Bir Bilim Adamının Romanı Oğuz Atay



Oğuz Atay'ın Biyografi ile roman türünü deneysel bir şekilde ve iç içe kullanması, bu romanı gerçek anlamda özetlemeyi imkansız ve büyük ölçüde anlamsız hale getirir. 

1. Profesör ve Genç Adam
 
Bir Bilim Adamının Romanı, geleneksel roman yapısından uzak olduğu için romanda yaşanan olayları basit bir özet olarak listelemek mümkün değil. Bu açıdan, romanı “iki boyutlu” bir yapı olarak düşünüp, iki boyutta yaşanan olayları ayrı ayrı özetlemek mantıklı olabilir.
 
Romanın ilk boyutunda, “orta yaşlı profesör” ve “genç adam”ın konuşmaları bulunuyor. Bu ikili, romanda karşımıza çıkan kurgusal karakterler olarak Mustafa İnan’ın hayat hikayesini araştırmaya karar veriyorlar ve onların konuşmaları üzerinden oluşturulan “Mustafa İnan Biyografisi”, romanın temel anlatısı haline geliyor. 
 
Dolayısıyla, bu iki karakterin bir romandan beklediğimiz anlamda “olaylar” yaşadıklarını söylemek çok zor.  
 
Bu iki karakteri ilgilendiren “olaylar”, genç adamın üniversite giriş sınavının sonucunu öğrenmek için İstanbul Teknik Üniversitesi’ne gelmesiyle başlıyor. Bu sırada Mustafa İnan anısına düzenlenen ödül törenini gören genç adam, bu ödülü alan kişi hakkında burada bulunan bir profesörle sohbet etmeye başlıyor ve konu Mustafa İnan’ın hayatına geliyor.
 
Profesör Mustafa İnan’ın hayatını anlatmaya başladıktan sonra, ikisi de bu konuyla daha detaylı olarak ilgilenmek istediklerine karar veriyor. Ölümünden sonra Mustafa İnan ile ilgili bilgiler toplamakta olduğunu gördüğümüz profesör, özellikle İnan’ı tanıyan arkadaşlarından ve öğrencilerinden aldığı bilgilerle onun hayatını anlatmaya, sınav sonuçlarını öğrenmeye gelen öğrenci de bu anlatılanları dinleyip notlar almaya başlıyor.
 
İlerleyen bölümlerde profesörün genç adamı evinde kalmaya davet etmesiyle Mustafa İnan’ı öğrenme ve anlama çabası bir adım daha ileri gidiyor ve romanın iki karakteri doğumundan ölümüne kadar takip ettikleri bu yaşam öyküsünü yazarak “efsanelerden arındırılmış”, detaylı ve isabetli bir Mustafa İnan biyografisi yazmaya koyuluyor.


İstanbul Teknik Üniversitesi Mustafa İnan Kütüphanesi
 2. Mustafa İnan
 
Romanın temel kısmını ise, başlığından da anlaşılacağı gibi, Mustafa İnan’ın yaşamöyküsü oluşturuyor.
 
1911 yılında Adana’da doğan Mustafa İnan’ın çocukluğu zor koşullar altında geçiyor. Ailesinin geçim sıkıntısının yanı sıra, bu dönemde yaşanan savaşlar nedeniyle düzenli ve rahat bir çocukluk geçiremeyen Mustafa İnan, I. Dünya Savaşı’nın ardından Adana’yı Fransızların işgal etmesi nedeniyle kaçıyor ve Cumhuriyet’in ilanına kadar Konya’da yaşıyor.
 
