Bir Düğün Gecesi Adalet Ağaoğlu

Zaman ve Mekan
Tema ve Toplumsal Eleştiriler
Kurgu, Dil ve Anlatı Üslubu
 
Bir Düğün Gecesi, zaman ve mekan kullanımı açısından oldukça dikkat çekici bir eserdir. Romanın önemli karakterlerinden Ayşen ile kocası Ercan’ın düğününü konu alan eser, zaman ve mekan olarak bir gece ile sınırlı gibi gözükür: Roman, Ankara’daki Anadolu Kulübü’nde, 26 Kasım 1972 gününde geçer.[1]
 
Adalet Ağaoğlu, romanda kullandığı bölüm yapısı sayesinde okuyucuyu farklı zaman ve mekanlara da götürür. Roma rakamlarıyla ilerleyen bölümler, Ömer’in bakış açısından düğünde yaşananları anlatırken, diğer bölümler bize yaşananları farklı karakterlerin gözünden takip etme imkanı sunar. Bu sayede, Tezel gibi, Ertürk gibi, Ayşen gibi karakterlerin, bu zaman ve mekana nasıl geldiklerini, bu günkü hallerinin nasıl bir geçmişin sonucu olduğunu da görme fırsatı buluruz.
 
Bu bölüm yapısı ile ilgili daha fazla bilgi için, sağ taraftaki kurgu, dil ve anlatı üslubu bölümüne göz atabilirsiniz.
 
Bununla birlikte, romanın amacı sonuç olarak 26 Kasım 1972 gününde Anadolu Kulübü’nde bir araya gelen insan topluluğunu incelemektir. Arka Plan bölümünden daha detaylı okuyabileceğiniz gibi, 12 Mart 1970’teki darbenin etkilerini yoğun olarak taşıyan roman, tek bir gece olarak yarattığı “alt-evren” içinde Türkiye’nin 70’li yıllardaki durumunu gözler önüne serer.
 
Düğüne gelen farklı insanlar, bu insanların farklı siyasi görüşleri ve birbirleriyle etkileşimleri dönemin Türkiye toplumunun bir panoramasını oluşturur. Berna Moran, Adalet Ağaoğlu’nun bu romanda yaptığını, Halide Edib’in Sinekli Bakkal’da kullandığı yönteme benzetir.[2] Sinekli Bakkal’da Rabia, II. Abdülhamid dönemi İstanbul’unu gezerek, buradaki hayattan farklı farklı kesitler sunmuştur. Adalet Ağaoğlu ise, bu yöntemi biraz değiştirerek, farklı kesitleri bir çatı altında toplamayı tercih etmiştir.
 
Romandaki karakterlere ve bunların birbirlerinden farklılığına bakıldığında, bu durum rahatlıkla görülebilir. Kitabın ana karakterleri Tezel, Ayşen ve Ömer, 12 Mart sonrasında “hevesleri kırılan” solcu aydınları sembolize eder.
 
İlhan Dereli, kariyerine ufak bir kasabada avukat olarak başlayan, daha sonra arsa satın alarak, inşaat işine girerek ve en sonunda “bilmemne motorlarının”[3] Türkiye temsilcisi olarak fazlasıyla zengin olan burjuva sınıfını, aynı zamanda Türkiye’nin bu dönemdeki “çarpık kapitalistleşme” sürecini yansıtır. İlhan’ın karısı Müjgan, sadece fiziksel güzelliğini düşünen, şehirli bir insan grubunu temsil ederken, kafasındaki takke nedeniyle düğünün ön sıralarından İlhan tarafından “kandırılarak” çekilen “Hacı Baba” da ülkenin farklı bir boyutunu ortaya koyar.  
 
Arka Plan bölümünde de değindiğimiz gibi, romana adını veren “düğün” 12 Mart sonrası Türkiye’deki siyasi ve toplumsal durumu yansıtan bir alegori olarak okunabilir. Düğünde bir araya gelen ailelerden bir tanesi burjuva sınıfını, diğeri ise orduyu temsil eder. Ordu ve burjuva sınıfının işbirliği ile ilerleyen bir toplum düzeni yaratma çabası, romanda da görüldüğü gibi, en büyük zararı solcu kişilere verecektir.
 
[1] s. 8
[2] Moran, Berna. Türk Romanın Eleştirel Bir Bakıs. İletişim Yayınları, 2. Baskı. s. 34
[3] s. 287
Yalnızca bir geceyi konu alarak, 1970’li yıllarda Türkiye toplumu ile ilgili pek çok gerçeği ortaya koymaya çalışan “Bir Düğün Gecesi”, bu amacıyla doğru orantılı olarak pek çok toplumsal eleştiri içerir.
 
