Esir Şehrin Mahpusu Kemal Tahir

Video
Esir Şehrin İnsanları
Kurtuluş Savaşı
Kemal Tahir

Esir Şehrin Mahpusu, Kemal Tahir’in “Esir Şehir Üçlemesi” olarak bilinen serisinin ikinci kitabıdır. Dolayısıyla, bu romanda yaşananları anlamak, bahsedilen karakterleri tanımak için, bir önceki romandaki hikayeyi hatırlamak gerekir.
 
Esir Şehrin İnsanları, 1919 ile 1921 yılları arasında geçer. Birinci Dünya Savaşı’nı yurt dışında geçiren, Selim Paşa gibi önemli ve zengin bir devlet adamının oğlu olan Kamil Bey, maddi sıkıntılar yaşamaya başlayınca İstanbul’a geri döner.

İngiliz işgali altındaki şehirde, bir süre karısı Nermin’in halası ve eniştesi ile yaşayan Kamil Bey, bu hayattan çabuk sıkılır. Gösteriş meraklısı, basit insanlar olarak gördüğü hala ve eniştenin, İngilizlerle ticaret yaparak git gide zenginleşmeleri ve kendisini de bu şekilde davranmaya zorlamaları, Kamil Bey’i sonunda bezdirir ve Kamil Bey, Nermin ile kızı Ayşe’yi alarak başka bir eve taşınır.
 
Kısa süre içinde, okul arkadaşlarının yardımıyla bir gazetede iş bulan Kamil Bey, önceleri bu gazetenin sadece yazı işleriyle uğraşır. Ancak zamanla, Anadolu’daki Milli Mücadele’yi destekleyen gazetenin fikirleri onu da etkiler ve özellikle gazetenin başındaki Nedime Hanım’ın özverisine hayranlığı nedeniyle kendisini Milli Mücadele’ye aktif bir şekilde destek olurken bulur.
 
Fakat, düşmanın saldırı planlarının bulunduğu bir kasayı, gizlice Anadolu’ya göndermek üzereyken, kendileriyle birlikte çalışanlardan Niyazi’nin ihaneti nedeniyle suçüstü yakalanır. Kamil Bey’i sorgulayan herkes, ondan yalnızca Nedime Hanım’ı ele vermesini istese de, o Nedime Hanım’ın suçsuzluğu konusundaki ifadesini roman sonuna kadar değiştirmez.
 
Romanın sonunda, Kamil Bey’in mahkeme tarafından suçlu bulunur ve yedi yıl ceza almış bir şekilde hücresine döner.
 
Esir Şehrin Mahpusu, yine aynı noktada, Kamil Bey aynı hücredeyken başlar.  
 
Esir Şehrin Mahpusu ile ilgili belirtilmesi gereken noktalardan bir diğeri ise, romanın yalnızca bir önceki kitapta yaşanan olayları sürdürmediği, aynı zamanda ilk kitapta verilen detayların da ikinci kitapta büyük önem kazandığı gerçeğidir.

Kamil Bey’in yaşadıkları devam etse de, Kemal Tahir bir önceki romanın “önemsiz” gözüken konularını da gündeme getirir.

Örneğin, Kamil Bey, ilk romanda, Milli Mücadele için çalışmaya başlamadan önce yaşadığı maddi sıkıntılar nedeniyle Adliye binasına gider. Bu sırada avukatı, kendisine yeni yapılan tevkifhane binasını gösterir:
 
“Kamil Bey, ilk bakışta, avuç içi kadar küçük, avuç içi kadar çıplak, inadına sapsarı bir avlu gördü. Önünde durduğu pencere üçüncü katta olduğu için avlu, akıl almaz derecede aşağıdaydı. Himalayalar’da bile bu derinlikte, bu kadar korkunç bir uçurum olamazdı! Oraya inmenin de, bir kere indikten sonra tekrar yeryüzüne çıkmanın da imkansızlığı meydandaydı. (…) Öyleyken Kamil Bey kendini zorlayarak, yüreğini bu kadar sıkan şeyin ne olduğunu ararken avludan bir sürü güvercin kalktı”.1
 
Bu tevkifhane binası, Kamil Bey’in Esir Şehrin Mahpusu’nda nakledileceği yerdir. Kamil Bey’in içindeki büyük sıkıntı da, günün birinde oraya düşeceğini bilmenin yarattığı edebi bir önseme olabilir.
 
