Eylembilim Oğuz Atay

Zaman ve Mekan
Toplumsal Eleştiriler
Kurgu, Dil ve Anlatı Üslubu
Eylembilim’in merkezindeki olaylar düşünüldüğünde, bu romanın içinde geçtiği zaman ve mekandan ayrı bir şekilde değerlendirilmesinin mümkün olmadığı da söylenebilir.
 
Romanda geçen zaman açık bir şekilde belirtilmese de, yaşanan olaylar ve Server Gözbudak’ın yazdıklarındaki detaylar, bize romanın 1970’li yıllarda geçtiğini gösterir. Oğuz Atay’ın hayatını kaybettiği 1977 yılında bu roman üzerinde çalışıyor olması da, bu görüşü destekler niteliktedir.


Üniversite özerkliği ve Üniversite İşgali kavramları hakkında daha detaylı bilgiler için Arka Plan bölümüne göz atabilirsiniz. 
 
Romandaki zamanı daha iyi anlamamızı sağlayan temel şey, üniversitede devam etmekte olan sağ – sol çatışmaları, fakülte – üniversite işgalleri ve öğrenci eylemleridir. Server, romanın otuz beşinci sayfasında “üniversite özerkliği”nden ve kendi kararlarını verdikleri gerçeğinden bahseder. Bu ifade de, romanın geçtiği zamanı daha iyi anlamayı sağlayabilir.
 
Bununla birlikte, romanın “tek zamanlı” bir eser olmadığını belirtmek de faydalı olacaktır. Özellikle Server’in üniversitede yaptığı konuşmadan sonra evde geçirdiği akşam anlatılırken, yazar daha geriye dönerek Server’in öğrencilik yıllarından çeşitli anılar sunar.
 
1970’li yıllarda giderek şiddetlenen sağ – sol çatışmaları, 1980’de yapılan askeri darbeye kadar devam eder. Romanda gördüğümüz “üniversite işgali” gibi, karşıt görüşlü grupların birbirleriyle çatışması, öğrencilerin göz altına alınması, hatta öldürülmesi, hep bu dönemde gerçekten yaşanan olaylar olarak tanımlanabilir.
 
1970’li yılların politik atmosferini kısa bir yazıyla değerlendirmek mümkün olmasa da, romanda büyük rol oynayan önemli kavramlar hakkında daha fazla bilgi almak için Arka Plan bölümüne göz atabilirsiniz.
 
Eylembilim, yukarıdaki şemadan da görebileceğiniz gibi, toplumsal konularla yakından alakalı bir romandır. Kitabın ana karakteri Server Gözbudak, anılarını kaleme alırken pek çok noktada toplumsal eleştirilerini dile getirir.
 
Oğuz Atay’ın daha önceki romanlarında olduğu gibi, Eylembilim’de de merkeze burjuva hayatı ile ilgili eleştiriler yerleştirilir. Server mobilya taksitleri, ev borçları ve herkesin birbirine benzemeye çalıştığı bir hayatı yaşarken, bir taraftan da bu yaşam tarzından memnun olmadığını hissettirir. “Çok can sıkıcı, ama “tehlikesiz ve rahat” bir hayat olarak tanımladığı bu yaşam stili[1], onun politik görüşleri ile de ters düşer.
 
Yazarın burjuva toplumu ile ilgili bu eleştirilerini daha somut şekilde sunduğu bir nokta romanın başında yer alır. Karakterinin temel özelliklerinden biri olarak, herkes gibi, “bir insan”, “bir X” olmaya dayanamayacağını ifade eden Server[2], yıllarca çalışıp profesör olmanın, aslında çevresindeki herkesten farksız hale gelmesi anlamına geldiğini söyler.[3]
 
Bu eleştirileri yapmasını sağlayan olay, kalp krizi geçiren Refik Hoca’nın asistanının karikatürize edilen davranışlarıdır. Asistan, ufak tefek bir adam olan Refik Hoca’yı taklit etmek için olduğu yerde “küçülürken”, diğer taraftan karşısında gördüğü Server’e benzemeye çalıştığı için “büyümeye” çalışır:
 
