Ayaşlı ile Kiracıları Memduh Şevket Esendal

Anlatıcı
Dr. Fahri
Halide
Turan
Hasan Bey ve Ayaşlı İbrahim Efendi
Selime
 
Ayaşlı ile Kiracıları romanında, tüm olaylar ismi verilmeyen bir Anlatıcı vasıtasıyla okuyucuya ulaştırılır. Anlatıcı, romanın temel kurgusu içinde garip bir konumda bulunur. Ayaşlı’nın evinde yaşayan karakterlerin pek çoğunun aksine, onun iyi gelirli, toplumda saygı görecek bir konumu vardır. Bir bankada çalışan Anlatıcı, iyi eğitimli, kültürlü, aydın bir kişi olarak, bu evde yaşayan insanların hem içinde, hem de biraz dışında yer alır.
 
Bu, onu romanın “anlatıcısı” olmak için ideal bir konuma yerleştirir. Olayların biraz dışında yer aldığı ve romandaki kişilerden biri olmadığı için, onlar hakkında gözlemler yapması, onların hayatlarını aktarması ve çeşitli değer yargılarına varması daha kolay hale gelir.
 
Gerçekten de, roman boyunca özellikle evlilik, aşk, kadın – erkek ilişkileri gibi pek çok konuda ahlaki düşüncelerini belirtir, hiçbir zaman çok açık bir şekilde yargılamasa da, katılmadığı davranışları ve ahlaki konuları açıkça okuyucu ile paylaşır.
 
Anlatıcı’nın ahlaki yapısının, modern ile tutucu arasında bir yerde olduğu söylenebilir. Kendisi kesinlikle tam anlamıyla tutucu bir karakter olarak tanımlanamaz, zira içki içmek, evlilik dışı ilişkiler yaşamak, hatta evli bir kadınla birlikte olmak onun yapmayı göze alabildiği davranışlardır. Fakat tam anlamıyla Batılılaşmış, geleneksel yapılara tamamen ters düşen görüşlere sahip olduğu da söylenemez. Evliliği, kadın-erkek ilişkilerini  geleneksel değerlere yakın bir şekilde savunur, Halide’nin çocuğunu aldırma çabasına bilinçli olarak karşı çıkar ve roman boyunca evlenebileceği, “düzgün” bir kız arar.
 
Bu noktada, Anlatıcı’nın ahlaki düşüncelerinin çok basit olmadığının altı çizilmelidir. En yakın arkadaşı Dr. Fahri ile yaptığı konuşmalarda, evleneceği kızın daha önceden cinsel ilişki yaşamamış olmasına önem verildiği anlaşılır, fakat sonuç olarak Selime ile, daha önceden evlenmiş ve bakire olmayan bir kadınla evlenir.
 
Bu durum, Anlatıcı’nın bu tarz etiketlerden çok yaşam tarzlarına ve duruşlara önem vermesi ile açıklanabilir. Selime daha önceden cinsel ilişki yaşamış olmasına karşın, bunu bir evlilik sırasında gerçekleştirmiş, Anlatıcı’nın Ayaşlı’nın evinde gördüğü kadınlar gibi her türlü serbestliği benimsememiştir. Bu açıdan, Turan, Cavide, Halide gibi kadınlar Anlatıcı’nın ahlaki yapısının dışında kalırken, Selime bu yapıya uygun bir kadın halini alır.
 
Kadın – erkek ilişkileri dışında da, Anlatıcı’nın çeşitli karakter özelliklerinde ilginç çelişkiler tespit edilebilir. Toplumun üst kesimlerine mensup olan bir karakter olarak Anlatıcı, Halide, Raife, Ziynet gibi karakterlerle yakın denilebilecek ilişkiler kurmaya, çeşitli sıkıntılarında onlara yardımcı olmaya çalışır; bu açıdan sınıfının temsil ettiği bazı normların dışına çıktığı söylenebilir.
 