Adana’ya döndükten sonra ilkokulu ve ortaokulu bitiren Mustafa, daha sonra Adana Lisesi’nde okumaya başlıyor. Hayatı boyunca devam edecek olan akademik başarısı da bu dönemde başlıyor. Hiç ders çalıştığı görülmemesine karşın, hafızası ve kimseye fark ettirmeden disiplinli bir şekilde çalışması sayesinde okulun en başarılı öğrencisi haline geliyor ve henüz orta okul yıllarında kendisinden büyük sınıftaki öğrencilere ders vermeye başlıyor. Yaz tatillerinde Adana’da bir kuyumcuda ve eczanede çıraklık da yapan Mustafa, lise yıllarını tüm arkadaşlarına ders veren, tüm öğrencilerle ve hatta öğretmenlerle iyi arkadaş olan, başarılı bir öğrenci olarak geçiriyor ve 1931 yılında liseden mezun oluyor.
 
Asıl planı ailesine destek olabilmek için üniversiteyi en kısa sürede bitirip öğretmenliğe başlamak olan Mustafa, daha sonra İstanbul’a giderek Yüksek Mühendis Mektebi’nin giriş sınavına giriyor ve bu sınavı birincilikle kazandıktan sonra, mühendislik okuyup üniversitede hoca olmaya karar veriyor.
 
Mustafa İnan’ın üniversite hayatı da lise hayatına benzer şekilde ilerliyor. Hem arkadaşları, hem de hocaları arasında popüler olan Mustafa, bu yılları sadece okula ayırmıyor, aynı zamanda İngilizce ve Almanca öğreniyor, İstanbul’da arkadaşlarıyla çeşitli meyhanelere gidiyor ve lise öğrencilerine ders vererek hayatını kazanmaya çalışıyor.
 
Öğrencilerinden biri, Jale Ogan, Mustafa İnan’ın hayatında oldukça önemli bir yere sahip oluyor. Matematik dersleri nedeniyle tanışan Mustafa ve Jale, birbirlerinden hoşlanıyorlar ve Mustafa doktora için İsviçre’ye, Jale de üniversite için Almanya’ya gittiği dönemde de iletişim halinde kalıyorlar.
 
Mustafa İnan doktorasını bitirdikten sonra, 1945 yılında İstanbul’a dönüp profesörlüğe atanıyor. Jale Hanım’la evlendikten sonra Şişli’de sobalı, küçük bir eve taşınan profesör, okulda ders vermenin yanında seminerler düzenliyor, kendisinden yardım isteyen mühendislere, eski arkadaşlarına ve diğer hocalara yardım ediyor ve İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki ilk doktorayı yaptırıyor. Fakat ülkede bilimin ilerlemesi için tüm bu zor işlerin altından kalkan Mustafa İnan, çok az para kazandığı için hiçbir zaman tam anlamıyla konforlu bir hayat tarzına ulaşamıyor.
 
Henüz kırk yaşındayken kendisini fazlasıyla bitkin hissetmeye başlayan Mustafa İnan, bu tarihten itibaren sağlık sorunlarıyla uğraşıyor. Lise ve üniversite yıllarında olduğu gibi, profesörlüğü sırasında da sosyal çevrelerde kendisine yer bulan Mustafa, edebiyatçı Yahya Kemal’in, diğer üniversite profesörlerinin, hatta eski asillerin ve siyasetçilerin düzenlediği toplantılara katılmaya başlıyor.
 
Bu yıllarda ana konuları olarak tanımlayabileceğimiz mekanik, mukavemet ve fotoelastisitenin yanı sıra tarih, edebiyat, felsefe, din ve dilbilgisi gibi konularla da uğraşan Mustafa, hayatının son yıllarında ders vermekten fazlasıyla yorulduğu için biraz daha kendi projelerine ağırlık vermeye başlıyor. Makaleler ve kitaplar yazmanın yanı sıra, Ortaköy’de bir apartmanın inşasına dahil olarak buradan bir ev sahibi olmaya çalışıyor, ancak sağlığı kötüleşmeye devam ediyor.
 
En sonunda Jale İnan’ın ve arkadaşlarının zorlamasıyla tedavi olmaya Almanya’ya gidiyor. Burada dönem dönem kendini daha iyi hissetse de, hastalığına kesin bir çözüm bulunamıyor ve Mustafa İnan 1967 yılında, Freiburg kentinde hayatını kaybediyor.