Cemile Orhan Kemal

Zaman ve Mekan
Tema ve Toplumsal Eleştiriler
Kurgu, Dil ve Anlatı Üslubu


Romanın önemli karakterlerinden Malik ve Muy günümüzde Karadağ ve Bosna - Hersek sınırları içinde bulunan Tara Irmağı yakınından Çukurova'ya göç etmiştir

Cemile, zaman ve mekanın büyük ölçüde belirli olduğu bir romandır. Öyle ki, Orhan Kemal romanı bu konuda net bir bilgi vererek, “1934 yılı Eylül sonlarının berrak bir gecesi” olduğunu söyleyerek açar.[1]
 
Mekan konusunda ise, yazarın yine büyük ölçüde “açık” bir tavır sergilemekle beraber, biraz daha muğlak ifadeler kullanır. Romanın temel mekanlarından biri olan fabrikanın Çukurova’da ve muhtemelen Adana’da olduğu anlaşılsa da, yazar bunu açıkça ifade etmez. Malik ve Muy’un gençliklerinden bahsederken, onların Tara Irmağı boyundaki bir kasabada büyüdükleri açıklanır, ancak kasabanın ismi “(…)” olarak yazılır.[2]
Bununla birlikte, edebi açıdan romandaki önemli “dış mekanın” Çukurova olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bir mekan olarak bu bölgenin neden önemli olduğunu, Arka Plan bölümündeki Çukurova sekmesinden okuyabilirsiniz.   
 
Romandaki önemli iç mekanlar ise, ilk on iki bölümde büyük rol oynayan fabrika ile, daha sonra merkeze yerleştirilen Musaların evidir. Musa ve karısının oturduğu evde aynı zamanda Malik, Sadri ve Cemile de yaşamaktadır. Bu evin ve evin bulunduğu mahallenin durumu, Toplumsal Eleştiriler sekmesinde de görebileceğiniz gibi, romanın okuyucuya ulaştırmayı amaçladığı önemli sosyal gerçekler olarak dikkat çeker.
 
Pek çok toplumsal romanda olduğu gibi, içinde bulunduğu zaman ve mekanı anlatmanın, buradaki koşullar ile ilgili okuyucuları bilgilendirmenin, Cemile’nin de temel amacı olduğu söylenebilir. Bu nedenle, romandaki zaman ve mekanı, bunlara bağlanan toplumsal eleştirileri anlamak, romanı gerçek anlamda anlayabilmek açısından oldukça önemlidir.
 
[1] s. 7
[2] s. 91

Görece kısa bir roman olan Cemile’deki toplumsal eleştirilerin büyük bölümü, romanda merkeze konulan fabrika işçilerinin hayatına yoğunlaşır. Solcu bir yazar olan Orhan Kemal, işçilere karşı olumlu, romantik, hatta belli noktalarda coşkulu olarak tanımlanabilecek bir yaklaşıma sahiptir.
 
Romandaki temel toplumsal eleştirileri, aşağıdaki başlıklara tıklayarak daha detaylı bir şekilde okuyabilirsiniz.
 
Romanda gündeme getirilen toplumsal eleştirilerin başında, fabrikada çok az ücretle çalışan Çukurovalı işçilerin durumu bulunur. Yıkılmaya yüz tutmuş, korkunç evlerde iç içe yaşayan bu insanlar[1], genç yaşlarından itibaren, zor koşullarda, yoğun bir şekilde çalıştırılırlar. Bunun iyi bir örneği, romana ismini veren Cemile’dir. Romandaki tavırları, üstlendiği sorumluluklar ve gündeme geldiği evlilik konusu bunu hissettirmese de, romanın ana karakteri henüz on dört yaşındadır.[2] Üstelik Orhan Kemal, bunun özel bir durum olmadığını, Cemile’den çok daha genç, daha “dokuz, on yaşlarında” çocukların ailelerinin nüfus cüzdanlarını alarak çalışmak zorunda kaldığını da ifade eder.[3]
 
İçinde yaşadıkları sağlıksız, yoksul ve zorlayıcı durumun haricinde, romanda eleştirilen bir unsur da insanların işçilere yaklaşımıdır. Fabrikanın kontrolü için mücadele eden taraflar, işçileri bu uğurda bir araç olarak kullanırlar ve bilinçli olarak bu konunun dışında kalan ana karakterler fazla etkilenmese de, galeyana gelip İtalyan’a karşı isyan eden onlarca masum işçi işinden olur. [4]
 
İşçilere yaklaşımı eleştirirken kullanılan önemli bir karakter de Cemile ile evlenmek isteyen Katip Necati’nin babaannesi olur.” Böyle bir babanın” oğlunun, bir işçi kızıyla evlenmesini kabullenemeyen babaanne, işçi mahallesine iğrenerek, ayakkabılarının ucuna basarak, eteklerini kaldırarak gider.[5] Necati’nin babaannesinin içinde yaşadıkları eve girebilmesi için, Cemile onu tam üç kez davet etmek zorunda kalır.
 