Ama, yeri geldiğinde bu karakterleri kendisinden aşağı bir konumda gördüğü de romanda belirtilir. Cavide ile arasında bir ilişki yaşandığı dedikodusu ortaya çıkınca, Anlatıcı’nın “canı sıkılır”, “hizmetçilerin, hastabakıcıların, şunun bunun ağzına düştüğünü” söyleyerek “niye bu kadınlarla yüz göz olduğunu” sorgular.1
 
Romanın sonunda, Anlatıcı’nın Hasan Bey’in kızı Selime ile evlenmesi, bu karakter için mutlu bir son teşkil eder. Roman boyunca bir aile kurmaya çalışan, yalnızlık ile aileyi birbirinin karşısına koyarak değerlendiren Anlatıcı’nın hikayesi, Ayaşlı’nın evindeki hayatın dağılması ile yeni ve iyimser bir sona ulaşır.

1s. 151
 
Dr. Fahri, romanda Anlatıcı’nın en yakın arkadaşı olarak tanıtılır ve özellikle kitabın ikinci yarısından sonra, hikayenin merkezinde yer alır. Fahri’nin bir roman karakteri olarak en önemli fonksiyonlarından bir tanesi, hikayenin temel kurgusunun biraz dışında yer almasıdır: Ayaşlı’nın dairesini ve burada yaşayan kiracıları romanın temel kurgusu olarak belirleyen Memduh Şevket Esendal, Dr. Fahri’yi bu küçük dünyanın dışındaki bir karakter olarak kullanır. Bu sayede, Dr. Fahri Anlatıcı’nın yaşadığı olaylara alternatif bir perspektif sunar.
 
Çok etkileyici bir dış görünüşü olmasa da, Dr. Fahri roman boyunca iyi niyetli ve sevecen bir karakter olarak betimlenir. Anlatıcı ile yaşadıkları diyaloglar, romanın genel diliyle doğru orantılı olarak, iki arkadaşın yakın ilişkisini gerçeğe yakın bir şekilde yansıtacak şekilde kurgulanmıştır.
 
Bu anlamda, Fahri ile Anlatıcı’nın yer yer birbirlerine takıldıkları, yer yer birbirlerine içtenlikle destek oldukları sahneler, ikili arasındaki arkadaşlığı ve romanın gerçekçi doğasını yansıtır ve romana bu açıdan da derinlik kazandırır.
 
 
Roman boyunca, Ayaşlı İbrahim Efendi’nin evinde üç farklı kadın çalışır: Halide, Raife ve Ziynet.
 
Bu karakterlerin tamamı Anlatıcı ile birebir ilişki kursa ve hepsi romanın belli noktalarında önemli roller üstlense de, hiçbirisinin rolü Halide’ninki kadar detaylandırılmaz.
 
Anlatıcı’nın yansıttığı ahlak dünyasının dışında yaşayan bir karakter olarak kullanılan Halide, romanda karşımıza çıkan kadın karakter portrelerinden biri olarak da dikkat çeker. Anlatıcı ile Halide, pek çok konuda birbirlerine ters düşerler. Anlatıcıya göre Halide gibi bir kadının evlenip bir “kocaya varması” gereklidir, fakat Halide bu fikre ciddi bir şekilde karşı çıkar. Romanın başında hamile olan Halide, çocuğunu bilinçli bir şekilde düşürmeye çalışmaktadır. Anlatıcı ise bu fikre şiddetle karşı çıkar, Halide’nin çocuğu doğurup büyütmesi gerektiğini savunur. Anlatıcı’ya göre boşanmanın kaldırılması pozitif bir durumdur, ancak Halide bu yasayı şiddetle eleştirir.
 
Memduh Şevket Esendal, bu karşıtlıkları yazarken, Halide’nin bakış açısının da geçerli noktaları olduğunu göstermeye dikkat eder. Anlatıcı’nın savunduğu fikirler ideal bir dünyada “ahlaki” kararlardır, ancak Halide’nin tüm fikir ayrılıklarında ifade ettiği düşüncelerde haklılık payı vardır. Annesi – babası olmayan bir kadın olarak kendisine iyi bakabilecek, kendisine iyi davranacak bir kocaya varması imkansızdır; çocuğunu düşürmeyip doğurduğu takdirde çocuğu açlık ve yokluk içinde büyüyecek, büyük acılar çekecektir; boşanmanın kaldırılması ise erkekleri mutlak bir evliliğe mahkum ettiği için, Halide’nin çevresindeki erkekler evlenmek yerine metres hayatı yaşamayı tercih etmektedir.
 
