Yılanı Öldürseler Yaşar Kemal

Zaman ve Mekan
Namus (Töre) Cinayetleri
Kurgu, Dil ve Anlatı Üslubu


Romanın temel mekanlarından Anavarza Kayalıkları

Roman, Yaşar Kemal’in pek çok romanı gibi Çukurova’da geçer. Ancak Yaşar Kemal, belli noktalarda ismini verdiği yerler haricinde, romanda zaman ve mekanı fazla ön plana çıkartmaz. Eser boyunca asfalt yollardan, jandarmalardan, otobüs ve biçerdöverlerden bahsedildiği için, hikayenin modern bir dönemde geçtiği anlaşılabilir.
 
Romanın temel meselesi olarak tanımlayabileceğimiz namus ve töre cinayetleri, bu bölgenin geleneğinin uzun süredir devam eden parçaları olduğu için, bu romanda zamanın ve mekanın tam olarak neresi olduğunun fazla önemli olmadığı söylenebilir.
 
Yılanı Öldürseler’de zaman açısından daha kayda değer olan, yazarın hikayesini anlatım biçmidir. Hikayesinde doğrusal bir anlatım kullanmamayı tercih eden yazar, Hasan’ın iç dünyası ve kullandığı anlatıcı etrafında karmaşık bir kurgu inşa eder. Hasan’ın annesini öldürdüğü sırada başlayan roman, daha sonra sık sık geriye dönerek bu süreci anlatır, annesi, babası ve Abbas arasındaki aşk üçgenini betimler, hatta “geleceğe” giderek, Hasan’ın hapishane günlerinden parçalar sunar.
 
Böylece, Yaşar Kemal zaman açısından doğrusal bir yapıyı takip etmese de, bütün hikayeyi etraflı bir şekilde okuyucuya ulaştırmış olur. 
 


Namus cinayetlerini gösteren bir harita. Türkiye'nin de dahil olduğu kırmızı ile gösterilen ülkeler, namus cinayetlerinin yoğun olarak işlendiği bölgeleri göstermektedir.

Yüz iki sayfalık kısa bir roman olan “Yılanı Öldürseler”, büyük ölçüde tek konuya yoğunlaşan bir edebiyat eseridir. Romanın merkezinde, Halil – Esme – Abbas arasındaki aşk üçgeni sonunda Halil’in öldürülmesi ve bu ölümden sorumlu tutulan Esme’den öç alınması meselesi vardır.
 
Yaşar Kemal, romanda oldukça açık bir şekilde bu ataerkil namus anlayışını eleştirir. Önemli Karakterler bölümünde Esme sekmesi altından da okuyabileceğiniz gibi, Esme aslınca kocası Halil’i Abbas ile gerçek anlamda aldatmış değildir. Esme zaten Abbas’ı sever, fakat bir gece Halil tarafından kaçırılır, onun tecavüzüne uğrar ve zorla evlendirilir.1 Bunu aşkına ve gururuna yediremeyen Abbas’ın Halil’i öldürmesi, romandaki namus meselesinin temelindeki olaydır.
 
Bir başka deyişle Esme, gerçekten sevdiği adam, zorla kendisini kaçırıp tecavüz etmiş kişiyi öldürdüğü için, Halil’in namusunu kirletmiş olarak değerlendirilir.
 
Romanda namusu sembolize eden en önemli karakter, her konuştuğunda yalnızca “oğlunun kanının yerde kalmamasından” bahseden Büyükana olur. Ancak Büyükana, namus meselesini üstüne alan tek kişi değildir. Esme’nin “yaptıkları”, kısa sürede bütün köy halkının tek meselesi haline gelir. 71 – 72. ve 96 – 97. sayfalarda örneği görülebileceği gibi, köy halkının roman boyunca yaptığı tek şey bu namus meselesi hakkında konuşmak olur.
 
