Esir Şehrin Mahpusu Kemal Tahir

 
Kamil Bey
Faytoncu Osman Ağa
Zekeriya Hoca
Binbaşı Arif Bey

Tıpkı serinin bir önceki romanında olduğu gibi, Esir Şehrin Mahpusu’nda da ana karakter rolüne Kamil Bey yerleştirilmiştir. Bu sefer hapishanede, çok daha yalnız ve zor durumda olmasına karşın, Kamil Bey’in karakterinin çoğu özelliği hikayenin bir önceki halkasında olduğu gibi ilerler.
 
Kamil Bey yine kibar, eğitimli, büyük ölçüde sakin bir adam rolünde karşımıza çıkar.
 
İki roman arasındaki en önemli “gelişme”, Kamil Bey’in Milli Mücadele’ye duyduğu bağlılıktır. Esir Şehrin İnsanları’nın ilerleyen bölümlerinde bu fikre karşı yakınlık hissetmeye başlayan Kamil Bey, Esir Şehrin Mahpusu’nda artık bu mücadeleye tamamen bağlı hale gelmiştir. Romanın başında, Anadolu’daki mücadele devam ederken insanların bayram hazırlıkları yapması onu rahatsız eder.1
 
Etrafında yakın olduğu kimse kalmadığı ve hapishanede uğruna yaşayabileceği başka bir maksat kalmadığı için, Kurtuluş Savaşı onun sıkı sıkıya bağlandığı en önemli düşünce haline gelir. Öyle ki, Kamil Bey, daha önceden yakın olduğu insanların, özellikle de karısı Nermin’in, bu mücadeleye bağlılığı ile aynı düzlemde var olamayacağını anladığında, boşanma kararı verir.


Oxford'da eğitim alan Kamil Bey, bu romanda kendini İstanbul'un en kötü hapishanelerinden birinde bulur.
 
Kötü bir yere düştüğü, etrafı daha önce hiç görmediği, farklı sosyal sınıflardan kişilerle sarıldığı, ailesinden ve özellikle kızından uzak kaldığı için, Kamil Bey romanın büyük bölümünde mutsuz bir insan olarak görülür. Ancak karakterinin temel özellikleri, Osman Ağa’yı dövmesi ile sonuçlanacak olaya kadar, istikrarlı bir şekilde devam eder. Hatta Kamil Bey, Osman Ağa’nın yemek ve yatak konusunda kendisini dolandırdığını anladığında sinirlenmez, “bu küçük soygun düzenini çok eğlenceli bularak içinden gizlice keyiflenir”Başına kötü olaylar gelmesine karşın, Kamil Bey’in pozitif bir şekilde davranması, hem okuyucunun ana karakter için fazla üzülmesini engelleyecek bir kullanım, hem de, alternatif bir okumayla, Kemal Tahir’in kendi “mahpusluk” yıllarında yaşadığı olaylarla bir hesaplaşma olarak okunabilir.
 
Doğal olarak “paşa oğlu”, Oxford eğitimli Kamil Bey’in, hapishane içinde bir yemek davetinde davranacağı gibi davranması tuhaf koşulların ortaya çıkmasını da sağlar. Romanın ilk bölümünde, Kamil Bey’i “halk – aydın” ikileminin bir boyutu olarak kullanan Kemal Tahir, onun bu konu ile ilgili düşüncelerini de okuyucuya ulaştırır:
 
Bir şey vardı ki milletle kaynaşmasını önlüyordu. Galiba her lafa “Efendim” demesi, durmadan teşekkür etmesi… Geldiğinden beri kimsenin kimseye “Efendim” dediğini, teşekkür ettiğini duymamıştı.3

1s.9-10
2s. 152
3s.162
Bütün bu karakter özelliklerine rağmen, Kamil Bey’in bu romanda ön plana çıkan davranışı, Fatma Hanım’a edilen hakaret sonrası başta Osman Ağa olmak üzere İkinci Kısım’daki dört kişiyi dövmesidir.
 