Tüm bunlar düşünüldüğünde, Anlatıcı Halide’yi bir karakter olarak eleştirdiği kadar, onu bu duruma düşüren toplumsal gerçekleri de eleştirir. Halide bu değişen sosyal yapı içinde kimsesi olmayan, fakir kadınları temsil eder ve onların yaşadığı zorlukları okuyucuya gösterir.
 
Belki de bu yüzden, Anlatıcı daha sonra Ayaşlı’nın dairesinde çalışmaya başlayan Ziynet’i daha kibar ve daha bilgili olarak görse de, kendisine karşı her zaman olduğu gibi davranan, dürüst ve iyi niyetli Halide’nin “daha iyi olduğunu” söyleyecektir.1

1s.126
Halide ve Selime gibi, Turan Hanım da romandaki farklı kadın tiplemelerinden bir tanesi olarak kullanılır. Ayaşlı’dan kiraladığı odada önce kendi arkadaş çevresiyle kumar oynayan, daha sonra bu “hobi”yi bir gelir kaynağına çeviren Turan, Ankara’nın değişen, bir anlamda yozlaşan yüzünü ortaya koyar. Turan Hanım bağımlılık derecesinde kumar oynayan, etrafındaki insanların kumar oynamasını sağlayan, serbest bir cinsel hayat sürdüren, rahat bir kadın olarak resmedilir.
 
Tüm bunları evli olduğu halde yapması ve ciddi anlamda flört ettiği Anlatıcı’ya kendisinin ne ilk, ne de son flörtü olduğunu söylemesi bu karakter yapısını güçlendirir, onu kötü anlamda modernleşmiş bir kadın haline getirir.
 
Bu noktada, Turan Hanım’ın varlığının Anlatıcı’nın karmaşık, yer yer çelişkiler barındıran ahlak anlayışını da daha iyi ifade ettiğinin altı çizilmelidir. Anlatıcı Turan Hanım’ın davranışlarını onaylamadığını açıkça belli etse ve Dr. Fahri’nin Turan’a getirdiği eleştirilere çoğu zaman sessiz kalsa da, onunla bir ilişki yaşamaktan da geri kalmaz ve Turan Hanım kendisine soğuk davrandığı, Ayaşlı’nın evinden ayrılıp onu bir daha aramadığı zaman ciddi anlamda üzülür.
 
 
Ayaşlı İbrahim Efendi, romanın temel kurgu öğesi olan evin sahibi ve başlıkta adı geçen “Ayaşlı” karakteridir. Yaşlıca bir adam olan Ayaşlı İbrahim Efendi, yıllar boyunca (eşkıyalık da dahil) çeşitli işlerle meşgul olduktan sonra, bu evi kiralar ve odalarını farklı insanlara kiraya vermeye başlar.
 
Romanda konu alınan sosyal çevreyi yaratan ve var olmasını sağlayan karakter, Ayaşlı İbrahim Efendi’dir.
 
Hasan Bey ise, romanın henüz ilk bölümlerinde, Anlatıcı’nın ağabeyi vasıtasıyla tanıdığı, kendisinden yaşça büyük bir karakter olarak tanıtılır. Romanın ilk bölümlerinde Anlatıcı ile yakın bir ilişkiye sahip olacakmış gibi gözüken Hasan Bey, gerçekten de onunla roman boyunca çok iyi anlaşır, fakat onu asıl dikkate değer kılan, Ayaşlı İbrahim Efendi ile yaşadığı dostluktur.
 