Bunların hepsini burada ele almamız elbette mümkün olmasa da, bazı temaların üzerinden rahatlıkla geçilebilir.
 
İlk olarak, romana adını veren “düğünün” başlı başına bir eleştiri unsuru olduğu söylenebilir.
 
Adalet Ağaoğlu, bu durumu etkili bir şekilde kullanabilmek için, düğünü “dışarıdan” gelen bakış açılarıyla inceler. Romanda en çok yer ayrılan karakterler Ömer, Tezel ve Ayşen, kendilerini bu “ortama” ait hissetmeyen, buraya istekleri dışında gelen kişilerdir. Bu sayede, Adalet Ağaoğlu düğündeki saçmalıkları, çarpıklıkları ve yanlışlıkları eleştirebilecek bir bakış açısına sahip olur.


Bir Düğün Gecesi'ne adını veren "tuhaf" düğünde yaşananlar, romandaki toplumsal eleştirilerin de temelini oluşturur. 
 
Bu bağlamda, düğündeki eğlence ve “lüks” anlayışının kendi içinde bile bir komedi olduğu söylenebilir. Roman boyunca devam eden bu tema, özellikle sonlara doğru iyice bariz bir şekilde ortaya çıkar: Düğün Marşı çalınıp ilk danslar edildikten bir süre sonra, düğündeki askerlerin şerefine, ordu marşları çalınmaya başlar. Özellikle kuyruk kuyruğa giren insanların, samba adımlarıyla “Yedek subay ölür de dönmez er meydanından” marşıyla “oynaması”, Ömer’e Tezel’in şu cümlesinde haklı olduğunu düşündürür:[1]
 
Bayılıyorum ülkeme… Bu ülkeye! Her gün festival. Her gün çok eğlenceli geçiyor.[2]
 
Ömer’in bu düşüncelerinden kısa bir süre sonra, düğün pastanın gelmesi ile iki genç kızın başlattığı “cim bom bom” tezahüratları samba adımlarının yeri alır. “Frenleri patlamış bir kalabalığın” içine girdiğini hisseden Ömer, “cim bom bom”ların bitişi ile düğünden ayrılır.[3] Asker marşlarıyla samba yapılması, düğün marşı – asker marşı – Galatasaray tezahüratı gibi birbiriyle alakası bile olmayan şeylerin art arda çalınması, özellikle bu olayların dışında kalan biri için, düğünü neredeyse trajikomik bir hale sokar. 
 
Ayşen ile Ercan’ın evliliğinin gerçek bir sevgiye dayanmaması, romanda bir motif olarak karşımıza çıkan unsurlardan bir başkasına, “çarpık aile hayatlarına” değinmeyi mümkün kılar. Düğünde karşımıza çıkan ailelere baktığımızda, sorunsuz bir aile yapısı bulmak neredeyse imkansızdır.
 
Aysel, Tezel ve İlhan, birbirlerinden tamamen kopan, neredeyse nefret eden kardeşlerdir. Aysel ile Ömer’in evliliği bir çöküş içindedir. Tezel, iki kocasından boşanmış, oğluna karşı kayıtsız kalmış bir durumdadır. Ayşen’in evliliğinin sebeplerinden bir tanesi, ailesine karşı hissettiği sevgisizliktir.
 
Romanın en olumlu karakteri olarak gösterebileceğimiz Ali Usta bile, bir yeğenini istediği gibi yetiştirmiş, diğeri ise onun tüm görüşlerine karşı çıkan bir polis olmuştur. Kendilerinin de mutsuz olacağı açıkça belli olan Ercan ile Ayşen’in düğünleri üzerinden, Adalet Ağaoğlu toplumdaki bu çarpık aile yapısını da eleştirmiş olur.
 
Adalet Ağaoğlu’nun, bu romanda sola yakın veya en azından sempatik bir duruşu olduğu söylenebilir. Romanın ana karakterlerinin tamamı solcu olduğu gibi, Dar Zamanlar’da karşımıza ana karakter olarak çıkan Aysel ve Engin gibi karakterler de sosyalisttir. Bununla birlikte, romandaki en sert eleştiriler de, aslında devrimci gençlere getirilir.
 