Bu namus meselesinin, farklı boyutları da irdelenebilir. Büyükananın ve amcalarının Hasan üzerinde kurduğu baskılar, bunun ilk boyutudur. Babasının ölümünden sonra ona öç alması için bir tüfek veren, bu tüfeği kullanmayı öğreten amcaları, doğrudan anasını öldürmesi gerektiğini söyleyecek kadar ileri gider.2 Büyükana ise, oğlu Halil’in meziyetlerini anlatmanın ötesinde, sürekli olarak Hasan’ın anasını kötüler3 ve soyu üzerindeki bu leke temizlenmeden ölmeyi bile reddeder.4
 
Babasının kanının yerde kalmaması ile ilgili yorumlar Hasan’ı etkilemediğinde, Büyükana farklı “stratejiler” denemekten de geriye kalmaz. Babasının bir “hortlak” olarak geri döndüğü yönündeki söylentileri farklı şekilde yorumlayan Büyükana, onun sadece “kanı yerde kaldığı için değil, sevdasından da hortladığını söyler”.5 Anası hayatta kalırsa, başka biriyle evlenmesi gerekeceği için, Büyükana Hasan’a babası gibi bir yiğidin yatağına başka bir erkeğin girmesinin doğru olup olmayacağını sorar. Anasının her gün yatağına başka erkekleri aldığını söyleyen Büyükana, Hasan’ı bu şekilde öfkelendirip, annesini öldürmeye ikna etmeye çalışır.6


Romanın merkezi ögelerinden bir tanesi, Hasan'ın babası Halil'in bir "hortlak" olarak geri döndüğü yönündeki söylentidir. 
 
Yukarıda bahsedilen “hortlama” meselesi, köy ahalisinin bu işin dışında kalamamasının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Köyün bazı sakinleri, Hasan’ın babası Halil’in “kanı yerde kaldığı için” bir hortlak olarak geri döndüğünü, cehennemde zebaniler tarafından işkence gördüğünü; kedi, köpek, sümüklüböcek, kertenkele gibi hayvanlar olarak tekrar tekrar dünyaya geri gönderildiğini söyler.
 
Romanın gerçekçi yapısı içinde bu durumun “gerçek” olması mümkün olmasa da, henüz çocuk yaşta, hemen her gün bu dedikoduları dinleyen Hasan, bunlardan fazlasıyla etkilenir. Özellikle romanda üzerinde yaratılan şu gibi psikolojik baskılar, namus meselesinin onun hayatının merkezi unsuru olmasını sağlar:
 
“İnsan babasını, kanından geldiği bir adamı kıyamete kadar sümüklüböcek olmaya mahkum eder miydi, hem de kendi eliyle…”7
 
Arka Plan bölümünden daha detaylı okuyabileceğiniz namus cinayetleri konusunun bir uzantısı da, elbette, bu cinayetin bir çocuğa işlettirilmeye çalışılmasıdır. Bu bölümde okuyabileceğiniz gibi, bu niyetin arkasında alınacak cezanın boyutu önemli bir rol oynasa da, bu işi yapacak kimsenin bulunmaması Esme’nin güzelliği ve insanların korkusu gibi başka sebeplere de bağlanır. Güzelliği nedeniyle kimse tarafından öldürülemeyen Esme’ye, Halil’in babasının en küçük kardeşi, Ali bile aşık olur. Ama öte yandan, Esme’nin kardeşlerinin intikam alabileceği düşüncesi ve Abbas’ın kardeşlerinden, akrabalarından korkulması da, bu cinayetin işlenmesine engel olabilecek unsurlar olarak öne çıkar.8, 9 Bu durumda, cinayeti onlar tarafından cezalandırılamayacak olan Hasan’ın işlemesi, daha “güvenli” bir yol olarak görülür.
 
Sonuç olarak, Yaşar Kemal romanın genelini ayırdığı bu konuyu, pek çok boyutuyla şiddetli bir şekilde eleştirir. Hikayenin sonunda Hasan’ın baskılara boyun eğerek annesini öldürmeyi tercih etmesi, romanın sonunun da “aniden” gelmesine yol açar – zira Hasan, toplumun kendisinden beklediklerini yaparak, bu bütünün bir parçası haline gelir.
 
