Handan Halide Edib Adıvar

Halide Edib Adıvar
Mektup Roman
Vaveyla
Handan’da anlatılan hikaye ve değinilen temalar ile Halide Edib’in kendi hayatı arasında çeşitli benzerlikler bulunur. Romanı okumadan veya okuduktan sonra bunlar hakkında bilgi sahibi olmak, kitabı yazarın hayatı açısından da daha iyi anlamayı mümkün kılabilir.
 
Aşağıdaki bilgiler, romanın gidişatı ile ilgili çeşitli bilgiler içermektedir. Eğer romandaki olay örgüsünün tamamen sürpriz olmasını istiyorsanız, bu bölümü romanı okuduktan sonra incelemek isteyebilirsiniz.
 
Handan’ın merkezindeki konulardan bir tanesi, aşk, sevgi ve evlilik gibi kavramların sorgulanmasıdır: Handan’ın kocası Hüsnü Paşa, adeta evliliğe karşı yaratılmış bir adam gibidir. Handan, mutsuz evliliği ve aşk hayatı nedeniyle ciddi bir hastalık yaşar. Refik Cemal, evli olmasına karşın Handan’a aşık olur, ancak romanın kayda değer bölümünde Neriman ile Handan’ı aynı anda sever, ikisinin birbirlerini tamamlayan insanlar olduğunu düşünür.
 
1912 yılında yayımlanan bu eserde böyle konuların işlenmesi, Halide Edib’in kendi hayatıyla alakalı olabilir. Günümüzde Halide Edib Adıvar olarak tanınan yazar, bu soyadını kocası Adnan Adıvar ile paylaşır. Ancak Adnan Adıvar, Halide Edib’in aslında ikinci evliliğidir. Bundan önce Salih Zeki Bey isimli bir adamla evlenmiş, hatta ilk yazılarını kendi ismini kocasının ismiyle birleştirerek, Halide Salih ismiyle yayımlamıştır.
 
Halide Edib, Salih Zeki Bey ikinci bir kadın ile evlenmek isteyince ondan ayrılır. Romanda aşk ve evlilik gibi kavramların olumsuz şekillerde karşımıza çıkması, Handan’ın kocası Hüsnü Paşa’nın aşırı kadın düşkünlüğü, bu durumun bir yansıması olarak okunabilir. Benzer konular, yazarın bir başka romanı Seviyye Talip’te de işlenir. 
 
Romanın başlarında, II. Abdülhamid karşıtı olan Refik Cemal Bey, tutuklanmaktan korktuğu için kendi isteğiyle Avrupa’ya gider. Resmi olmasa da, fiili anlamda bir sürgün sayılabilecek bu yolculuk, Halide Edib’in kendi hayatından bölümleri andırır. Yazdığı yazılar sık sık muhafazakar kesimin tepkisini çektiği için, II. Meşrutiyet’e karşı bir devrim hareketi olarak gelişen 31 Mart Olayları sırasında Halide Edib önce Mısır’a, daha sonra da İngiltere’ye gider.
 
Halide Edib’in 1908 – 1909 ve 1910 – 11 yılları arasında kısa sürelerle İngiltere’de kalır. Bu dönemde yayımlanan Handan romanının kayda değer bir bölümünün İngiltere’de geçiyor olması da, yazarın bu durumuyla bir ölçüde açıklanabilir. 
 
Handan’ın bir roman olarak ön plana çıkan temel özelliklerinden bir tanesi, bu eserin klasik bir roman anlatısı ile değil, romandaki karakterlerin birbirlerine gönderdikleri mektuplar üzerinden ilerliyor olmasıdır.
 
Türk Edebiyatı’nda Handan ile özdeşleşen bu teknik, çok farklı bir roman yazma yöntemi gibi gözükebilir. Ancak “mektup roman” (ing. "epistolary novel")) aslında edebiyatta sık sık karşımıza çıkan, tarihi oldukça eskiye ve oldukça önemli yazarlara dayanan bir türdür.
 
Mektup romanlar, her şeyi bilen ve olayları üçüncü şahıs bir anlatıcı vasıtasıyla okuyucuya aktaran klasik romanların aksine, eserlere daha gerçekçi bir hava katmak ve birden fazla karakterin bakış açısını göstermek için kullanılır.
 