Ayaşlı ile Hasan Bey’in yaşamlarında, ikisini birbirine yakınlaştıran çeşitli ortak noktalar vardır. Yazarın kendi anlatımına göre, her ikisi de:
 
“Köyde doğmuş, bey olarak büyümüşlerdi. Eğer zaman yaşatmak isteseydi, bunlar ikisi de birer derebeyi olacaklardı. Hayat bu yolu kapadığından, Hasan Bey kahve dedikoducusu, kabadayı, işadamı, Ayaşlı da hilekar, alışverişçi oldular.”1
 
Fakat romandaki üslupları, yaşanan olaylara verdikleri tepkiler ve davranışları, bu ikilinin aslında karakter olarak tam da birbirinin aynı karakterler olmadığını net bir şekilde ifade eder. Esendal, “kazanmak için Ayaşlı’nın yaptıklarının yüzde birini Hasan Bey’in yapmayacağını”, “Hasan Bey’in rüşvet alan, Ayaşlı’nın ise rüşvet almayan, ya da rüşvet alıp kendilerine verilen işi yapmayan memurlara sinirlendiğini açıklar.2
 
Parayı kazanma konusundaki farklılıklarına rağmen, Ayaşlı ve Hasan Bey parayı harcama konusunda birbirine fazlasıyla benzer. İkisi de topluca yenilen yemeklerden, birlikte içki içmekten hoşlanır. Romanın sonlarına doğru, ikili arasındaki ilişki o kadar kuvvetli hale gelir ki, Hasan Bey öldüğünde bu duruma en çok üzülen karakterlerin başında Anlatıcı ile birlikte Ayaşlı İbrahim Efendi gelir. Kendisi öldüğü zaman da, vasiyetindeki en önemli madde, arkadaşı Hasan Bey’in yanına gömülmek olur.

1s.31
2s.33
 
“Hasan Bey’in kızı” olarak ilk bölümlerden beri ismi geçen, fakat babası hayatını kaybedinceye kadar gözükmeyen Selime, romanın son bölümlerinde son derece önemli bir rol oynar. İlk görüştükleri andan itibaren Anlatıcı ile bir yakınlık kuran Selime, Ankara’ya geldikten sonra Ayvalık’a geri dönse de, bir süre sonra buradan geri dönerek Anlatıcı’nın evlenme teklifini kabul eder.
 
Selime’nin karakteri ile ilgili önemli noktalardan bir tanesi, Anlatıcı’nın karmaşık ahlak anlayışının bir başka boyutunu daha göstermesidir. Roman boyunca Anlatıcı, genellikle aile yapısına saygı duyan, muhafazakar görüşler belirtir: Boşanmaya karışıdır, bir kadın hamile kaldıysa çocuğunu doğurması gerektiğini düşünür ve tek başına ayakta durmaya çalışan kadınların mutlaka “kocaya varması” gerektiğini savunur. Dr. Fahri ile yaptığı sohbetlerde, evlilik için düşünülebilecek kadınların daha önce cinsel ilişkiye girmemiş olması, bu yönde bilinçli ve tutucu olması önemli bir etken gibi gözükür.
 
Fakat, Selime Anlatıcı’nın bu kriterlerinin pek çoğuna uymaz. Daha önceden Anlatıcı’nın sınıf arkadaşlarından, ciddi bir alkolik olan Ziya Bey ile evlenmiş ve daha sonra boşanmıştır. Selime'nin boşanmış olması ve daha önceden cinsel ilişki yaşamış olması, Anlatıcı’yı rahatsız etmez.
 
Bu durum, aslında Selime’nin romandaki kadın “tiplemeleri” içinde yer aldığı konum ile de ilgilidir. Halide gibi kimsesiz kalmış, oradan oraya sürüklenen karakterlerin ve Turan Hanım gibi, devrin değişmesi ile “yozlaşan” kadınların aksine, Selime ağırbaşlı, sakin, ailesine ve aile yapısına önem veren bir karakter olarak gözükür.
 
Bu nedenle, daha önceden evlenmiş olması Anlatıcı’yı rahatsız etmez. Onun için önemli olan, bir kadının geçmişi ve yaptıkları değil, genel tutumu ve hayata yaklaşımıdır. Selime de, bu kriterler içinde Anlatıcı’nın ahlak anlayışına uyan bir kadın olarak görülür