Dipnotlar

s. 29
s. 24
3 s. 33
s. 84
5 s. 93
6  s. 93
s. 53
8 s. 42
s. 61

 


Yılanı Öldürseler, “ne anlattığı” ile, “sonunda ne olduğu” ile değil, ele aldığı konuyu anlatım şekliyle öne çıkan bir romandır. Roman, geleneksel bir yapıdan oldukça uzak bir şekilde yazılmıştır. 

Yılanı Öldürseler, klasik bir roman yapısından uzak şekilde ilerler. Bu konuyu farklı bir şekilde ele almak için, romanın içeriği ve sunuşu bir arada kullanılabilir.
 
Romanı okuduğunuzda, hikayenin temel kurgu öğesinin Hasan’ın annesi ile ilgili alacağı karar olduğunu görebilirsiniz. Zira bütün hikaye, Hasan’ın üzerindeki namusunu temizleme baskısına ve onun bu baskı altında ne yapacağı sorusuna ayrılmıştır.
 
Bu noktada, normal şartlarda edebiyat analizlerinde fazla rol oynamayan bir unsur olan kitabın arka kapağı işimize yarayabilir. Kitapların arka kapakları, çoğu zaman bir kitapla ilgili övgülere ve eserin içeriği hakkında kısa bir bilgilendirme yazısına ayrılır. Yapı Kredi Yayınları’nın güncel baskılarında, kapağın arkasında yazan ilk cümle şu şekildedir:
 
“Hasan aile onuru uğruna akrabaları ve köylülerin baskısıyla annesini öldürmek zorunda kalır.”
 
Bir yayıncının, kitabın bütün olay örgüsünü açıkça ortaya koyan bu cümleyi, normal şartlarda kitap daha satın bile alınmadan okunabilecek bir yere koyması çok tuhaf gözükebilir. Ancak bu tercih, aynı zamanda romanın yapısını da çok net bir şekilde ortaya koyar. Yılanı Öldürseler, “ne anlattığı” ile, “sonunda ne olduğu” ile değil, ele aldığı konuyu anlatım şekliyle öne çıkan bir romandır.
 
Yaşar Kemal, bir yandan kendi yazarlık anlayışına uygun olarak romanı önemli bir toplumsal konunun eleştirisine ayırır. Diğer taraftan, bu konu kendi annesini öldürerek bir namus cinayeti işlemesi beklenen dokuz yaşındaki Hasan’ın iç dünyasında yaşandığı şekilde anlatılır. Bu bağlamda, eserde klasik bir romanın yapısı ve doğrusal bir zaman akışı yoktur. Olaylar yaşandıkları sırayla değil, karmaşık bir sırayla, farklı bilgiler okuyucuya farklı anlarda sunulacak şekilde gelişir.
 
Yaşar Kemal, romanını birinci şahıs anlatıcı ile üçüncü şahıs anlatıcının bir karışımı ile okuyucuya sunar. İlk olarak 17. Sayfada net ve kendine ait bir sese kavuşan birinci şahıs anlatıcı, Hasan’ı hapishanede tanıdığını söyler ve onun hapishane günlerini kendi gözünden anlatır. Romanın sonunda, Hasan hapisten çıkıp Çukurova’ya geri döndüğünde nasıl bir hayat sürdüğü de yine aynı yöntemle okuyucuya aktarılır.
 
Ancak, bunun dışında romanda birinci şahıs anlatıcı ne bir karakter olarak, ne de bir edebi odak olarak rol oynar. Hasan’ın başından geçen hikayeyi anlattığı sırada yalnızca bu karakterin iç dünyasına yoğunlaşan bir üçüncü şahıs anlatıcı kullanan Yaşar Kemal, bu anlatıcı türünde de farklı kullanımlar denemekten geri kalmaz.
 