Adalat Ağaoğlu’nun bu eleştirisinin temelinde, sosyalist ve komünist düşüncenin basit, slogan boyutlarını ezberleyen, ancak gerçekte ne ifade ettiğini ve neyi amaçladığını değerlendirmeyen gençler bulunur. Bunların, bir anlamda, “içi boş” bir devrimcilik sevdasına kapıldıkları söylenebilir.


Üniversite işgalleri, 1960'lı yıllardan itibaren solcu öğrencilerin en sık başvurduğu "başkaldırı" yöntemlerinden biri olur.
 
Bu durum, Bir Düğün Gecesi’nde yalnızca bir tesadüf olarak değerlendirilemeyecek kadar çok karşımıza çıkar. Bunlar içinde verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesi, Tezel’in yaptığı resimler nedeniyle galeride ona saldıran çifttir. Tezel sosyalist olmasına karşın, yaptığı resimler sadece işçileri ve fabrikaları göstermediği için sinirlenen gençler, Tezel’e hakaret etmeye çalışırlar. O masum bir şekilde bu eleştirilere cevap vermeye çalıştığında ise, genç kız ona bir tokat atar, yanındaki de suratına tükürür. Sanatı sadece işçi ve fabrikaları resmetmekle sınırlayan bu yaklaşım, romanın en şiddetli eleştirilerinden birine hedef olur.
 
Ayşen ve Ömer çevresinde anlatılan öğrenciler de bunun benzer bir durumudur. Ömer, yalnızca bazı konulara eleştirel yaklaştığı için sosyalist öğrencilerin hakaretine uğrar – üstelik yalnızca birkaç hafta önce, aynı sosyalist öğrenciler onu en büyük kahramanları olarak görmüştür. Ayşen’in de içinde bulunduğu arkadaş çevresinde yer alan Zehra, komünist olduğu için bütün kadın – erkek ilişkilerine karşı gelmesi gerektiğine inanır gibidir: Aşk ve sevgi gibi sözcükler, onun için “aşağılık” laflardır.[4]
 
Yine bu arkadaş grubunun “göstermelik” tepkileri arasında Ayşen’e gösterilen tavır yer alır. Sadece babası zengin olduğu için, bu grup tarafından ciddiye alınmayan Ayşen,[5] arkadaşlarının ihtiyaç duyduklarında babasının parasını harcamaktan da çekinmediğini görür.[6]
 
Üniversitedeki devrimcilerin lideri olarak tanımlanan Tuncer bile, romanda karşımıza bu kimlikle çıkar. Okul boyunca ödün vermeyen bir devrimci olan, hatta Ömer’i ders verdiği sırada kürsüden inmeye davet edenlerin başında gelen Tuncer, daha sonra zengin bir milletvekilinin kızıyla, yani hayatı boyunca karşı çıktığı düzenin bir temsilcisi ile evlenmiştir. Tuncer, düğün boyunca Ömer’le konuşarak, bu yaptığının düşüncelerine ihanet etmemek olduğunu izah etmeye, kendi kendisini de buna inandırmaya çalışır.
 
Bütün bu örnekler romanda daha merkezi olarak kullanılsa da, “göstermelik” devrimciliğin en komik örneklerinden bir tanesi romanın başlarında Tezel tarafından aktarılır. Tezel’in ilk eşi Mehmet’in, kendisi gibi oyuncu olan bir arkadaşı, bir taksiciye gururla devrimci olduğunu söyledikten sonra onunla kavga edip karakolluk olur:
 
“Bu da böyle mi konuşmuştur, yoksa emekçi kardeşinin parasını vermemeye mi kalkmıştır – en doğrusu bu olabilir -, tartışmanın sonunda taksi sürücüsü diyor ki buna:
 
“Sen kim oluyorsun be!”
 
“Ben devrimciyim arkadaş!
 
(…) Ulan, oyuncuyum, desene. Küçük bir şey mi bu? Oyuncu olmak devrimci olmaktan kolay mı ha – hele bu ülkede? Sevsene işini, saysana! Korusana.. Yoo, olur mu? Madem herkes militan devrimci, o da illa militan devrimci olacak. [7]
 
Bir sayfa sonra, hikaye daha da komikleşir. Taksici ile ettiği kavga nedeniyle karakola götürülen “devrimci” oyuncu neden burada olduğu sorulduğunda, “atkısını şöyle bir boynuna atıp, şöyle bir gerilip”, komisere doğru “Komünistim!” der.[8] Tabi basit bir kavga için gitmiş olduğu karakolda yaptığı bu “açıklama”, kısa süre sonra yaşanan darbenin ardından, onun tutuklanmasına da zemin hazırlamış olur. Bir başka deyişle, “egzibisyonistliği”, “kendini vitrine koymayı sevişi”, kendi hayatını berbat eder.[9]
 