Kemal Tahir, bu düşünceleri, devam kitabında da gündeme getirir:
 
“Adliye Nezareti’nin penceresinden buraya bakarken yüreğine doğan, girip de bir daha çıkamamak, kaybolup gitmek düşüncesi meğer büsbütün uydurma değilmiş… Demek içyüzünü bilmediği halde buradan o kadar ürkmesi, insanlığa aykırı bir yer olduğunu sezmesinden…”2
 

Bundan birkaç sayfa sonra, Adliye’de iki tutuklu karakter görülür. Bunlar arasında, kısa ve romanın gidişatı içinde fazlasıyla önemsiz gözüken bir diyalog yaşanır:
 
- İçeride ne var, ne yok?
- İyilik, sağlık
- Arkadaşlar nasıl?
- İyiler…
- Zarzarı vurmuşlar.
- Evet…
- Ağır dediler.
- Değil.
- Seringel vurmuş.
- Seringel… Evet…
- Kumar dalgası mı?
- Evet…
- Kahpelikle vurmuş Seringel… Ama Zarzar kefeni yırtarsa, öcünü alır…3

 
Bu diyalog, romanın devamında tamamen unutulur ve bu konuyla ilgili hiçbir gelişme yaşanmaz.
 
Ancak, Esir Şehrin Mahpusu’nda Seringel ve Zarzar, önemli karakterler olarak Kamil Bey ile aynı yerde bulunurlar. Kamil Bey, her iki karakteri de tanıdığı gibi, aralarını açan “kumar dalgasının” ne demek olduğunu da gayet yakından tanıma fırsatı bulur.

1Esir Şehrin İnsanları, s.119
2s. 162
3s. 120 -121
 


Esir Şehrin İnsanları’ndaki kadar olmasa da, Esir Şehrin Mahpusu’nda da Kurtuluş Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na İstanbul’dan verilen tepkiler yine ön plandadır.
 
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden sürecin belki de en önemli, en “kutsal” olayı haline gelen Kurtuluş Savaşı, günümüzde tam ve eksiksiz bir kahramanlık süreci olarak hatırlanır: Vatanını kaybetmiş olan Türk milleti, bu durumu kabullenmeyerek kahraman başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde seferber olmuş ve tüm düşmanları bozguna uğratmayı başarmıştır.
 
Oysa, bu bakış, tarihi gerçeği tam olarak yansıtmaz. Çünkü, Mustafa Kemal ve onun yanındakiler Anadolu’da direnmeye çalışırken, Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerinde hayat devam eder. Başkent İstanbul’da, resmi olarak İtilaf Devletleri’ne teslim olmuş olan padişah ve onun hükümeti, hala pozisyonlarını korumaktadır. Onlar için, Mustafa Kemal’in Anadolu’da düşmana karşı direniyor olması, bir “kurtuluş mücadelesi” değil, savaşı kazanmış devletlere verilen sözlere zıt bir “isyan” hareketidir. Öyle ki, aslında isyan hareketlerini kontrol altına alması için Anadolu’ya gönderilmiş olan Mustafa Kemal’in, böyle bir niyeti olmadığı anlaşılınca ordudan kovulmasına karar verilmiş, Mustafa Kemal de Osmanlı ordusundan istifa etmiştir.
 
Dolayısıyla, Anadolu’dan uzakta, İngiliz kontrolü altında ve hala padişaha bağlı olan İstanbul’da, halkın tamamının “Kurtuluş Savaşı”nı ve Mustafa Kemal Paşa’yı desteklediğini söylemek mümkün değildir. Burada; hala padişaha sonuna kadar sadık olanlar, şehri işgal eden İngilizleri bir fırsat olarak görüp onlarla iş yapmaya çalışanlar, ülkenin kurtarılması için İngiliz veya Amerikan mandasının en ideal çözümler olduğuna inananlar, Mustafa Kemal ve takipçilerinin Rusya kontrolündeki Bolşevikler olduğunu düşünenler ve hatta ülkenin mutlaka kurtarılması gerektiğini, fakat bunu Anadolu’daki gibi resmi olmayan bir direniş ile değil, vakti geldiğinde padişahın emri altında yapmanın doğru olacağını savunanlar bulunur.
 
Esir Şehrin İnsanları romanı, yukarıda listelenen bu kesimlerin, Anadolu’ya karşı verdiği “politik” ve “ideolojik” mücadeleyi daha iyi yansıtır. Esir Şehrin Mahpusu’nda ise, Kurtuluş Savaşı’na verilen tepkiler genellikle mahkumlardan gelir. Buradaki tepkiler, ilk romandakine göre daha ilkel ve daha basittir.
 
Mahkumların çoğu, yalnızca padişaha karşı çıktıkları için Mustafa Kemal ve çevresindekilerin başarısız olmasını ister. Aynı zamanda, Anadolu’daki hareketin devleti fazlasıyla meşgul ettiği, bu hareket bastırıldığı takdirde genel bir af çıkarılarak hapishanedeki pek çok kişinin serbest bırakılacağı düşüncesi de hakimdir.
 
