Cemile Orhan Kemal

Cemile ve Necati
Kadir Ağa ve Deveci Çopur Halil
Malik
İzzet Usta

Roman ismini ana karakter Cemile'den alsa da, odak noktası yalnızca bu karakter üzerinde değildir. 

Romana adını veren karakter olan Cemile, babasının çalışamaması nedeniyle zor koşullar altında fabrikada çalışan on dört – on beş yaşlarında bir kızdır. Onun aşık olduğu ve evlenmek istediği Necati ise, aslında zengin bir aileden gelen, fakat zor duruma düştüğü için fabrikada otuz liraya yakın bir maaşla çalışmak zorunda kalan bir katiptir.
 
Orhan Kemal, bu iki karakteri romanın iyi, çalışkan, namuslu karakterleri olarak resmeder. Bunlar, sadece ekmeklerini kazanmaya çalışan, birbirlerini seven ve birlikte olmak için zorlukları aşmaya çalışan iki kişidir.
 
Bu konuda, özellikle Cemile’nin şu sözleri aydınlatıcı olabilir:
 
Bütün gün iş, işten eve dön, evin işine otur… Kimseyle hiçbir alakam yok, konuşmuşluğum yok. Sokakta ağabeyim bile konuşsa terslerim. Ödüm kopar ki birisi görüp babama haber verecek diye… Öyle olduğu halde… Şuna bak! Ya babam duysaydı?[1]
 
Halil’in içki içip sokakta kendisi hakkında naralar atmasını bu sözlerle karşılayan Cemile, yalnızca namusuyla parasını kazanmaya çalışan, kimseyle bir alıp veremediği olmayan bir insan olarak, Halil’in kendisine bu şekilde “kafayı takmasını” adeta bir haksızlık olarak görür.
 
İsmini romanın sonlarına doğru öğrendiğimiz Necati’nin ise, Cemile’nin aksine, romanda bazı “kötü” özellikleri de gösterilir. Geceleri geç saatlere kadar içki içen, barlarda tanımadığı insanlarla sürekli konuşan Necati, buna karşın bu durumdan kurtulmak, bir aile kurmak, içkisiz, sakin bir hayat yaşamak ister.
 
Bu anlatılan hayat tarzına rağmen, çok yalnız olduğu söylenen Necati’nin[2] Cemile’yle evlenmesinin önündeki tek engel, ailesinin bir işçi kızı ile evlenmesini uygun görmemesidir. Eskiden zengin oldukları için ailenin büyüklerini bu ilişkiyi onaylamaması bir toplumsal eleştiri olarak okunabilir, ancak Necati bu engeli aşmayı ve Cemile’yle bir araya gelmeyi başarır.
 
Zengin bir aileden gelmesine karşın bir fabrikada katip olarak çalışması ve burada çalışan bir kız ile evlenmesi, Necati’de Orhan Kemal’in kendisinden de izler bulmamızı sağlar. Bu konuda daha detaylı bilgiler için, Arka Plan bölümümüze göz atabilirsiniz.
 
[1] s. 88
[2] s. 33

Roman ismini ana karakter Cemile'den alsa da, odak noktası yalnızca bu karakter üzerinde değildir. 

Cemile’nin, birbiriyle yakından alakalı iki olay örgüsünü bir arada sunan bir roman olduğu söylenebilir. Bu iki karakter de, aslında farklı olay örgülerinde benzer roller oynayan ve benzer özellikler taşıyan iki kişi olarak görülebilir. Kadir Ağa, fabrika etrafında gelişen ve İtalyan’ın gönderilmesi isteğine dayanan olay örgüsü içinde, Deveci Çopur Halil ise Cemile’nin evliliği konusunda rol oynar.
 
Kadir Ağa ve Deveci Çopur Halil’in ortak özelliği, ikisinin de eğitimsiz, görgüsüz, bilgisiz ancak zengin karakterler olmasıdır. Halil, romanın merkezindeki Necati – Cemile aşk ilişkisini ciddiye almaz ve Cemile’nin başka bir adamı seviyor olmasını umursamaz. Roman boyunca ağzından düşmeyen cümlesine göre, “otuz lira aylıknan avrat sevilemeyeceğinden”[1] Cemile ile birlikte olmak için elinden gelen her şeyi yapar.
 
“Çopur” kelimesi, sözlük anlamıyla, bir kişinin yüzünün “çiçek hastalığından kalma yara izleri ile dolu” olmasını ifade eder. Ancak bu kavram, her türlü “çirkinliği” ifade etmek için de kullanılabilir.
 