Romanda devrimci gençlerle ilgili nihai yargıyı veren ise, hikaye boyunca neredeyse tamamen olumlu bir karakter olarak kurgulanan, romanın en “bilge” karakterlerinden biri olarak gözüken Ali Usta olur. Tuncer’in zengin milletvekilinin kızıyla ilişkisini dinledikten, onunla dertleşip tavsiyeler verdikten sonra Ali Usta, devrimci gençler ve onların eylemleri hakkında şu konuşmayı yaşar:
 
“Bizim hareketimizi, eylemlerimizi küçümsediğini bilmiyordum Ali Usta.”
 
(…)
 
“Kim diyor küçümsüyorum diye be! İç şunu. İç de aklın çalışsın. Küçümsediğim falan yok. Olduğu kadar büyümsüyorum. Sizlersiz olmaz, ama yalnız sizinle de hiçbir bok olmaz.”[10]
 
[4] s. 312
[5] s. 287
[6] s. 295
[7] s. 93
[8] s. 94
[9] s. 94
[10] s. 196
 
 
[1] s. 347
[2] s. 39
[3] s. 357
[4] s. 312
[5] s. 287
[6] s. 295
[7] s. 93
[8] s. 94
[9] s. 94
[10] s. 196
Bir Düğün Gecesi, klasik roman yapısından oldukça farklı ilerleyen bir romandır. Romanın temel yapısı incelendiğinde, yazarın kitap boyunca standart hale getirdiği bir bölüm yapısı kullandığı görülebilir.
 
 
Roma rakamları üzerinden ilerleyen ana bölümler, kitabın ana karakteri Ömer’in bakış açısından, Ayşen ve Ercan’ın düğününde yaşananları okuyucuya sunar. Araya giren “isimli” bölümler ise, Ömer dışındaki karakterlerin bakış açısını okuyucuya ulaştırır.
 
Bu bölüm yapısı, aslında Adalet Ağaoğlu’nun serinin bir önceki romanı Ölmeye Yatmak’ta kullandığı yapıya benzer. Ancak Ölmeye Yatmak’ın aksine, Bir Düğün Gecesi’ndeki “roma rakamlı” bölümler ile “isimli” bölümler arasında kesin bir zaman ayrımı yoktur. Ömer’in dışında gelişen bölümler, bazen karakterlerin Ayşen ile Ercan’ın düğününde neler yaşadığını, olayları kendi bakış açılarından nasıl değerlendirdiğini gösterir, bazen de onların geçmişinden sahneler sunar.
 
                                                 Romandaki “İsimli” Bölümler
 
Karakterlerin Geçmişi Düğünden Farklı Bakış Açıları
Tezel (Tezel’in Gece Yolculuğu, Tezel’in Uzun Konuşması, Hep O Yolculuk…) Gönül (Gönül’ün Dertli Başı)
Ayşen (Müjgan’ın Anlamadığı Ayşen’in Anlattığı; Ayşen’in Anlatamadığı Ömer’in Anlayabildiği) İlhan (İlhan’ın Donan Gülüşü)
 
Ertürk (Birleşmiş Milletler İrtibat Subayı Ertürk’ün Hatıra Defterinden Notlar) Fitnat (Fitnat Hanım Merhum Kocasına Yine Sormakta)
 
Romanın bu şekilde ilerleyen bölüm ve kurgu yapısı, aslında çok karmaşık bir düzen gibi gözükmez: Roma rakamlı bölümler olayları Ömer’in bakış açısından aktarır, isimli bölümlerde ise farklı karakterlerin bakış açılarına, bazı durumlarda da geçmişlerine dönülür. Fakat Bir Düğün Gecesi’ndeki bazı alıntılar, bu yapıyı kesin ve net olarak çözümlemeyi imkansız hale getirir.
 
IX. Bölüm’ün başında Ömer, Tezel’in “böyle derin derin ne düşündüğünü” sormasına cevap olarak, “kötü bir roman yazdığını” söyler.[1] Bir sonraki bölümde ise, düğündeki emekli albay Ertürk’ün “hatıra defterinden” bir bölüm sunulur, onun Kore Savaşı’nda yaralanması, esir düşmesi ve daha sonra Japonya’da izne gittiği sırada Sumida isimli bir kadınla yaşadığı aşk anlatılır.
 
