Bir Düğün Gecesi Adalet Ağaoğlu

Ömer
Tezel
Ayşen

Romanın merkezinde Ömer, Tezel ve Ayşen gibi karakterler yer alır. Ancak Bir Düğün Gecesi, kullandığı farklı kurgu yapısı sayesinde pek çok karakteri detaylı bir şekilde irdeler. 

Bir Düğün Gecesi’nin ana karakteri, aynı zamanda romanın “odak noktasını” da oluşturan Ömer’dir.
 
Ömer, romanda kurgu açısından pek çok rol üstlenir: Kendisini rahat ve ait hissetmediği bir sosyal çevreyi gözlemlemekte olduğu için, “düğün” anlatısı bir bütün olarak Ömer’in eseri gibi düşünülebilir. Bu bağlamda Ömer, yabancı olduğu bir toplumu, bütün absürtlükleriyle gösteren edebiyat karakterleri ile benzer şekilde değerlendirilebilir.
 
Aynı zamanda, romanın bölüm yapısı incelendiğinde, düğünle ilgili ana detayları veren bölümlerin Ömer’in bakış açısından anlatıldığı, diğer karakterlere yoğunlaşan bölümlerin ardından da Ömer’e dönüldüğü görülebilir.
Berna Moran, romanın bu yapısında Ömer’in adeta bir “sunucu” rolü üstlendiğini ifade eder.[1] Gerçekten de, Ömer düğünü okuyucuya sunan, belli aralıklarla mikrofonu başkalarına verip daha sonra geri alan bir konumdaymış gibi değerlendirilebilir. Kurgusal açıdan yaklaşıldığında, Ömer, romanın var olmasını sağlayan öge haline gelir.
 
Bir karakter olarak Ömer, romanda karşımıza iyi niyetli, olgun ama “yorgun” bir karakter olarak çıkar. Her ne kadar içinde bulunduğu ortamdan memnun olmasa da, bu memnuniyetsizliğini Tezel gibi aşırıya kaçan hareketlerle göstermez. İnsanlarla konuşmamak için elinden geleni yapar, ama başka çaresi kalmadığında da, mümkün olduğunca kibar gözükerek, onlarla sohbet eder. Tezel, onun bu tavrını bir noktada “her şeyi fazla ciddiye aldığı için” eleştirir.[2]
 
Romanın diğer ana karakterleri gibi, Ömer de, “fikirlerinden uzaklaşan solcu” yapısına uyar. Romanda kendisiyle konuşmaya çalışan Tuncer ile anısından anladığımız gibi, Ömer bir zamanlar solcu öğrencilerden fazlasıyla saygı gören bir hocadır. Ancak ilerleyen dönemlerde, bazı fikirleri sorguladığı ve bir devrim fikrini sorgusuz sualsiz desteklemediği için, onların gözünden düşer.
 
Bir gün ders verirken kendisine “İn aşağı!” diye bağırılması, onu hayal kırıklığına uğratır. Solcu olduğu için, tıpkı kendisine aşık olan Ayşen gibi, gözaltına bile alınmış olan Ömer, 1972 yılına geldiğinde bu fikirleri biraz daha az önemseyen, konuya çok daha temkinli yaklaşan bir görüntüdedir.[3]
 
Ömer’in Akıbeti (Aşağıdaki bölüm, Dar Zamanlar serisinin bir sonraki halkası “Hayır…” ile ilgili okuma keyfinizi kaçıracak bilgiler içerebilir)


 
Ömer, Dar Zamanlar Üçlemesi’nin bir sonraki kitabı Hayır…’da bir karakter olarak karşımıza çıkmaz. Ancak bu romanda tekrar merkeze dönen karısı Aysel’den boşandığı, bu romanda düğününe gittiği Ayşen ile bir çocuk sahibi olduğu anlaşılır.
 
