Hiçbiryer'e Dönüş Oya Baydar

Alıntı #1, Sayfa 14: 
Mabetlerimiz çöplük, kutsal kitaplarımız kağıt parçası, peygamberlerimiz sahtekar ilan edilmişti. Yüzyılın hıncıyla, tarihin sonunun geldiğini, ütopyamızın yalan olduğunu haykırıyor, zafer naraları atıyorlardı. 

Açıklama
Hiçbiryer’e Dönüş’ün merkezinde, inandıkları görüşün çöktüğü gerçeğiyle yüzleşmeye çalışan komünistlerin yaşadıkları yer alır. Bu konunun romanın ana karakterlerine hissettirdikleri, yukarıdaki cümleyle bir anlamda özetlenmiştir. 
 
Alıntı #2, Sayfa 13: 
Koşucam, koşucam, koşucam. Kendimi uçakların altına atıp öldürücem.

Açıklama
Romandaki ana karakterin oğlu Eylül tarafından söylenen bu cümleler, anlatının en trajik boyutlarından bir tanesini oluşturur.
 
Ana karakter, beklemediği bir şekilde hamile kaldıktan sonra çocuğu doğurmaya karar verir. Bu kararı, onu önemli bir lider olarak gören devrimci kitle arasında destek görmez: Hem bir çocuk yetiştirip, hem devrimcilik yapılabileceği düşüncesi soğuk karşılanır.
 
Ana karakter ve kocası, çocuklarını parti toplantılarına, grevlere, eylemlere götürerek yetiştirmeye çalışır. Amaçları, bir anlamda, bunun yapılamayacağını söyleyen insanların haksız olduğunu kanıtlamaktır.
 
Bunun sonucunda, oğulları Eylül son derece mutsuz bir çocukluk geçirir. Yaşadığı travma yukarıda söylediği cümleden anlaşılabilecek Eylül, gençlik yıllarında bir uyuşturucu bağımlısı haline gelir ve romanın ana karakterinin hayatı ile ilgili tek pişmanlığı olur.
 
Alıntı #3, Sayfa 134: 
Eski günlerdeki gibi olamayız. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Bunu sen de yaşayarak göreceksin. Hiçbir zaman da eskisi gibi olmayacak, anlayacaksın. 

Açıklama
Komünizmin çöküşü, romanda karşımıza çıkan karakterler açısından yalnızca inandıkları bir siyasi fikrin başarısız olması anlamına gelmez.
 
Bütün geçmişleriyle bir sorgulama yapmalarına neden olan bu tarihi süreç, aynı zamanda arkadaşlıkların, ilişkilerin ve evliliklerin de sona ermesine sebep olur.
 
Romanın ana karakterinin bir arkadaşı tarafından söylenen bu cümleler hakkında daha kapsamlı bilgiler için, “Analiz” bölümüne göz atabilirsiniz.
 
Alıntı #4, Sayfa 135: 
Hep bilimden söz etsek de, sanırım mümindik, dindardık. Devrim dininin müritleriydik (…) Duvar yıkıldığında oradaydım. Berlin’de. Önce şaşkınlık, sonra kuşlu, sonra çözülme. 

Açıklama
Romanın ana karakteri tarafından söylenen bu cümleler, o ve çevresindekilerin bu düşünceye ne kadar körü körüne, ne kadar inançla bağlı olduğunu gösterir.
 
Bu kadar “büyük” bir inanç, elbette, çöküşün etkilerinin de en az o kadar “büyük” olmasını sağlar. 
 
Alıntı #5, Sayfa 222: 
Ve ben, burada, bu unutulmuş adada, iyiyim. Hep başkaldırıyı sevmiştim. Sonu yenilgi bile olsa… İspanya İçsavaşı’na, 1917 Devrimi’ne, Sparcatus’a, Bruno’ya, Şeyh Bedreddin’e, 68 baharına tutkunluğum bu yüzdendi. Hepsi birer büyük başkaldırıydı ve hepsi yenilgiye uğradı. Hepimiz yenildik. Burası, bu ada, isyanın ve yenilginin anıtmezarı değil; boyun eğişin sığınağı, ütopyanın hiçbiryer’e dönüştüğü son nokta. 

Açıklama
Roman boyunca, yıllar sonra döndüğü İstanbul’da mutlu olmaya çalışan ana karakter, hikayenin sonunda bunun mümkün olmadığını anlayarak ıssız denebilecek bir adada inzivaya çekilir.
 
Bu cümleler, onun romanın sonunda nasıl bir psikolojide olduğunu da gösterir niteliktedir.