Esir Şehrin İnsanları Kemal Tahir

Zaman ve Mekan
Kurgu
Dil Kullanımı
Tema ve Toplumsal Eleştiriler
Esir Şehrin İnsanları, 1920 – 1922 yılları arasında, İngiliz işgali altındaki İstanbul’da geçer. Roman boyunca mekan ve zaman hiç değişmez, olaylar doğrusal bir şekilde ilerler ve içinde geçtiği dönem, romanın üzerinde son derece belirleyici bir rol oynar. Bir başka deyişle, Esir Şehrin İnsanları, bu dönemde İstanbul’da geçen bir roman değil, bu dönemi anlatması için yazılmış bir romandır. Romanın diğer öğelerinden hiçbirisi, hikayenin gidişatında işgal altındaki İstanbul kadar büyük bir rol oynamaz ve neredeyse hiçbir öğe bu kurgu dışında değerlendirilemez.
Burada önemli olanın, bir “mekan” olarak İstanbul’dan ziyade, İstanbul’da işgal yıllarında hüküm süren atmosfer olduğunun altı çizilmelidir. Anadolu’daki savaş devam eder ve şehir İngiliz askerlerin işgali altında bulunurken, bu şehirde yaşanan umut, boş vermişlik, kafa karışıklığı ve çıkarcılık, eserde yoğun ve etkili bir atmosferin yaratılmasına yardımcı olur. Bu atmosfer, yalnızca işgal altındaki bir toplumu değil, aynı zamanda (klişe bir tabirle) bir “devrin sonunu”, büyük bir değişimin ilk günlerini yaşayan toplumu da konu alır. Bu anlamda, örneğin, Kamil Bey’in artık geride kalmış bir çağa ait olan konağını yıktırarak yeni bir yaşama başlaması da kayda değerdir.
 
Kamil Bey’in roman boyunca yaşadığı değişimler, Kemal Tahir’in bu kurguyu birden fazla açıdan ele almasına olanak sağlar. Eskiden çok zengin olan bir paşa oğlu olduğu ve yine bir paşanın kızı ile evlendiği için Kamil Bey hem İstanbul toplumunun üst kesimlerini görür, hem de kendi ayakları üzerinde kalmaya çalıştığı için bu dönemin zorluklarını yaşar. Bu zorlukları yaşarken, evini tamir eden ustalar gibi, mahallede manavlık yapan Ali Ağa gibi, gazetenin ayak işlerine bakan Kürt Ebuzer Ağa gibi farklı kesimlerden insanlarla da tanışır.
 
Romanın ortalarına doğru Karadayı’da çalışmaya başlaması, Kamil Bey’in İstanbul’un bir başka yüzünü, Anadolu’ya yardım eden kesimi görmesini sağlar. Bu insanlar arasındaki inancı, sevgiyi, Anadolu’daki hareketi basit bir ayaklanma olarak görenlerle yaşanan çatışmayı ve arkadaşları tarafından uğradığı ihanetleri yaşayan Kamil Bey, bu açıdan dönemin pek çok koşulunu, pek çok çatışmasını, pek çok davranışını birinci elden yaşamış olur.

 
Kemal Tahir, Esir Şehrin İnsanları’nı üçüncü şahıs ağzıyla okura ulaştırır. Romandaki olaylar, onları dışarıdan gören bir anlatıcı tarafından anlatılır, fakat anlatının odak noktası çoğunlukla Kamil Bey’dir. Olaylar anlatılırken, Kamil Bey’in bu olayları yorumlaması, olaylar karşısındaki düşünceleri, hisleri ve tepkileri de anlatıya dahil edilir.
 
Belli noktalarda Kemal Tahir, Kamil Bey dışındaki karakterlerin iç dünyalarını da okuyucuya açar. Nedime Hanım gibi, Nermin gibi karakterlerin ne düşündüğünün, neler hissettiğinin doğrudan okuyucuya aktarıldığı sahneler de vardır, fakat bunlar Kamil Bey odaklı kısımlara göre daha arka plandadır.
 
Roman, “Esir İstanbul”, “Bulanık Su” ve “Kamil Bey” adlı üç uzun bölüm ve bunlar altındaki alt bölümlerden oluşur.
 
Yedi kısımlık Esir İstanbul bölümü, Kamil Bey’in İstanbul’a gelişini, çektiği zorlukları ve Karadayı’da iş bulma sürecini anlatır. Burada anlatı büyük ölçüde olay odaklıdır. Kemal Tahir, karakterlerin düşüncelerine ve duygularına yer verse de, asıl amacı hikayeye bir zemin hazırlamak, Kamil Bey’in Milli Mücadele’ye destek veren bir adam haline gelmesine yol açan olaylar zincirini okuyucuya sunmaktır.
 