Eserin dili, bu açıdan değerlendirilebilecek ögelerin ilkidir. Roman, Yaşar Kemal’in pek çok romanında gördüğümüz anlatı üslubundan farklı değildir: Yazar sade, akıcı bir dil kullanır. Özel isimlere getirilen eklerin, daha “doğal” okunabilmeleri için kesme işaretleriyle ayrılmaması gibi yazarın pek çok romanında yaptığı tercihler, burada da görülür. Ancak Yılanı Öldürseler’de dikkat çekici bir nokta daha vardır. Eseri dokuz yaşında bir çocuğu odak noktasına yerleştirerek yazan Yaşar Kemal, belli noktalarda dili de buna uygun hale getirir. Örneğin, 8. sayfada şöyle bir cümle yer alır:
 
“Gecede, çok uzakta uzuuuuun yankılanan kurşun sesleri, cıv cıv cıv. Cıııııv, diye gecede yankılanıyordu.”
 
Bu tür “çocuksu” bir anlatıya verilebilecek farklı örnekler, romanın başlarında, 10. ve 12. sayfalarda da görülür.
 
Yazarın, namus algısını ve namus cinayetlerini eleştirmek dışında bu romandaki amacı, böyle bir cinayet işlemek zorunda bırakılan bir çocuğun nasıl hissedeceğini okuyucuya göstermektir. Yaşar Kemal, bunu betimlemelerle veya Hasan’ın ne hissettiğini “söyleyen” cümlelerle yapmaktansa, bu boğucu, bunaltıcı, baskı yaratıcı atmosferi okuyucuya da yaşatarak göstermeye çalışır.
 
Hasan’ın iç dünyası, hissettikleri, yaşadıkları okuyucuya sunulduğu gibi, gerçeklik de onun algıladığı şekilde gösterilir. Bu durum, romanın çeşitli sembol ve motiflerle doğaüstü bir boyut kazanmasını da sağlar. Yaşar Kemal’in gerçekçiliğinde başka romanlarında da görüldüğü gibi, zaman zaman doğaüstü, neredeyse fantastik ögeler görülebilir.


"Kırmızılar"
 
Bu romanda Hasan’ın hortlayan babası, onun insanlara söyledikleri, çeşitli hayvanlara dönüşmesi, “kırmızılar”, Hasan’ın sürekli olarak “kırlangıçlar, yangınlar, yılanlar, ölü leylekler tarafından kovalandığını” hissetmesi 1, 2 hep roman içinde kullanılan doğaüstü ögeler olarak karşımıza çıkar. Elbette, bunların “gerçek” olma ihtimali yoktur, zira yazılan roman fantastik veya büyülü gerçekçi bir eser değildir – ancak kendisine söylenenlerle, annesini öldürme baskısıyla ve henüz bir çocuk olmasıyla, Hasan bunları kendi algısında gerçekmiş gibi yorumlar.
 
Yaşar Kemal’in kullandığı farklı anlatı yöntemlerinden bir tanesi de, köyde konuşulan şeyleri diyalog halinde sunmasıdır. Halil – Esme – Abbas üçlüsü arasında yaşanan olaylar bütün köy halkının en önemli uğraşı haline geldiğinden, bu konuda yapılacaklar köy halkının da merakını cezbeder. Yaşanan her gelişmede, köylülerin konuşmaları ve fikirleri de sunulur.
 
Özellikle Hasan’ın Esme’yi öldürüp öldürmeyeceği konusu etrafında şekillenen bu sayfalar, bu konuyla ilgili farklı görüşleri savunan, kimin konuştuğu belli olmayan “saf” diyaloglar halinde sunulur.3, 4 Bu diyalogların romana dahil edilmesi, insanların bu konuda söylediği farklı şeyleri okuyucuya aktarmayı, olayların karşıt bakış açılarından değerlendirilebilmesini sağlar. Ancak temel amaç, yine bunların Hasan üzerindeki etkisini göstermek, insanların durmaksızın kendi hayatıyla ilgili yorumlar yapmasının onun üzerinde nasıl bir etki yarattığını anlamaktır.
 
Tüm bunlar, Yılanı Öldürseler’i anlattığı hikaye, değindiği konular ve getirdiği toplumsal eleştiriler kadar, anlatı yöntemi açısından da kayda değer bir roman haline getirir.
 
Dipnotlar

s. 87
s. 92
3 s. 71 - 72
s. 96 - 97