[1] s. Moran, Berna. Türk Romanın Eleştirel Bir Bakıs. İletişim Yayınları, 2. Baskı. s. 34
[2] s. 70
[3] s. 108

Romanın merkezinde Ömer, Tezel ve Ayşen gibi karakterler yer alır. Ancak Bir Düğün Gecesi, kullandığı farklı kurgu yapısı sayesinde pek çok karakteri detaylı bir şekilde inceler. 
 
Romanın önemli karakterlerinden Tezel, Ömer ve Ayşen’de de görülebilen “fikirlerinden uzaklaşan solcu” yapısını en aşırıya çeken kişidir. Ömer; roman boyunca sadece içki içen, hiçbir şeye inanmayan ve kendisini bir nihilist olarak tanımlayan Tezel’in[1], bir zamanlar ailenin en güzel, en yetenekli, en çağdaş çocuğu olduğunu hatırlar.[2]
 
Adalet Ağaoğlu, bu karakterdeki değişimi bir sır olarak bırakmaz. Bir ressam olan Tezel, katıldığı galerilerden birinde, “devrimci” bir çiftin saldırısına uğramıştır. Aslında kendisiyle aynı fikri paylaşan bu gençler, sosyalist sanatın yalnızca işçi ve fabrikaları konu alabileceğini düşündükleri için Tezel’i eleştirmiş, o kendini savunmak isteyince de suratına tükürüp ona tokat atmıştır. Bu durum, Tezel’i yalnızca solculuktan değil, hayattaki tüm “ciddi” fikirlerden ve inançlardan uzaklaştırır. Öyle ki, düğüne katılmak için otobüse binmeden gittiği Park Otel’in barında arkadaşlarının siyasi konulardan bahsetmesine bile dayanamaz.[3]
 
Oğlu Kerem ile bile gerçek anlamda ilgilenmeyen Tezel, Ömer tarafından da hayatı tamamen boş vermiş bir kadın olarak görülür. Ömer’e göre, Tezel’in yediği tokadı unutması, tekrar hayal kırıklığına uğrama riskini göze alarak herhangi bir şeye inanması mümkün değildir.[4]
 
Tüm bu karamsarlığa rağmen, romanın sonunda Ömer Tezel’de bir “umut ışığı” da görür. Düğünden Tezel ile birlikte ayrılan Ömer, onun her şeye rağmen “yaşamak istediğini” anlar ve bunun bütün düğünden, hatta biraz önce aldığı karısının tutuklanma haberinden bile daha büyük bir şey olduğunu ifade eder.[5]
 
Tezel’in Akıbeti (Aşağıdaki bölüm, Dar Zamanlar serisinin bir sonraki halkası “Hayır…” ile ilgili okuma keyfinizi kaçıracak bilgiler içerebilir)


 
Tezel, Dar Zamanlar Üçlemesi’nin bir sonraki kitabı Hayır…’da bir karakter olarak karşımıza çıkmaz. Ancak, bu romanda yeniden ana karakter olarak karşımıza çıkan Aysel, ona kitabın başında kısa bir mektup yazar.
 
Bu mektuptan, Tezel’in İspanya’nın Madrid kentine yerleştiği ve burada yaşadığı anlaşılır. Üstelik, Tezel burada oğlu Kerem ile buluşacaktır: Bu bilginin veriliş şeklinden, Tezel ile oğlu Kerem’in eskisine göre çok daha yakın olduğu anlaşılır. Hayır…, Tezel’e fazla yoğunlaşmasa da, Ömer’in onun hakkında yaptığı çıkarımın en azından bazı açılardan doğru olduğunu gösterir.
 
Kurgu bölümünde de okuyabileceğiniz gibi, Adalet Ağaoğlu’nun roman boyunca kullandığı anlatı yöntemlerinden bir tanesi, karakterlerin kendi kendilerine, ancak başka birine hitap eder gibi konuşmalarıdır. Tezel’in kendi iç konuşmalarında hitap ettiği karakter Aysel olur.
 