İsminden de bir nebze anlaşılacağı gibi, bir anlamda “geçiş bölümü” olarak tanımlayabileceğimiz “Bulanık Su”, üç alt bölümden oluşur ve Kamil Bey’in Karadayı’da sadece gazetecilik yapan bir adam olmaktan çıkmasını, Milli Mücadele’ye aktif ve bilinçli olarak yardım etmesini konu alır. Bu bölümde de hikaye büyük ölçüde olaylara dayanır ve Kamil Bey’in tutuklanması ile sona erer.
 
Son bölüm “Kamil Bey” ise, yine ismin de işaret ettiği gibi, Kamil Bey’in iç dünyasına yoğunlaşır. Yine yedi bölümden oluşan bu son kısımda, Kamil Bey hapistedir ve başından kayda değer bir olay geçmez. Hatta, yaşadığı olayların hep birbirinin tekrarı olduğu bile söylenebilir. Önce Burhanettin Bey, daha sonra ailesi ve akrabaları, daha sonra Paşa Hazretleri ve daha sonra mahkeme heyeti, ondan hep Nedime Hanım’ın suçlu olduğunu kabul etmesini ister, o da her seferinde reddeder.
 
Bu bölümde ön plana çıkan, Kamil Bey’in son dönemlerde yaşadığı olaylar ile ilgili düşünceleri, hesaplaşmaları, kendisine ve ailesine bakarak hayatını yeniden değerlendirme sürecidir. Bu sürece, Gardiyan İbrahim ve Ramiz Bey ile yaptığı konuşmalar da etki eder.
 
Genel bir değerlendirme ile, Kemal Tahir’in “olay odaklı” bir roman ile “durum odaklı” bir romanı aynı kitap altında birlikte kullandığı söylenebilir. Bu ilginç özelliğin haricinde ise, Esir Şehrin İnsanları geleneksel roman formülüne büyük ölçüde uyan bir romandır. Hikayenin sonu ucu açık bir şekilde bitmese ve Kamil Bey yedi yıllık hapis cezasını çekmeye başlasa da, bu kitabın bir üçlemenin ilk halkası olduğu da unutulmamalıdır.

 
Kemal Tahir, romanda basit, akıcı ve sade bir dil kullanır. Özellikle ilk iki bölüm içinde anlatısı genellikle olay odaklıdır, betimlemeler yapsa da, bunların hikayede yaşanan olayların veya karakterlerin düşüncelerinin önüne geçmesine izin vermez, zaman zaman hikayenin tamamen doğrudan diyaloglar üzerinden ilerlemesine izin verir.
 
Kürt Ebuzer Efendi, Süleyman Ağa veya Ramiz Bey’in taklitleri gibi, şiveyle konuşan karakterlerin diyaloglarını aktarırken, Kemal Tahir konuşma dilini yazı diline aktarmaya özen gösterir. Böylece, bu karakterlerin romandaki konuşmaları, "gerçekte" bu şiveyle konuşan insanların tarzını yansıtmış olur. 

 
Milli Mücadeleye Yaklaşım
 

Esir Şehrin İnsanları’nda merkeze yerleştirilen en önemli konu, Milli Mücadele döneminde İstanbul halkının Kuvayı Milliye’ye yaklaşımıdır. Milli Mücadele’yi konu alan romanların çoğunun aksine, Anadolu’da, Ankara’da değil, İstanbul’da geçen roman, İngiliz işgali altında, hala padişah tarafından yönetilen bir şehri konu alır.
 
Anadolu’daki “seferberlik ruhu”, İstanbul’da tam anlamıyla bulunmaz. Bir grup insan, vatanseverlik duygusuyla Ankara’yı desteklemeye ve onlara yardım etmeye çalışsa da, bunlar İstanbul hükümeti tarafından yakından takip edilirler ve kanıt bulunduğu halde tutuklanırlar.
 
Halk içinde de ciddi bir bölünme görülür. Kemal Tahir, hem Milli Mücadele'yi destekleyenleri, Mustafa Kemal’in elde ettiği zaferlere sevinenleri ve bunun her şey bittiğinde vatanı kurtaracağını düşünenleri, hem de bu zaferleri küçümseyenleri, Mustafa Kemal’in çabalarına gülüp geçenleri konu alır. Aynı şekilde, bu mücadeleyi hiç umursamayan, ne olursa olsun kendi çıkarının peşinde koşanlar da vardır. Nermin’in eniştesi İbrahim Bey ve Nedime Hanım’ın çok güvendiği Niyazi, bu karakterler arasında gösterilebilir. 
 
İhsan ile aynı hücrede kalan Süleyman Ağa’nın sözleri, bu düşünceyi özetlemek konusunda ideal cümleler olarak alıntılanabilir:
 
“Kuvayı Milliye ne demek? Farkında değilim… Kimi “Bolşevik” diyor, kimi “Rus moskofu” diyor. Kemal Paşa isminde biri türemiş… Türer a… Türesin bakalım… Doğrusunu ister misin, biz mahpus milleti, buradan bizi kim kurtarırsa onlardanız! İster Yunan kafiri olsun, ister Kemal Paşa… Bize kim af verecekse o yaşasın vesselam.”
 