Üstelik, Orhan Kemal işçilerin yaşadığı bu hayatı eleştirirken, “Çukurovalı İşçiler” ile “İstanbullu ve İzmirli işçiler” arasında da ayrım yapar. Çukurovalıların belli bir bölümünün işlerini kaybetmesinin ardından bu büyükşehirlerden işçi toplamaya çalışan Numan Şerif Bey, yardımcıları tarafından uyarılır.
 
Buradan gelecek işçilerin “gözlerinin açık olduğunu”, daha çok para isteyeceklerini ve kötü muamele görmeyi kabul etmeyeceklerini söyleyen genel müdür Salamon, her şeyden çok işçilerin bu durumu kendi işçileri arasında da yayacağından çekinir.[6] Bir başka deyişle, Çukurovalı işçilerin kötü koşullarda çalışmamayı, kötü muameleye göz yummamayı, daha çok para istemeye hakları olduğunu öğrenmesi, fabrika sahipleri için bir felaket olacaktır.
 
Elbette, romandaki insanların işçilere bu yaklaşımı, solcu bir yazar olan ve bu nedenle işçi haklarına büyük önem veren Orhan Kemal tarafından şiddetle eleştirilir. Romanın belli noktalarında, Orhan Kemal işçilerin yaşamı hakkında kendi görüşlerini de açıkça dile getirir. Bu zor hayata rağmen, her zaman birbirlerine destek olan, birbirlerinin yardımına koşmaktan hiçbir zaman çekinmeyen[7] işçiler, onun tarafından romantik ve coşkulu kişiler olarak görülür. Yazarın bu yaklaşımının ideal örnekleri, İhtiyar Muy’un ve Cemile’nin söylediği türkülerin okuyucuya sunulma şekli olacaktır.
 
Bu konuda daha fazla örnek için, Kurgu, Dil ve Anlatı Üslubu sekmesine göz atabilirsiniz.
 
[1] s. 13, s. 60-61
[2] s. 59
[3] s. 19
[4] s. 118 – 19
[5] s. 126, 128
[6] s. 136
[7] s. 90

Romanın merkezi toplumsal eleştirisi olan işçilerin durumunun karşısında, önemli miktarda parası olan ve bunun kendilerini toplumda dokunulmaz bir konuma taşıdığını düşünen karakterler yer alır.
 
Bunun başlıca örneği, Cemile ile evlenmek isteyen Deveci Çopur Halil’dir. Halil, “otuz lira aylıknan avrat sevilemeyeceğine”[1] inandığı için, romanın başından sonuna kadar başkasını sevdiğini bildiği Cemile’yi elde etmeye çalışır. Onun başka birini sevmesi, başka biri ile evlenmek istemesi ve kendisinden uzak nefret etmesi, Halil’in gözünde bir şey değiştirmez. Parası olduğuna göre, her şeyi yapabilmeye, her istediğine sahip olmaya hakkı olduğunu düşünür.
 
Bu tavrın yine Halil üzerinden gösterilen bir başka boyutu, pamuk fabrikasında sigara içmesidir. Bir kıvılcımla tamamen yanabilecek olan bu fabrikada, sigara içmek tamamen yasaktır. Ancak Halil, fabrikanın sahibi Kadir Ağa’yı tanıdığı için, bu kuralın kendisini ilgilendirmediğini düşünür.
 
Orhan Kemal’in, romanda bir anlamda para ve statünün karşısına aşkı koyduğu söylenebilir. Halil’in bütün çabalarına rağmen, birbirlerini gerçekten seven Cemile ve Necati aşklarından vazgeçmez ve önlerindeki çeşitli engellere rağmen evlenir. Gerçek aşkın para ve statü gibi şeylere üstün çıkması, romanın mesajlarından biri olarak okunabilir.
 
[1] s. 14
Orhan Kemal ve Yaşar Kemal gibi yazarların Çukurova’da geçen romanlarında sık sık karşımıza çıkan temalardan biri olan “sanayileşme”, Cemile’de de kullanılır. Üstelik, sanayileşmeye ve teknolojiye karşı bu tepki, yalnızca romanın “iyi” karakterleri tarafından değil, aynı zamanda “kötü” karakterleri tarafından da paylaşılır.
 