Anlatı yeniden Ömer’e döndüğünde, yani onuncu bölüme gelindiğinde ise, romandaki bütün gerçeklerin sorgulanmasını sağlayan bir bilgi paylaşılır. Ertürk’ün hatıra defteri gerçek değil, Ömer’in o anda kafasında uydurduğu bir senaryodur. Sumida ise, Ömer’in beş – altı yıl önce Japonya’da bir toplantıya katıldığı sırada üzerinden geçtiği nehrin adıdır.[2]
 
 
Bu durumda, romanın gözüken yapısının hala geçerli bir yapı olduğu söylenebilir mi? Anlatı gerçekten bir Ömer’in bakış açısına, bir diğer karakterlerin bakış açısına veya geçmişine yoğunlaşmakta mıdır? Yoksa roma rakamlı bölümler Ömer’in düğünde doğrudan gözlemlediği şeyler, isimli bölümler ise dalıp gittiği sıralarda “uydurduğu” hikayeler midir? Ertürk’ün hatıra defterinin ikincisi olduğu gerçeği dışında, roman bize bu konuyla ilgili somut bir bilgi sunmaz. Bu durum, Adalet Ağaoğlu’nun okuyucuyla “oynadığı” edebi bir oyun olarak değerlendirilebilir.
 
Romanın temelindeki anlatı üslubu, tamamen karakterlerin iç dünyasına yoğunlaşan, onların düşüncelerini bir bütün olarak okuyucuya ulaştırmaya çalışan bir yapıdadır. Bu durum, romanın tek bir düğün gecesini ele alıp, buradan onlarca farklı hayatı ve geçmişi değerlendirmesini de mümkün kılar. Yazar, belli noktalarda, örneğin Gönül’ün çantasının sürekli Fitnat Hanım’ın kafasına çarptığı anlarda,[3] bilinç akışı olarak tabir edilebilecek bir üslup kullansa da, romanın genel tonunda farklı anlatı yöntemleri de bulunur.
 
Bunlardan bir tanesi, “iç konuşma” olarak adlandırabileceğimiz bir yöntemdir. Hatta, Tezel, Fitnat Hanım, Ayşen gibi karakterlerin bölümlerine bakıldığında, bu karakterlerin aslında yalnızca kendi içlerinde konuşmadığı, kendi konuşmalarında doğrudan bir başkasına hitap ettiği görülür. Fitnat Hanım, kendisine odaklanan bölüm boyunca, yıllar önce hayatını kaybeden kocasına “Ah Salim Bey..” kalıbıyla seslenir.[4] Tezel, otobüs yolculuğu boyunca, neredeyse kendi vicdanı yerine koyduğu Aysel ile hesaplaşmaya çalışır.[5] Ayşen, dansı sırasında kendisini bir türlü kabullenmeyen arkadaşı Gül’e ve Ömer’e seslenir. Ancak bunların tamamı, karakterlerin kendi kendilerine düşündüğü şeylerden ibarettir.
 
Adalet Ağaoğlu’nun romanındaki temel başarılarından bir tanesi, kullandığı “detaylar” olur. Bunların bazıları günlük hayatın esprileri, bazıları trajik boyutları, bazıları da doğrudan edebi teknikler olarak ortaya çıkar. İlk gruba örnek olarak verilebilecek şeylerden bir tanesi, Ertürk ile Gönül’ün düğün için küçük kızlarına giydirdikleri elbisedir. Babasının ve annesinin isteklerini ileterek sık sık Ömer’i rahatsız eden bu çocuk roman boyunca yalnızca “pembe banyo köpüğü” olarak adlandırılır.
 
Fitnat Hanım’ın ailesinin dağılmasına karşı gösterdiği tepkinin gerçekçiliği, Tezel’in sıra dışı ve kendisine yabancı hayatını bile kendi yanında yaşamasını istemesi ise, hikayenin daha “trajik” detayları olarak dikkat çeker. Bir başka örnek de, romanın ilk sayfalarında, Ömer’in damadın ismini sürekli olarak karıştırmasıdır. Ercan – Ertan karışıklığı olarak devam eden bu motif, hem ilgilenmediği bir düğüne gelen adamın iç dünyasını, hem de onun bu düğüne geliş amacının yalnızca gelin ile ilgili olduğu mesajını satır aralarında gösteren bir kullanım olarak dikkat çeker. 
 
[1] s. 233
[2] s. 254
[3] s. 151
[4] s. 151
[5] Bu konuda daha fazla bilgi ve örnekler için Önemli Karakterler bölümünden Tezel’e göz atabilirsiniz.