Kökleri daha geriye gitmesine rağmen, Batı Edebiyatı’nda 18. yüzyıldan itibaren oldukça popüler hale gelen bu tür, Handan örneğinde olduğu gibi baştan sona yalnızca mektuplarla inşa edilen bir anlatıyı ifade edebileceği gibi, mektupların eserin tamamını oluşturmadığı, ancak önemli bir anlatı üslubu olarak yer aldığı eserler için de kullanılabilir.
 
Montesquieu, Dostoyevski, Goethe gibi önemli yazarların da eserler verdiği bu önemli edebi tür, günümüzde popüler kültürün vazgeçilmez karakterleri haline gelmiş Dracula ve Frankenstein gibi roman kişilerini yaratırken de kullanılmıştır.
 
Bu konuda daha detaylı bilgiler için Mektup Roman başlıklı yazımıza göz atabilir, konuyla alakalı listemize göz atabilirsiniz:

Mektup Roman
Mektup Roman Türünü Tanımak İçin Okuyabileceğiniz 5 Eser
 
Romanın önemli motiflerinden bir tanesi, Nazım ve Handan’ın roman içinde birkaç kere bahsettikleri Vaveyla şiiridir. Namık Kemal’in önemli şiirlerinden biri olan bu eser, roman içinde anılsa da hiçbir zaman tam olarak sunulmaz. Aşağıda, bu şiirin tamamını ve çok basit bir açıklamasını bulabilirsiniz.
 

Yapım Aşamasında. 


19. yüzyılın sonlarında yazılan bu şiirde günümüzde yabancı gelebilecek kelimeler de bulunur. Bunların anlamlarını, kelimelerin üstüne tıklayarak görebilirsiniz.
 
Nefta 1
 
Feminin rengi aksedip tenine
Yeni açmış güle misal olmuş
İn'itafiyle bak! ne al olmuş! 
Serv-i simin safalı gerdenine
Bu letafetle ol nihal-i revan
Giriyor göz yumunca rü'yama
Benziyor aynı, kendi hülyama
Bu tasavvur dokundu sevdama
Ah böyle gezer mi hiç canan
Gül değil arkasında kanlı kefen
Sen misin sen misin ey garib vatan!
 
Nefta 2
 
Bu güzellikte hiç bu çağında
Yakışır mıydı boynuna o kefen? 
Cisminin her mesamı yare iken
Tuttun evladını kucağında
Sen gider isen bizi kalır sanma
Şühedan oldu mevt ile handan
Sağ kalanlar durur mu hiç giryan
Tende yaştan ziyadedir al kan
Söyleyen söylesin sen aldanma! 
Sen gidersen bütün helak oluruz
Koynuna can atar da hak oluruz
 
Nefta 3

Git vatan! Kabe'de siyaha bürün
Bir kolun Ravza-i Nebi'ye uzat
Birini Kerbela'da Meşhed'e at
Kainatta o hey'etinle görün! 
Bu temaşaya Hak da aşık olur
Göze bir alem eyliyor izhar
Ki cihanda büyük letafeti var
O letafet olunsa ger inkar
Mezhebimce demek muvafık olur
Aç vatan göğsünü İlah'ına aç! 
Şühedanı çıkar da ortaya saç!
 
Nefta 4
 
De ki Yâ Râb bu Hüseyn'indir
Şu mubârek Habîb-i zî-şânın
Şu kefensiz yatan şehîdânın
Kimi Bedr-in kimi Hüneyn'indir
Tazelensin mi kanlı yâreleri? 
Mey dökülsün mü kabr-i eshâba? 
Yakışır mı sanem bu mihrâba? 
Haç mı konsun bedel şu mîzâba? 
Dininin kalmasın mı bir eseri? 
Adem evlâdı bir takım cânî
Senden alsın mı sâr-ı şeytânî?

Vatan sevgisini öne çıkaran ve ülkenin içinde bulunduğu olumsuz durumu eleştiren bu şiir, romanın vatansever karakterleri tarafından okunur. Bu şiiri sevmeleri, Refik Cemal, Nazım ve Handan gibi karakterlerin siyasi görüşünü ortaya koyar.