Deveci Çopur Halil, romanın ilk sayfalarında yanından geçen kamyona küfreder, hatta İzzet Usta bunun faydasızlığını gösterince hızını alamayıp hakaretlerini kamyonu icat edene, memlekete sokana, kamyonla iş görene kadar uzatır.[1]
 
Yaşar Kemal’in Hüyükteki Nar Ağacı ve Orhan Kemal’in Eskici ve Oğulları gibi romanlarında çok daha kapsamlı olarak değerlendirilen bu tema, bu romanın en önemli temalarından biri değildir. Ancak bu kitapta da, yaşanan bütün olayların bir fabrika etrafında gelişiyor olması, Cemile ve Sadri’nin babası Malik’in fabrikalardan nefret etmesi ve bir şekilde şehirden kaçmanın, fabrikadan uzaklaşmanın yolunu araması, bu temanın farklı boyutları olarak görülebilir.
 
[1] s. 9
 
Pek çok toplumsal romanda olduğu gibi, Cemile’de de yazar klasik roman yapısından fazla ayrılmaz. Yirmi altı bölümden oluşan roman, tipik bir “serim – düğüm – çözüm” zinciri ile okuyucuya ulaştırılır.
Romanı doğrusal bir zaman kullanımıyla, kitaptaki tüm karakterlerin iç dünyasına hakim bir üçüncü şahıs anlatıcı üzerinden kurgulayan Orhan Kemal, yalnızca romana ismini veren karaktere, Cemile’ye değil, tüm karakterlere dair önemli bilgiler verir. Numan Şerif Bey’den İhtiyar Muy’a, Kadir Ağa’dan İzzet Usta’ya kadar pek çok karakter romanda iç dünyaları, duygu ve düşünceleri ile bize ulaştırılır.
 
Yazar, romanda oldukça sade ve akıcı bir dil kullanır. Eserde önemli olan aktarılmak istenen toplumsal koşullar olduğu için, yazar kullandığı kurgu ve dilin bunların önüne geçmemesine özen gösterir.
 
Anlatısını sık sık karakterler arasındaki uzun diyaloglar üzerinden şekillendiren Orhan Kemal, kitabın daha rahat ve hızlı bir şekilde okunup anlaşılmasını da mümkün kılar. Üstelik, çeşitli karakterlerin kendi şiveleri ile konuşmaları, romanın gerçekçiliğini de arttırır. Özellikle Halil ve Kadir Ağa gibi karakterler, yetiştikleri bölgenin ağzıyla konuşur. Aşağıdaki alıntıdan görebileceğiniz gibi, yazar bunları aynen okundukları gibi yazar:
 
Birlikte merdivenleri çıkarlarken ağa birdenbire durdu, peşi sıra gelmekte olan katibe, “Gözlerine barnaklarımı daktığım gibi ikiciğini birden alırım, kosnük!” dedi, “palikemi mi yakdıracan? Ne dimeye söylemiyon palike içinde cuvara içmenin yassah olduğunu?”[1]
 
Cemile’deki anlatı üslubuyla ilgili kayda değer bir başka nokta da, Orhan Kemal’in işçilere yaklaşımıdır. Toplumsal Eleştiriler sekmesinden daha detaylı okuyabileceğiniz gibi, romanın yazılma amaçlarından biri olarak gösterilebilecek işçilerin durumu, yazar tarafından gerçekçi bir şekilde okuyucuya gösterilir.
 
Ancak belli noktalarda, işçilerin günlük yaşamları büyük bir coşkuyla anlatılır. Örneğin, aşağıda göreceğiniz ve büyük bir destandan alınmış hissiyatı uyandıran cümleler, Cemile’nin çamaşır yıkarken söylediği türküyü anlatmaktadır:
 
Dilinde türkü, öyle iştahla, öyle canlı yıkıyordu ki. Etrafa neşeli köpükler saçılıyordu. Türkü zaman zaman yükseliyor, zaman zaman alçalıyor, arada duruverdikten sonra tekrar başlıyordu. Boşnakça bir halk türküsüydü bu. Bu türküde bir Avşar kilimindeki renklerin cümbüşü vardı. Bu türküde hasret vardı, bu türküde arzu, bu türküde aşk… bu türkünün motifleri Hint’te, Çin’de, Kazablanka’da, New York’ta, Paris’te, Po Vadisi’nde, Güney Amerika bozkırlarında, Orta Anadolu’da da vardı. Bu türkü insanların hasretlerini, arzularını belirten nakışlarla işli bir türküydü.[2]
 
[1] s. 16
[2] s. 80