Kadir Ağa’da da benzer bir durum söz konusudur. Böyle bir şeye gerek olmamasına karşın, sırf yapabildiği için sık sık fabrikayı denetleyen, “okumuş insanları huzuruna alıp, onlarla alay etmeye, maaş verdiği memurlardan mutlak bir saygı görmeye bayılan” Kadir Ağa[2], mühendis Sinyor Orlando ve Genel Müdür Salamon tarafından “tam bir feodal, kara cahil bir bakkal kadar ilkel” olarak görülür.[3]
 

Üstelik, Kadir Ağa’nın gerçek yüzü de fabrikanın asıl sahibi Numan Şerif Bey ile karşılaşınca ortaya çıkar. Gerçekten zengin ve kültürlü bir adam olan Numan Şerif Bey’in[4] karşısına çıktığında, Kadir Ağa onun heybeti karşısında ufalır, hatta “köpekleşir”[5],[6]
 
Para sahibi olmanın kendilerine hayatta her türlü hakkı verdiğini düşünen, kendileri dışında kimseyi umursamayan bu karakterlerin her ikisi de, romanın sonunda amaçlarına ulaşmak konusunda başarısız olur.
 
[1] s. 14
[2] s. 31
[3] s. 35
[4] s. 41- 42
[5] s. 43
[6] s. 135

Roman ismini ana karakter Cemile'den alsa da, odak noktası yalnızca bu karakter üzerinde değildir. 

Fabrikalar, sağlıksız hayat koşulları, pis evler ve yoğun çalışma saatleri arasında, Sadri ve Cemile’nin babası tamamen farklı bir hayat tarzını simgeler. Gençlik yıllarında Tara Irmağı civarında ismi verilmeyen bir kasabada çetecilik yapan İhtiyar Malik, doğduğu toprakları terk etmiş, Çukurova’ya gelerek zor koşullarda çalışmak zorunda kalmıştır.
 
Fabrikada bir kazada neredeyse kolunu kaybettiği için bir daha burada çalışmamaya yemin etmiş olan yaşlı adam, roman içinde tecrübeli, bilge bir adam olarak kullanılır. Hayattaki tek amacı, bir şekilde devlet tarafından kendisine verilen Karagöl Köyü’ndeki topraklara yerleşmek ve çocuklarını fabrikaya yem olmaktan kurtarmaktır.[1]
 
İyi niyetli, yumuşak huylu ve sakin bir adam olan Malik ile ilgili romanda gündeme getirilen tek soru işareti, kendi elinden pek çok iş gelirken neden çocuklarını, özellikle de kızı Cemile’yi fabrikada çalıştırdığı meselesidir. Kendisinin fabrikada çalışmamasının nedeni, koluyla ilgili anı paylaşılınca açıklanır. Ancak saç kesmek, sakal tıraşı yapmak, diş çekmek, kırık sarmak, ağrı kesmek gibi konularda usta olduğu, bu işlerden para aldığı takdirde çocuklarının ikisinden de daha fazla para kazanabileceği de açıkça söylenir.[2]
 
Bu konuda roman içinde net bir açıklama yapılmasa da, Malik’in bu işleri iyi niyetinden yaptığı, sağlık için insanlara yardım etmeyi bir sorumluluk olarak gördüğü ve bunlardan para kazanmayı içine sindiremediği tahmin edilebilir.
 
[1]s. 75
[2] s. 25

Roman ismini ana karakter Cemile'den alsa da, odak noktası yalnızca bu karakter üzerinde değildir. 

Romanın Malik ile birlikte yaşlı ve bilge karakterlerinden biri olan İzzet Usta, Malik’e göre farklı bir “bilgeliği” temsil eder. Malik’in köye ve başka bir zamana ait bilgeliğinin aksine, İzzet Usta şehri, fabrikaları, buradaki hayatı tanıyan, kitaplar okuyan, soğukkanlı bir adam olarak resmedilir.
 
İzzet Usta’nın romandaki diğer karakterlerde gözükmeyen önemli bir özelliği, romanın hem “iyi”, hem de “kötü” karakterleriyle muhatap olmasıdır. Necati ve Cemile’nin evlenebilmesini sağlayan da, Karakız’ı Cemile’ye ihanet etmekten vazgeçiren de, romanın başlangıcında Halil ile konuşan da odur.
 
Bilgisi sayesinde, romanın başından beri fabrikada dönmekte olan “oyunu” gören tek kişi İzzet Usta olur. Etrafındaki insanları “Ağayla ustanın oyununa ortak olmamaları” konusunda uyarmaya çalışsa da, bu uyarıları fazla fayda etmez.[1] Buna karşın, İzzet Usta’nın sakin, iyi niyetli, naif tavrı romanın sonuna kadar devam eder. Camgöz Sadık ve onun gibi davrananlar nedeniyle işlerini kaybedenler ona saldırmaya gittiğinde bile, İzzet Usta bu şekilde hiçbir şeyin çözülemeyeceğini, verilmesi gereken cevabın bu olmadığını savunur.[2]
 
Bu da İzzet Usta’yı her zaman sağduyunun, bilginin, tutarlı davranmanın tarafında yer alan bir karakter haline getirir. Kendisi gibi insanlarla, örneğin Cemile ve Necati ile birlikte düşünüldüğünde, İzzet Usta sorunların çözülmesinde etkili olabilir. Ancak kendisinin aksine düşünmeden, çıkarları doğrultusunda, anlık tepkiler veren insanlar karşısında, İzzet Usta da fazla etkili olamaz.
 
[1] s. 118
[2] s. 150