Sakin, eğitimli, yumuşak doğalı bir aydının, Osman Ağa gibi, “kabadayılığı” ön planda olan bir karakteri alt edebilmesi, romanda tuhaf bir durum gibi görülebilir. Burada verilebilecek makul bir açıklama, Kamil Bey’in normal şartlarda böyle bir şey yapamayacak olmasına karşın, Fatma Hanım’a edilen küfrün siniriyle hareket etmiş ve normalde kendisinden beklenmeyecek bir “başarıya” ulaşmış olmasıdır. 
 
Ancak, Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu’nda, Kamil Bey’in dört kişiyi dövmesinin aslında imkansız olmayabileceğine dair iki önemli bilgi verilir. Öncelikle, kendisi büyük cüsseli, yapılı bir adam olarak tanıtılır. Dolayısıyla Kamil Bey, sakin ve yumuşak huylu bir insan olmasına karşın, fiziksel olarak güçlü ve kuvvetli bir adamdır.
 
Belki de daha önemlisi, yurt dışında yaşarken boksla ilgilenmiş ve uzun süre boks antrenmanları yapmış olmasıdır. Bu durum, attığı yumrukların Osman Ağa’yı tanınmayacak hale getirmesinin gerçekçi bir açıklaması olabilir.

 


Romanın özellikle birinci bölümünde önemli rol oynayan Faytoncu Osman Ağa, Kamil Bey’in gönderildiği “İkinci Kısım”daki “ağa” olarak karşımıza çıkar.
 
Kemal Tahir, Faytoncu Osman Ağa’nın karakteri üzerine fazla bilgi vermez. Onun hakkında öğrendiklerimiz, Kamil Bey’in bakış açısından gördüklerimizle sınırlıdır. Kaba, argo kelimeler kullanarak konuşan, kabadayılığı benimsemiş bir adam olarak tanıtılan Osman Ağa, koğuşta kararlar alan, insanları cezalandıran, gardiyanlara rüşvet veren bir pozisyondadır.


Osman Ağa, romanda "kabadayı" kavramını temsil eden bir karakter olarak bulunur. Yukarıdaki resimde, İstanbul Kabadayılarından "Arap Hüsnü" 
 
Kamil Bey tevkifhaneye gönderildikten sonra ona karşı iyi davranan, ona yemek ve yatak veren Osman Ağa’nın gerçek yüzü, kumarda Kamil Bey’in parasını kaybettikten sonra ortaya çıkar. Bütün bunları para karşılığı yaptığını söyleyerek, önceden böyle bir bilgi vermediği için Kamil Bey’i zor durumda bırakır. Aynı gün içinde Fatma Hanım’ın getirdiği kurabiyeler konusunda da Kamil Bey’e karşı çıkınca, onun tarafından yumruklanır ve bundan sonra romanda gözükmez.
 
Osman Ağa’yı roman açısından önemli yapan, onun bir karakter olarak yaptıklarından çok temsil ettiği şeylerdir. Faytoncu Osman, hem romanın kayda değer yer ayırdığı “kabadayılık” kültürünün en net olarak görüldüğü karakter, hem de Kemal Tahir’in okuyucuya aktarmaya çalıştığı hapishane içindeki sosyal düzenin en önemli yapı taşıdır.
 
Bu konularda daha fazla bilgi almak için, Analiz bölümündeki ilgili başlıklara göz atabilirsiniz.

İkinci Kısım’da Kamil Bey’e en yakın olan kişi, rüya tabirleriyle ve büyülerle ilgilenen Zekeriya Hoca olur. Zekeriya Hoca’nın, romanda bir karakter olarak iki temel “amacı” bulunur.
 
Zekeriya Hoca, en azından okuma – yazmayı bilen, Kamil Bey’inkinden çok farklı olsa da belli bir ölçüde eğitim almış bir adam olarak, onun bu yeni ortamda hayatta kalmasını sağlayan en önemli kişilerden biri haline gelir. Ona koğuşun kurallarını anlatan, etraftaki insanlar hakkında bilgiler veren, kimin nasıl hapse düştüğünü anlatan Zekeriya Hoca, hem Kamil Bey’in ilk bölümde hayatta kalmasını ve düzgün bir şekilde yaşayabilmesini sağlar, hem de aktardıklarıyla, eserin anlatısının büyük bir bölümünü oluşturur. Bu açıdan, Zekeriya Hoca’nın sadece Kamil Bey’in değil, okuyucunun da hapishanedeki rehberi haline geldiği söylenebilir.
 