Tıpkı toplumun geri kalanında olduğu gibi, hapishanede de Anadolu’yu destekleyenler vardır. Ancak, sayıları az olduğu için, bu kişiler tutumlarını sır gibi saklamaya, bu konuyu yüksek sesle ifade etmemeye zorlanırlar. Hapse girme nedeni Anadolu’yu desteklemek olan Kamil Bey bile bu gerçeği etrafındaki diğer insanlardan uzun süre saklar, içeri hırsızlıktan girdiğini söylemeyi tercih eder.

 
 

Esir Şehrin Mahpusu'nun temel mekanı, Sutlanahmet Tevkifhanesi günümüzde bir otel olarak hizmet veriyor. 

Romanla ilgili verilebilecek önemli bilgilerden bir tanesi, yazar Kemal Tahir’in kendi hayatı ile ilgilidir.
 
Esir Şehrin Mahpusu, başından sonuna kadar hapishanede geçer. Kamil Bey, aslında gerçek anlamda bir suç işlemediği halde, inandığı politik görüş nedeniyle hapse atılmıştır. İyi eğitim görmüş, aydın bir kişi olarak, kendisinden çok farklı insanlarla iç içe yaşamak zorunda olduğu bu ortam, onun büyük bunalımlar yaşamasına neden olur.
 
Bir hapishane romanı yazması, Kemal Tahir’in tıpkı Kamil Bey gibi politik nedenlerle hapse atılması ve yaklaşık on iki yıl boyunca hapiste kalması ile ilişkilendirilebilir. Kamil Bey, Osmanlı Devleti devam ederken Anadolu’daki Milli Mücadele hareketini desteklediği için hapse atılırken, Kemal Tahir de, bu fikir dönemin “yasaklı” fikirlerinden biriyken, komünizmi benimsediği ve bu fikri yaymaya çalıştığı için cezaevine gönderilir. Tıpkı Kamil Bey gibi, onun da eğitimli, aydın biri olarak, hapishanede zorlu yıllar geçirdiği tahmin edilebilir. Bu durum, romanda gördüğümüz Kamil Bey’i, Kemal Tahir’in bir uzantısı haline getirir.
 
Üstelik, romanın geçtiği İstanbul Tevkifhanesi, Kemal Tahir’in gerçekten de hayatının bir bölümünde kaldığı bir cezaevidir.
 
1938 – 1950 yılları arasında hapiste kalan Kemal Tahir ile karakteri Kamil Bey arasındaki bu ilişki, Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu romanlarının farklı bir açıdan okunması ihtimalini de ortaya çıkarır. Kemal Tahir’in bu romanlarındaki asıl amacı Milli Mücadele yıllarında İstanbul’daki durumu göstermek midir, yoksa bu romanı okuyan kişilere bir mesaj vermek mi?
 
Yazarın politik görüşleri, Kamil Bey’in yaşadıkları ile birlikte okunduğunda, romandan şöyle bir alt-metin çıkarılabilir:
 
“Bakın, Kurtuluş Savaşı gibi “kutsal” bir mücadele bile yaşandığı yıllarda “eski düzenin” destekçileri tarafından lanetleniyor, Anadolu’yu destekleyenler hapse atılıyordu, sonunda herkes bu mücadelenin ne kadar haklı olduğunu gördü, bu uğurda savaşanlar kahraman ilan edildi, Milli Mücadele’ye karşı çıkanlar ise komik denilebilecek bir duruma düştü.
 
Şimdi yine aynı şey oluyor, “doğru ve haklı” bir komünizm mücadelesi veriliyor, ancak yakında “eski düzen” haline gelecek kişiler bizim mücadelemizi lanetliyor, bizi hapse atıyor; ancak tıpkı daha önce olduğu gibi yine sonunda haklı olanlar kazanacak, bizi bu duruma düşürenler cezasını çekecek.”

 
Ancak bu, somut olarak kanıtlanması mümkün olan bir okuma değildir. Kemal Tahir’in politik görüşleriyle paralel olarak düşünülmediği zaman, romanlarda bu durumu net bir şekilde birbirine bağlayacak somut veriler görülmez.
 
Bu konuya, Fethi Naci’nin Esir Şehrin İnsanları eleştirisinde değinilir. Naci de, böyle bir okuma ihtimalini görse de, romancılık açısından durumun bu olmadığı sonucuna ulaşır:

“Bir kere, Kamil Bey’in oluşumunu roman içinde verirken, Kamil Bey’in görüşüyle, gelişmesiyle yazarın kendi görüşünü birbirine karıştırması tehlikesi var. Kemal Tahir’le Kamil Bey üst üste çekilmiş fotoğraflara dönmeyecekler. Bu, şart. Yoksa roman, bir propaganda aracı durumuna düşer. (…) Yani, aristokrasiden gelen bir aydının gelişme sürecini ileri bir yazarın görüşüyle – ama bu görüşle kahramanın görüşünü birbirine karıştırmadan – incelemiş. 

1Naci, Fethi. Yüz Yılın 100 Türk Romanı. İş Bankası Yayınları, 2. Baskı. s. 243