Ölmeye Yatmak’ın ana karakteri Aysel, bu romanda gözükmese de, Tezel’in “vicdanı” ile özdeşleşir. Daha doğru bir ifade ile, Tezel kendi “vicdanını”, içinde yaşayan, içinde konuşan bir Aysel’e benzetir. Tezel, ciddi ve “düşünce gerektiren” bir şey söylediğinde kendisine kızarak “Aysel’leştiğini”[6], kendi inançsızlığından şüphelenmesine sebep olan tek şeyin Aysel olduğunu[7] söyler.
 
Bu inançsızlık, Tezel’in bir zamanlar “önemsediği her şeyin, şimdi kendisini rahat bırakmasını” sağlamaktadır. Genç kadının geriye kalan tek isteği, kendisi için “vicdan azabı gibi olan”[8] Aysel’in de aynı şeyi yapması, yani kendisini rahat bırakmasıdır.[9]
 
[1] s. 30, s. 35
[2] s. 20
[3] s. 28
[4] s. 108
[5] s. 374
 
[6] s. 86
[7] s. 90
[8] s. 75
[9] s. 96

Romanın merkezinde Ömer, Tezel ve Ayşen gibi karakterler yer alır. Ancak Bir Düğün Gecesi, kullandığı farklı kurgu yapısı sayesinde pek çok karakteri detaylı bir şekilde irdeler. 
 
Romanın ismi kendi düğünlerinden gelmesine karşın, gelin Ayşen ve damat Ercan romanda Tezel ve Ömer’e göre arka planda kalır. Ercan, romanda birkaç sahne dışında hiç gözükmez, ama Ayşen kitabın son bölümlerindeki en önemli karakter halini alır.
 
Ayşen’i önemli hale getiren, onun sevmediği Ercan ile evlenme nedenlerini konu alan bölümler olur. İlhan Dereli’nin, yani son derece zengin bir babanın kızı olan Ayşen, bu ekonomik durumuna karşın bir devrimcidir. Devrimci kimlik, Ayşen için oldukça zorlayıcı bir tercih olur.
 
Devrimci olmanın Ayşen’e ilk “olumsuz” etkisi, ailesiyle yaşadığı çatışma olur. Zaten sevgiye dayanmayan bu ilişki, kızlarının “aile şerefini beş paralık ettiğini düşünen” anne ve babasının sert tepkileriyle iyice kötüleşir.[1] Ayşen ise, hayatta sadece parayı düşünen ailesinin bütün varlıklarına rağmen toplumları için hiçbir şey yapmadığına inanır.[2]
 
Ailesi arasındaki bu kopukluk ve onlarla birlikte yaşama zorunluluğu, romandaki en ironik durumlardan bir tanesinin oluşmasına da vesile olur. Ayşen, politik görüşleri nedeniyle göz altına alındığı günleri, hayatının en “özgür” yirmi günü olarak tanımlar.[3]
 
Fakat Ayşen için devrimci olmanın tek zorluğu, ailesini karşısına alması değildir. Onlarla hiç anlaşamıyor da olsa, bir “zengin çocuğu” olduğu için, okuldaki devrimci arkadaşları tarafından ciddiye alınmaz, hatta görüşleri uğruna hapse girmesine karşın, onlar tarafından bir ajan olarak görülür.  
 

Ayşen, bu konularda destek alabileceği insanlar olarak akrabaları Aysel ve Ömer’i görür. Ancak burada da, hem Aysel’in kendisine karşı soğuk tavırları, hem de Ömer ile arasında gelişen “farklı” hisler, durumu daha karmaşık hale getirir
 
Bütün bunlarla birlikte düşünüldüğünde, Ayşen de Ömer ve Tezel gibi “fikirlerinden uzaklaşan solcu” yapısına ulaşır. Devrimci kimliği ile kimseden destek alamayan Ayşen, özellikle kendisini dışlayan arkadaşlarından adeta intikam alırcasına, “egemen güçlerin” en somutuyla, bir generalin oğluyla evlenerek orduyla bir araya gelir.
 
[1] s. 284
[2] s. 289
[3] s. 321