Zekeriya Hoca karakterinin romanda ikinci işlevi da, ilk kitapta Kamil Bey’in eniştesine yüklenen amaca bir ölçüde benzer. Düştüğü zor durumdan, ne olursa olsun bir şekilde kendisine pay çıkarmaya çalışan Zekeriya Hoca, bu özelliğini Kamil Bey’e göstermemeye çalışır, ancak etrafındaki insanlar sürekli kendisiyle ilgili bu gerçeği dile getirir.
 
Bu doğrultuda, onun Kamil Bey’i aslında pek umursamadığı, ona yakın davranmanın yalnızca bir çıkar ilişkisi olduğu öne sürülebilir. Zekeriya Hoca’nın Kamil Bey’i gerçekten sevip sevmediği, ona gerçekten saygı duyup duymadığı şüphelidir. Örneğin, herkes bahçeye çıkarken, Kamil Bey’in içeride kalma isteğini reddeder, ona kuralın bu olduğunu söyler.
 
Ancak asıl amacı, içeri hırsızlık suçundan girdiği söylenen Kamil Bey’in kendisinin ve başkalarının çantalarını karıştırmasını, bir şeyler çalmasını engellemektir.
 
Eniştesinin hizmetçisi Eleni Kamil Bey’e para getirdiğinde kaç para getirdiğini hesaplayacak kadar işin içine dahil olması ve Kamil Bey ile ilgili sahip olduğu bilgileri Osman Ağa’ya hemen yetiştirdiğinin ortaya çıkması, onun gerçek karakterini gözler önüne seren diğer örnekler arasında gösterilebilir.

 
Romanın ikinci bölümünden itibaren gözükmeye başlayan Binbaşı Arif Bey, Kamil Bey’in son bölümlerdeki en büyük yardımcısı olur. Kendisini tamamen yabancı hissettiği tevkifhane ortamında, aynı arka plandan gelen, benzer şekilde yetiştirilmiş, benzer fikirler paylaşan Binbaşı Arif Bey ile birlikte kalmak, onun kendisini daha rahat hissetmesini sağlar.
 
Romanda aktarılan en büyük özelliği haksızlığa karşı sert tavırları olan Binbaşı Arif Bey’in, hapse düşmesine de bu özelliği sebep olmuştur. Askerlerin yemeğini çalan, hatta küflenmiş bulgurları yemeleri için askerlere göndermeye çalışan bir binbaşıyı kırbaçla döven Binbaşı Arif, daha sonra güçlenen bu binbaşı tarafından tutuklanmıştır.
 
Kamil Bey gibi o da Milli Mücadele’yi desteklediğinden, ikiili kısa sürede anlaşır. Binbaşı Arif’le zaman zaman politik ve felsefi konuşmalar da yapan Kamil Bey, onun adalet, Osmanlı toplumu, sosyal ilişkiler gibi pek çok konuda görüşlerini öğrenir. Sürekli kitaplar okuyan Arif Bey’in bu konulardaki görüşleri, romanın geri kalanında gözüken karakterlere göre çok daha entelektüel ve derin olduğu için, Kamil Bey bu konuşmalardan büyük keyif alır.
 
Binbaşı Arif Bey’in önemli bir özelliği de, Faytoncu Osman Ağa gibi, hapishane hayatının koşullarını gözler önüne sermesidir. “Hatırlılar” Koğuşu’nda kalan binbaşı, kendisi de bir mahkum olmasına karşın, Kamil Bey’i yanına aldıracak, emirlerini yerine getirtecek, hatta mayonezli ıstakoz, tarçın ve vanilya gibi lüks gıdalar tüketebilecek kadar güçlü olduğu bir pozisyondadır.