Mustafa Kemal, Kuvayı Milliye ve Kurtuluş Savaşı hakkında yapılan yorumlara daha fazla örnek görmek için, “Alıntılar” bölümüne göz atabilirsiniz.
 
Romanın merkezindeki konu Kuvayı Milliye hareketi olsa da, Kemal Tahir Osmanlı Devleti’nin son dönemini anlattığı romanında İstanbul toplumu hakkında çeşitli eleştiriler yapmaktan da geri kalmaz.

1s. 148
 
Yazarın değindiği konulardan bir tanesi, Türk Edebiyatı’nın önde gelen temalarından biri olan yanlış batılılaşma olur. Kamil Bey İbrahim Beylerin evine geldiğinde, sürekli olarak burayı ziyaret eden, aşırı Batı düşkünü bir büyükelçiden fazlasıyla sıkılır. Avrupa’dan, Batı’dan bahsetmeden konuşamaması, sürekli yabancı kelimeler kullanması, onu karikatürize, komik bir tip haline getirir.1
 
Dipnotlar

s. 44
 
Değinilen bir başka konu da, Osmanlı toplumundaki sınıf ayrımıdır. Her ne kadar Osmanlı sınıf çatışmasının fazla geliştiği bir toplum olmasa da, Kemal Tahir ana karakteri Kamil’in bir “paşa oğlu” olarak yaşadıklarını bu konuyu eleştirmek için kullanır. Örneğin, Kamil hapse girdiğinde, onunla beraber, birebir aynı suçtan getirilen Ahmet ve Ramiz işkence görüp dayak yer, Kamil ise subaylarla, Paşa Hazretleri ile görüştürülür, Roma’da başkatiplik teklifi alır.
 
Aynı şekilde, Bağlarbaşı’ndaki konağa taşındığı zaman, tek başına markete gitmekten, eve temel besin maddeleri almaktan aciz bir görüntü çizer. Daha önce bu işleri hep kendisi için başkaları yaptığından, dışarı çıkmayı, ev işlerine yardım etmeyi utanç verici davranışlar olarak görür.

 
Değinilen toplumsal konulardan bir tanesi de, Osmanlı Devleti’nin bu son dönemi içinde kadınların durumudur. Kemal Tahir’in romanında hem olumlu, hem de olumsuz roller üstlenmiş kadın karakterler görülür. Nedime Hanım, kocasının işlerini yürütebilen, kendi fikirlerini savunabilen, kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü bir kadın olarak resmedilir.
 
Üstelik, Nedime Hanım’ın karakteri yalnızca Milli Mücadele’ye yardımcı olduğu için pozitif değildir. Nedime Hanım aynı zamanda kadın hakları ile yakından ilgilenmekte, örneğin çarşaf giyme zorunluluğunun günlük hayatında işleri kendisi için fazlasıyla zorlaştırdığını düşünmekte, Milli Mücadele başarıyla sonuçlandıktan sonra bu konuyla da ilgileneceğini açıkça duyurmaktadır.
 
Nedime Hanım ve Ramiz Bey’in karısı Fatma gibi kadın karakterler son derece pozitif olarak resmedilmelerine karşın, Kamil Bey’in eşi Nermin tam aksine, git gide negatifleşen bir görüntü çizer. Kamil Bey Milli Mücadele’ye yakınlaştıkça, Nermin’den uzaklaşır ve Nermin kocasını artık tanıyamayan, onun boş işlerle uğraştığını düşünen, “kötü” bir karakter durumuna düşer.
 
Fakat Kemal Tahir, Nermin’i negatif bir karakter olarak kurgularken, bunu tek boyutlu bir şekilde yapmamayı da başarır. Nermin hayatı boyunca ailesinden içi boş bir eğitim almış, yalnızca güzel kıyafetler giymeyi, toplum içinde kibar davranmayı ve rahat bir şekilde yaşamayı öğrenmiştir. Dolayısıyla, Milli Mücadele gibi bir toplum olayına destek veren kocasını anlaması ve kocasının yanında durması, Nermin gibi yetiştirilmiş bir karakter için aslında pek de mümkün değildir.
 
Kemal Tahir, Nermin karakterini negatif bir şekilde kullanırken, aslında bu duruma da dikkat çekmeye çalışır, Nermin’den çok, onu bu hale getiren güçleri eleştirir.   
 
Elbette, Nermin ve Nedime Hanım’ı kadın karakterler olarak değerlendirirken, Nermin’in Osmanlı Devleti’nin en ayrıcalıklı sınıfından geldiğini, Nedime Hanım’ın ise içinde bulunduğu toplum açısından son derece sıradışı bir kişi olduğunu unutmamak gerekir. Bu iki karakterden yola çıkarak, Kemal Tahir’in bu dönemdeki kadınlarla ilgili kapsayıcı bir tespit veya eleştiri yaptığı düşünülmemelidir.