, kartalların, “kırmızıların”” kovaladığını hisseden4, köyden kaçmayı, hatta ölebilmeyi isteyen Hasan5,6 üzerinde yaratılan baskıdan dolayı bu konudan bağımsız var olamayacak bir hale gelir.
 
Romanın sonuna bakıldığında, hikayedeki en önemli mesele olan cinayetin kısaca anlatıldığı, Hasan’ın daha sonra Çukurova’da zengin olduğu, “çocuk çocuğa karıştığı” geleceğin ise yalnızca hikayenin sonunda iki paragrafla aktarıldığı görülebilir. Bu, romanın seçime dayalı doğasını da daha iyi analiz edebilmeyi mümkün kılan  bir durumdur. Hasan’ın iki seçeneği vardır: ya annesini öldürüp, yanlış bir töreyi, yanlış bir geleneği sürdürmeyi ve bu geleneği yaşatan toplumun bir parçası haline gelmeyi seçecek veya “doğru şeyi”, içinden geçeni yapıp annesinin yaşamasına izin verecektir.
 
Hasan, ilk tercihi yaptığında toplumun sıradan bir parçası, ‘sistemin işleyen bir çarkı’ haline gelir ve dolayısıyla romanda anlatılacak bir niteliği de kalmamış olur.
 
Dipnotlar

s. 21
s. 51
3 s. 72
s. 92
5 s. 16
6  s. 86

 

Roman, merkezdeki karakter Hasan'a ve Hasan'ın iç dünyasına yoğunlaşır.

Romanın ana karakteri Hasan olsa da, hikayenin merkezindeki tema açısından en önemli karakterin Esme olduğu söylenebilir: Romanın bütün konusu Hasan’ın dolaylı yoldan babasının ölümüne sebep olan Esme’yi öldürüp öldürmeyeceği sorusu ile alakalıdır.
 
Esme’nin romandaki önemi, bu bağlamda, “namus” kavramı etrafında şekillenir. Bu nedenle, romanda bu kavramın nasıl eleştirildiğini görmek için Esme’nin başından geçenleri de daha iyi anlamak gerekir.
 
Esme, aslında Hasan’ın babası Halil’i değil, Abbas isimli başka bir adamı sever. Ancak Halil, Esme’yi görüp beğendiği için onu kaçırır, afyonlu şerbet içirip ona tecavüz eder, daha sonra art arda imam ve resmi nikah kıyarak onunla evlenir. Esme’nin asıl sevdiği kişi Abbas, gelip Halil’i öldürdüğünde, romanda “namus” çevresinde devam eden olaylar da başlamış olur.1
 
Bu durumda, Esme istemeye istemeye, zorla evlendiği, tecavüzüne uğradığı bir adamın “namusu” haline gelmiş olur. Köyde herkesten tamamen dışlanmış bir şekilde yaşarken, etrafındaki herkesin oğlu üzerinde kendisini öldürmek yönünde bir baskı kurmaya çalışmasına da seyirci kalır.
 
Hayatını bu şekilde yaşamaya devam edebilmesinin tek sebebi de, “Allah’ın bin yılda, iki bin yılda bir tane” yaratacağı kadar güzel bir kadın olması, parayla tutulan katillerin bile onu öldürememesi olarak verilir.2,3 Bu koşullar altında, yalnızca oğluna karşı duyduğu büyük sevgi nedeniyle köyde kalan Esme, sonunda onun tarafından öldürülür.
 
Yaşar Kemal Esme karakterini, namus kurallarının tamamen erkek egemen bir şekilde yaratılmış olmasının, bu kanunların aslında haksız olanlar için nasıl işlediğinin ve etraftaki insanların işin arka planını tamamen göz ardı ederek nasıl insanları yargılayabildiğinin iyi bir örneği olarak kullanılır. 
 
Dipnotlar

s. 29
s. 81
3 s. 85

Roman, merkezdeki karakter Hasan'a ve Hasan'ın iç dünyasına yoğunlaşır.

Romanda kayda değer yer ayrılan karakterlerden bir tanesi de, Hasan’ın “Büyükanası”, yani hikayenin başında öldürülen Halil’in annesidir. Romanın başından sonuna kadar Hasan’ın annesini öldürmesi yönünde baskı yaratan Büyükana, aslında oldukça tek boyutlu bir karakter olarak karşımıza çıkar.1,2,3  Zira, roman boyunca gözüktüğü bütün sahnelerde tek yaptığı, farklı cümleler kullanarak diğer oğullarını veya Hasan’ı Esme’yi öldürmeye ikna etmeye çalışmaktır.
 
Buna karşın, edebi bir anlamda Büyükana’yı tek boyutlu bir karakter olarak tanımlamak doğru olmayacaktır. Yaşar Kemal’in anlatısında Büyükana daha çok bir “sembol” olarak kullanılır: Namus kavramı etrafında şekillenen töreyi, geleneği temsil eden Büyükana, Esme yaşadığı sürece hayatını yalnızca onun öldürülmesi düşüncesine adayabilir.
 
Öyle ki, romanın sonunda artık iyice yaşlanmış, hasta bir hale geldiğinde ölmeyi bile reddeder:
 
“Ölüyorum ya, ölmeyeceğim Hasan. Ben ölürsem kim alacak, kim kaldıracak oğlumun kanını yerden Hasan. Hiçbiriniz adam çıkmadınız."4


Dipnotlar

s. 23
s. 33
3 s. 84
s. 84