Refik Beyin asistanını çağırttım: Daha şimdiden Refik Beye benzemeye başlayan silik bir gençti; mesela şimdiden sanki hocası gibi küçülmeğe başlamıştı. (…) Gene de asistan üzerine düşünmekten kendimi alamıyordum: İşte genç adam hasta hocasından vazgeçiyordu, karşımda yavaşça büyümeğe, irileşmeye başlıyordu. Refik Beye oranla oldukça iri sayıldığım için bana benzemeğe çalışıyordu, hatta biraz da gençleşmişti.
 
(…)
 
Masanın öteki ucunda asistan kıpırdamadan oturuyordu: Bazen büyüyor, bazen küçülüyordu. Sonra asistan notlarına bakacaktı, kaldığım yerden devam edecekti. Hangimize karar verecekti sonunda? Bana mı? Refik Beye mi? Ona göre sınıfta büyüyecekti, ya da küçülecekti. Kendi boyutlarında kalamaz mıydı? Asistana baktım: Kalamazdı. Bu, daha nice asistanları parçalayıp istediği boyutlara getirmiş bir dişli çarktı. Ben de kim bilir kime benzemiştim? Hepimizi benzetmişlerdi.[4]
 
Romandaki bir başka toplumsal eleştiri konusu, içi boş bir Batı Hayranlığı olarak tanımlanabilir. Burjuva toplumu gibi, Oğuz Atay’ın romanlarında merkeze koyduğu sorunlardan biri olan Doğu – Batı sorunu, bu romanda farklı bir açıdan incelenir. Server Gözbudak, Batı Medeniyeti’ni sadece “Adamlar çok temiz!”, “Adamlarda hiç kopya yok!” gibi içi boş ifadelerle yücelten diğer profesörlere tepki gösterir.[5]
 
Üstelik Server’e göre Batı Medeniyeti’ni “temizlik” ve “kopya çekmemek” gibi özelliklerle değerlendiren bu hocalar, Batı’nın sanatı ve kültürü ile ilgilenmez. Bununla ilgilenmedikleri için, “kopya” kelimesinin doğrudan Fransızca veya İtalyanca’dan gelmesi veya Batı sanatının en önemli temsilcilerinden Van Gogh’un içinde yaşadığı koşullar gibi basit bilgileri göz ardı eder ve sonuç olarak idealize ettikleri Batı Medeniyeti’nin gerçekte var olmadığını göremez. [6]
 
Romanın merkezindeki olay sağcı ve solcu gençler arasındaki çatışmalar nedeniyle çıktığı için, Oğuz Atay konu aldığı zamanın koşullarını da eleştirir. Bir öğrencinin üniversitede öldürülebilmesi gibi bir konu kitabın merkezine konulurken, kendisi de sola yakın görüşlere sahip olan Server, muhafazakar görüşlü hocalarla doğrudan çatışma içine girer.
 
Server’in yazdıklarında sağ görüşleri eleştirmesi beklenebilecek bir durumken, matematik profesörü aynı zamanda kendisiyle benzer fikirler savunan kişilere de kinayeli bir şekilde yaklaşır. Örneğin, üniversite işgali sırasında tüm yetkileri alarak eylemi yönlendiren Ayhan Balba, inandıkları doğrultusunda hareket eden gerçek bir liderden çok, Amerikalı casus filmlerindeki karakterlere bezmemeye çalışan biri olarak gösterilir.[7]
 
[1] s. 59
[2] s. 31
[3] s. 23
[4] s. 22- 23
[5] s. 30 - 31
[6] Kopya: s. 33 Van Gogh: s. 31
[7] s. 91
Eylembilim’i kurgu açısından incelerken dikkat edilmesi gereken bir nokta, kitabın başındaki “giriş” bölümüdür. Kitap, geleneksel romanların aksine, tipik bir anlatıcı üzerinden okuyucuya sunulmaz. Server Gözbudak’ın kaleme aldığı hatıraları olarak sunulan Eylembilim, okuyucuya Gözbudak’ın avukatı Dilaver Kalas tarafından sunulur.
 
