Ayaşlı ile Kiracıları Memduh Şevket Esendal

Memduh Şevket Esendal
Ankara
Mübadele

Ayaşlı ile Kiracıları, yazarı Memduh Şevket Esendal’ın hayatından çeşitli etkiler taşır. 1883 yılında doğan ve 1952 yılında hayatını kaybeden yazar, Osmanlı Devleti’nde II. Abdülhamit dönemini, Meşrutiyet’i ve İttihat ve Terakki partisinin yönetimini yaşadığı gibi, Cumhuriyet'in ilanından sonra Türkiye Cumhuriyeti yıllarını da yaşar; bu sayede toplumun yaşadığı değişimleri birinci elden gözlemleme fırsatı bulur. Ayaşlı ile Kiracıları romanının temel amacı da, yeni başkent olan Ankara’nın Cumhuriyet döneminde nasıl geliştiğini, bu değişimin toplum üzerinde nasıl etkiler yarattığını ve ne gibi hayatlara yol açtığını göstermektir.
 
Hayatı boyunca düzenli bir eğitim alamayan ve kendi deyişiyle ilkokul mezunu bile olmayan Memduh Şevket Esendal, yabancı dil, edebiyat ve benzeri konularda resmi bir eğitim almamış; kendi kendini geliştirmiştir. Ayaşlı ile Kiracıları’nda kullanılan günlük konuşma dili ve “rahat” anlatı üslubunun, yazarın bu özelliği ile açıklanması mümkün olabilir.1
 
Bu genel noktalar romanın büyük bölümünde tespit edilebilecek öğeler olsa da, Memduh Şevket Esendal’ın hayatından bazı olayların da romanda izler taşıdığı görülebilir. Cumhuriyet ilan edildikten sonra Sovyetler Birliği ve Azerbaycan gibi, Rusçanın ağırlıklı olarak konuşulduğu bölgelerde çalışan Esendal, burada Rusça öğrenir ve Rus kültürünü yakından tanıma fırsatı bulur. Romanda İskender ve Şefik gibi karakterlerin Rus kültüründen gelen karakterler olması, hatta Ankara’da buluşup birbirlerinin Rusya ile ilgili geçmişlerini öğrendikten sonra dairelerinde ufak bir “beyaz Rus dünyası kurması”, Memduh Şevket Esendal’ın bu bölgede yaşadığı döneme ve sahip olduğu anılara atfedilebilir.

1Gözcü, Sevim. Ayaşlı ile Kiracıları'nda Anlatıcı Sorunsalı. Bilkent Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi (2004) s.9 - http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0002500.pdf
 





1930'larda Ankara

Romanla ilgili hakim olunması gereken önemli arka plan bilgilerinden bir tanesi de Ankara şehrinin gelişimidir. Kurtuluş Savaşı öncesinde Anadolu’da sıradan, küçük, fazla gelişmemiş bir bölge olan Ankara, Mustafa Kemal’in bu bölgeyi Milli Mücadele’nin merkezi olarak seçmesi ile gelişmeye başlar. Özellikle 1920’li yılların ikinci yarısına ve 1930’lara gelindiğinde, Ankara bilinçli olarak inşa edilen bir başkent görünümünü almaya başlar ve kısa sürede Türkiye’nin en büyük ikinci şehri haline gelir.
 
Fakat, Ankara’da daha önce yaygın olmayan Batılı, “modern” fikirlerin bir anda nüfuz etmesi, yeni başkentin belli açılardan tuhaf bir toplum olmasını da sağlar. Memduh Şevket Esendal’ın Ayaşlı ile Kiracıları romanında aktarmaya çalıştığı temel fikirlerden bir tanesi de bu durumdur: Gençliğinde eşkıyalık yapan, devletin yasa dışı faaliyetlerini durdurması karşısında affettiği Ayaşlı İbrahim Efendi ile, son derece modern, hatta neredeyse yozlaşmış bir hayat yaşayan Turan Hanım’ın aynı çatı altında yaşayabilmesi, bu ani değişim ve gelişim sürecinin bir sonucudur.

 
Romanda özellikle Hasan Bey ve kızı Selime üzerinden ilerleyen, fakat yeri geldiğinde diğer karakterler tarafından da dile getirilen bir mesele, “mübadele” konusudur. Devlet, mübadele nedeniyle Hasan Bey’e Ege bölgesinde bir yerde toprak verecektir, fakat Samsun’dan başlayan bu toprak verme süreci, Ayvalık’a kadar uzanmış ve orada bile tam anlamıyla netlik kazanmamıştır.
 
Mübadele kavramı, Türkiye Cumhuriyeti ilan edildikten sonra Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan bir süreci ifade eder.
 
Osmanlı Devleti, günümüzde hem Türkiye, hem de Dünya tarihçiliğinin yüzeysel boyutunda bir “Türk Devleti” olarak görülür. Oysa, devleti yönetenlerin Türk ve “Türkleşmiş” kişiler olmasına karşın, Osmanlı Devleti topraklarında pek çok farklı etnik kökenden insan yaşamıştır. Türklerin yanı sıra Yunanlar (Rumlar), Ermeniler, Yahudiler, Araplar, Kürtler ve diğer ırklardan pek çok insan, Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alır.
 
Bu etnik kökenlerden en yaygınları arasında yer alan Rumlar, özellikle 19. Yüzyıldan sonra yaşanan olaylar nedeniyle Osmanlı toplumu içinde negatif bir konum elde etmeye başlarlar. 1821 yılında başlayan bağımsızlık hareketi, 1829’da Yunanistan’ın kurulması ile sonuçlanır ve yeni kurulan Yunan Devleti, özellikle Osmanlı Devleti’nde Yunanlıların yoğun olarak yaşadığı bölgeleri kendi sınırlarına katmak için aktif olarak çalışır.
 
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin batısındaki toprakların Yunanistan tarafından ele geçirilmesi bu tarihsel sürecin son halkasını başlatır. Kurulma sürecinde olan Türkiye Cumhuriyeti, Kuruluş Savaşı’nda Yunanistan ile savaşır ve savaş Yunan ordusunun yenilgisi ile sonuçlanır.   
 
Elbette bu noktada, iki ülke arasındaki tarihsel bağ nedeniyle, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Yunanlılar olduğu gibi, yüzyıllar boyunca Osmanlı’nın kontrolünde kalan Yunanistan’da yaşayan Türkler de bulunur. Bu süreçte iki “düşman” ülke haline gelen Türkiye ve Yunanistan için, bu kadar yoğun bir “azınlık” nüfusu istenmeyen bir öğe haline gelmiştir. İki ülke, büyük bir karar alarak, kendi topraklarındaki “azınlıkları” karşı tarafa göndermenin ideal çözüm olacağı konusunda hemfikir olur.
 
Mübadele kavramı, Türkiye’de bu sürece verilen genel addır. Mübadele kararı doğrultusunda, 1923 yılından sonra bir milyondan fazla Yunanlı Yunanistan’a gönderilir, bunun yarısı kadar Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye gelir.
 
Türkiye ve Yunanistan tarihçiliğinde son derece önemli bir konu olan mübadelenin burada daha fazla detaylandırılması mümkün olmasa da, ne Türk devletinin, ne de Yunan devletinin bu zorlu ve acılı süreci doğru yönettiği söylenebilir. Hasan Bey’in sürekli olarak “mübadeleden toprak beklemesi”, fakat bu toprakların hiçbir zaman olarak kendisine teslim edilememesi, bu durumun Ayaşlı ile Kiracıları’ndaki uzantısı olarak okunabilir.