Yukarıdaki şemada da görebileceğiniz durum, Eylembilim’i kurgu açısından ilginç bir konuma getirir. Ancak, Dilaver Kalas’ın romanın kurgusu üzerindeki etkisi, yalnızca bu şemada görülen ile sınırlı değildir.
 
Avukat, Server’in hatıralarını sunarken bu yazılanların doğası ve eksiklikleri ile ilgili de yorumlar yapar. Örneğin, Dilaver’e göre Server’in notlarında “bir anlatım birliği” yoktur, “zaman ve şahıs” keyfi olarak değişmektedir: “Mesela merhum, olayları birinci tekil şahıs olarak kendi başından geçmiş gibi anlatırken (…) birden üçüncü tekil şahsa geçerek sanki olanlarla hiç alakası yokmuş gibi bir tavır takınır.[1]
 
Romanın Server tarafından “yazılmış” olan dört bölümü incelendiğinde, bu “eleştirilerin” haksız olmadığı görülür. Örneğin, kitabın 45. sayfasında, Server bir anda anlatıcı değiştirerek kendisinden üçüncü tekil şahısta söz etmeye başlar. Dilaver Kalas’ın mektubu Oğuz Atay’ın bu durumu bilinçli bir şekilde yaptığını kanıtladığı için, normal şartlarda romanın yapısı ile ilgili bir “problem” olarak görülebilecek bu durum, yazarın bilerek ve isteyerek kullandığı bir edebi tekniğe dönüşür.
 
Romanın ilerleyişi içinde, Server Gözbudak farklı “romancılık” meselelerine de değinir. Örneğin, yetmiş beşinci sayfada tanınmış bir şairin bulunduğu masada yemek yiyen Server, onun Türkiye’de mutlaka “klasik” yapıda romanlar yazılması gerektiği yönündeki yorumlarını paylaşır. Şair “her şeyden önce bilinen temellere dayalı” romanlar yazılmasını, “öyle garip sorunları olmayan, karmaşık teknikler içinde anlatılmayan kahramanları” kullanmasını ister; bu yorumlara tepkilerinden Server’in bu cümlelere pek katılmadığı anlaşılır.
 
Server, başından geçen olayları anlatırken romanda “zaman” konusuna da değinir. Ünviersitede yaptığı konuşma sonrasında eve geldiğinde yaşadıklarını anlatan Server, buradaki hislerini anlatırken “o sırada (…) bütün bu yazdıklarının farkında bile olmadığını” düşünür, kendi içinde “bilinçaltı gözlemcilik” yapıp yapmadığını sorgular.[2] Olayları yaşayan Server ile, daha sonra bütün bunları tekrar düşünüp yazan Server’in aynı kişi olmadığı iması, 42. sayfada da dile getirilir.
 
Oğuz Atay, romanında kullandığı bu teknikleri bilinçli olarak kullanmakta olduğunu okuyucuya yalnızca Dilaver Kalas üzerinden göstermez. Yazdığı şeylerin karmaşık doğasının bilincinde olan Server Gözbudak da, kitabın 56. sayfasında şu ifadeleri kullanır:
 
Neyse, amacım olanları, gerçeğe uygun bir biçimde anlatmaktır. Zaten duyduğuma göre, modern yazarlar öyle yapıyorlarmış, onları okurken okuyucuya çok iş düşüyormuş.[3]
 
Kullanıdğı bu farklı anlatı tekniklerine rağmen, Eylembilim çok karışık veya anlaşılması zor bir roman değildir. Oğuz Atay’ın roman boyunca sade, akıcı bir dil kullanması, anlatıyı ağırlıklı olarak olaylar üzerinden yönlendirmesi, belli noktalarda karşımıza çıkan bu ilginç ögelere rağmen, romanın rahatlıkla anlaşılabilmesini sağlar.
  
 
[1] s. 13
[2] s. 46
[3] s. 56